SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bursa'nın yakasında siyah zümrüt broş

Yazının Giriş Tarihi: 16.05.2015 08:11

İznik ve Bursa gibi tarih boyunca pek çok ulusun ihtişamını çeken ve pek çok ulus tarafından işgal edilen iki şehrin arasında geçiş yolunda yer alması nedeniyle, Gemlik bölgesinde zaman içerisinde pek çok devlet egemen olmuş; Lidyalılar, Persler, İyonlar, İskender, Britanyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Haçlı ordularının istilası ve son olarak ta Osmanlılar.

Gemlik'in Ortaçağ'daki adı Kius "Cius" tur. Bursa civarında kurulan en eski kent olması nedeniyle, İ.Ö. XII. Yüzyıl'da Argonotlar'a kadar gider. Herodot'un ünlü tarihinde söz edilen tek kent olması da ayrıca onur verici.

Gemlik 1333 yılında Kara Timurtaş Paşa'nın gayretleriyle fethedilmiş, Gemlik sözcüğü de, "Gemilik" yani gemilerin yanaştığı ve gemi üretildiği bir yer anlamından doğarak da bu günkü adını almış.

Gemlik tarihinin bilinen, bilinmeyen, bu güne dek gelmiş hangi yorumları olursa olsun sanıyorum ele geçiren hiçbir ulus bizim kadar zarar vermemiştir bu körfeze.

Tarihin geçmiş diliyle değil, bugün Gemlik pazarında tezgâhlarda duran neşesini kaybetmiş meyvelerin, yok olan zeytinlerin, tadı azalmış sebzelerin diliyle konuşmak isterdim. Yaşayan, canlı ve şimdinin diliyle. Çünkü gerçek "şimdi"dir.

Tarihin en gözde hikâyeleriyle donanıp gelmiş olması neyi değiştirir artık? Gözlerimiz, yeni ve yakışıksız bir tarih yarattığımızdan habersiz bakıyorken körfeze, önemli olan nedir ki artık?

Denizin, neredeyse korkarak başını körfeze yasladığı bir Gemlik var şimdi. Hoyratça kesilip yok edilen zeytin ağaçlarının, yükseliveren bina yığıntılarının arasında kaybolmuş, tarihini saklayacak yeri kalmayan bir Gemlik...

Kokusu denize benzemeyen, zeytin dallarından geçmeyen, insan kalbinden gelmeyen bir koku karşılıyor bizi. Denizi görüp şaşırıyoruz evet. Şairin dediği gibi değil şaşkınlığımız. Bir tuhaf haldeyiz körfeze karşı. Biraz suçlu, azıcık mahcup, çoğunlukla umursamazca şaşırıyoruz. Biz yapmamışız bu son çirkin resmi gibi. Orhan Veli'nin Gemlik'i değil ki artık burası.

Gemlik, gece güzel. Gecenin ince tülü sakilliği, yabancılaşmayı, yozlaşmayı saklıyor; rant için mezar anıtlar gibi yükselen binalara izin verenlerle anlaşmış gibi. Şıkır şıkır ışıldayarak, gökyüzünden yıldız inmiş gibi denize, çirkinlik uykuya çekilip, ortalıktan çekilmiş gibi.

Sosyo-kültürel, ekonomik pek çok açılımın karmaşası yaşanıyor biraz da. En çok da göçün. Coğrafi olarak çok uzak ve farklı insanların, omuzları değecek kadar kalabalıklaşan Gemlik sokaklarında neredeyse kalpleri, gözleri ve ruhları birbirine değmeden; toprakların, yaşayanlarına yüklediği sorumluluktan ve tarihinden habersiz yürüyorken,

Amaçsız, ne yapacağını bilmez halde internet kaferlerden yeni çıkmış gençlerin cep telefonlarından dinledikleri cızırdayan şarkılara karışan, çay bahçelerinin gürültülü, kulakları ziyan eden müziklerinin arasında, bir bardak çayın keyfini yakalamaya çalışıyorken,

Ve gençlerin o hallerine içimiz acıyorken,

Kalabalık bireyleri ve termoslarıyla beraber, bulabildikleri denize en yakın yerde çekirdek çitleyen, göçün yükünü omuzlarında taşıdıkları her hallerinden belli, çok katlı evlerinden çıkıp biraz olsun nefes almaya gelen aileleri görüyorken,

Uzaktan pek hoş görünen körfezin, martı seslerinden uzakta, metal ve insan kirliliğinden giremediğiniz denizine sadece kenardan bakıyorken,

Sokak aralarında dolaşıyorken, her nasılsa öylece bir başına eskiliği ve anılarıyla kalakalmış tek katlı gerçek Gemlik evleriyle karşılaştığınızda içinizdeki burukluğu bastırmaya çalışıyorken,

Diğer Akdeniz ülkelerinin denizlerine sahip çıkışlarını, sahil kasabalarına gösterdikleri özeni, küçük şık kafelerini, yaşam kalitelerini gördükçe içimizde yükselen imrenme ve geç kalınmışlık duygusuyla mücadele ediyorken,

Deniz kenarından getirip özenle sakladığımız, çocukluk anılarınızda kalan, gazoz içip çekirdek çitlediğimiz yazlık sinemanın neden hala Gemlik'te olmadığını kendi kendimize soruyorken,

Çocuklar için bir yeşil alan ya da parkın neden bu kadar imkânsız ve önemsiz sayılabildiğini hayretler içinde kalarak düşünüyorken,

İnternet kafe sayısı kadar çok kütüphane olabildiğinde belki de her şeyin daha güzel ve bir sahil kasabasına yaraşır olabileceğini aklımızdan geçiriyorken buluyoruz kendimizi.

Oysa ben tarihin karanlık tünelinden geriye doğru yürümek isterdim.

"Kolkida'dan (Kafkasya'dan) bir savaş yaparak dönmekte olan Argonotlar o devirde Siyanüs adını taşıyan Gemlik körfezinin sahillerine gelirler.

İlk gemiciler olarak adlandırılan bu Yunan heyeti, gemilerine su almak için aralarından 'İlas' isimli birisini karaya gönderirler. Karaya çıkan İlas, çeşmeden su doldururken, periler tarafından yakalanarak dağa kaçırılır.

Gemiye dönmediğini gören kafile başkanı Siyüs arkadaşlarını arayıp bulmaları için emrindeki insanlardan bir kısmının karaya çıkmalarını emreder. İşte o tarihten yani Hicretten (2012) Milattan ise (1390) yıl evvel Gemlik topraklarına ayak basan bu Yunan savaşçıları İlas'ı bulmak amacıyla sahilde konaklamaya karar verirler.

İlk defa yerleştikleri bu yere, kafile reisleri olan Siyüs' ün ismini vererek şehrin temellerini atarlar. İlas'ı bulmak için her tarafa gözcüler konur. Dağların geçitleri yol boyları daimi bir gözetim altında bulundururlar.

Günler geçtikçe Gemlik'te yerleşmeleri kesinleşen Argonotlar İlas'ı bir türlü bulamazlar. Unutamadıkları arkadaşları her sene İlas'ın kaybolduğu günün yıldönümünü anmak için aralarında toplantılar tertip etmeye karar verirler. O gün geldikçe gruplar halinde toplanarak eğlenceler hazırlayıp, hep bir ağızdan hazinli şarkılar söylerler."

Oysa ben, Körfeze doğru hazinli şarkılar söylemek yerine; küskün zeytin dallarını avuçlarımda saklayıp; Gemlik'in ara sokaklarında bilerek kaybolmayı, denizle bir olup, zeytin karasıyla Gemlik tarihini yeniden yazabilmeyi isterdim.