SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Biz öğretemeyenler!

Yazının Giriş Tarihi: 24.11.2020 00:21

Öğrencisinin gözlerine bakıp dersi anlatamayan öğretmenleriz. Aramızda ekranlar, kablolar, elektronik bağlamlar var. Bilgi aktarıcılarız artık bilgi doğurtan değil. Görüntüsünü, şeklini, giyimini, yoksulluğunu, mutsuzluğunu göremediğimiz çocuklara dersler vermeye çalışıyoruz. Onlar sadece bir rakam değiller ki.

Sınıfa girdiğinizde bilirsiniz en arkada başı dirseklerinin arasına sıkışmış çocuğun evden kederli geldiğini. Teneffüste arkadaşları anlamadan yanınıza gelmesi için bahane görevler yaratırsınız. Ya da size anlatacakları olanlar yanınıza gelip, bir yudum almadan elinizde soğuyan çayınızla koridorun gürültüsü içinde, o gençlik heyecanı kalbinde, kız arkadaşıyla yaşadığı bir soruna çare bulmanızı bekler ayaküstü. Velileri çağırırsınız ya da gizlice öğrencinizden habersiz incitmeden, evde olanları anlamanız gerekir bazen. Çünkü çocuk güvenli bir yol arayıp bulamamaktan kaybolmak üzeredir fark edersiniz.

Evlerinde yoklukları çoktur. Kalabalık aileler sıkış tepiş küçücük evlerde birbirlerinden habersiz yaşarlarken oradan çıkıp okula gelmiş, cebinde harçlığı olmayan çocuğu bilir, kantinden bir şeyler alır sınıfa sözde ödül dağıtır her birinin azıcık karnı doysun istersiniz. Varsın Platon'un idealar kuramını anlayamamış olsun, Sokrates'in "Bir tek şey biliyorum o da hiçbir şey bilmediğimdir" sözüne "Hocam Sokrates'in bilemediğini biz nerden bilelim" demiş olsunlar. Ne çıkar? Değil mi ki bu genç çocuklar daha şimdiden hafta sonları, okul çıkışları harçlıklarını çıkarmak için çalışmaya gidip, evdeki sosyo kültürel açmazlarıyla boğuşup ayakta kalmaya çalışıyorlar. Kiminin hapiste babası, abisi, ay sonunu makarna ve ekmekle sofra kurup gündeliğe gidip çocuklarının başında durmaya çalışan anneleri vardır. Bunları bilir öğretmenler. Oysa şimdi ekrandaki rakamdan sesler olarak karşımızda duran çocuklara ulaşamıyoruz.

Felsefenin ne olmadığını anlatarak başladığımız derslerde ne olduğu konusuna geçene kadar epey bir zaman kaybımız oluyor kablolar yüzünden. Bazı konular, kavramlar gözlere doğru anlatılır. Sadece tahtaya yazılmaz. Ortaya konuşulmaz. Ruh aktarımı olmayan dersler başarılı sayılmaz benim gözümde. Sorgulamayı, rasyonel düşünmeyi, dünyaya başka pencerelerden bakmayı öğrenemeyen çocuk felsefe dersinin özünü kavrayamaz. Hepimiz aynı kara ekrana bakıp duruyoruz. Etik değerleri, metafizik bağlamda düşünebilmeyi öğretebilmek için o kabloları, soğuk ekranı delip geçmek ne kadar zor hele benim gibi eski moda öğretmenlik yapmaya ısrarla devam edenler için.

Ses oluyor sadece karşımda. Bir soruya doğru cevap veren öğrencinin hangisi olduğunu anlamak için sorduğumda "Hocam ben değilim şu arkadaşım doğru yanıt verdi" diyene iki kere daha fazla teşekkür ediyorum. Çünkü bir soruyu doğru yanıtlamaktan daha kıymetli olan şey, dürüst olmayı başarabilmektir hem de beni orda kolaycacık kandırma şansı varken.

Dünya zorlu bir süreçten geçiyor. Her daim böylesi deneyimler yaşamış insanoğlu var oldu olalı. Savaşlar, salgınlar, kıtlıklar. Şimdi bizler kendimiz şu zaman diliminde bunu yaşıyoruz çoluk çocuk genç yaşlı her birimiz. Küresel bir sorunu ülkesel olarak nasıl yönetemediğimizi de görüyoruz. Eğitim tam da burada başlıyor. Bu başarısızlıkların sebeplerini sorgulamak, yaşama ve insan haklarıyla bağını kurmak, hakça ve insana yaraşır çözüm önerilerini bulabilmek. İşte size felsefe öğretiminin müfredat dışı, çağın sorunlarıyla biçimlenen sorgulamalarına en canlı ders. Çevrim içi, dışı adı ne olursa olsun. Hepimizin canını yakıcı bu zaman diliminde "Birbirimize zarar vermeden ve birbirimizin temel haklarına saygı duyma bilincini kaybetmeden nasıl insanca yaşamalıyız?" sorusu en sanal ve en gerçek sorudur sorabileceğimiz. Kendi anadilinde yazıp okumayı çoktan unutmuş çocuklara öğretmenlik yapabilmeyi başarabiliyor muyuz bunu zaman gösterecek.

Öğretmen ve öğrenci ilişkisi hazır tanımlara sığmayacak derinliktedir. Bir çocuğun dünyasını biçimlendirmek oldukça yüksek değerde sorumluluk içerir. Platon, "Geometri bilmeyen girmesin" yazdığı akademisinde sık sık kendi kitaplarını okur. Bu sıkıcı! okuma saatlerinde çoğu öğrenci kaçar. Bir öğrencisi hariç. Platon bunları hiç fark etmiyormuşçasına hiç olmazsa bir öğrencisine faydası olur düşüncesiyle okumalarına devam eder. Dersi bırakıp gidenlerin gözünde "Hocasının yağcısı" olarak değerlendirilen öğrenci Aristoteles'tir.

Sonraları Aristoteles öğretmeninden öğrendiklerini kendi aklıyla harmanlayıp, mantıksal çıkarımlarını, kendi felsefesinin temellendirmelerini yapıp, büyük İskender'in akıl hocası olur. İskender'e ne öğretmiş olabilir? Eğitim öğrendiklerimizden unuttuklarımızdan sonra geriye kalan tortular, bizde yeniden yaratılan izlenimler değil midir? İskender'in orduları bir gün yolda susuz kalır. Öncü birlikler ileride su buldukları müjdesiyle İskender'e gelirler. Yanlarında İskender için bir kabın içine doldurulmuş taze su getirmişlerdir. İskender "Adamlarımdan önce asla!" der. İşte Aristoteles ne öğrettiyse geriye kalan iz böyle karar anlarında ortaya çıkar ki burada Platon'un saatlerce yılmadan tek bir öğrenciye dahi okumalarını devam etmesinin payı göz ardı edilebilir mi?

Bir tek öğrenciye dahi küçücük bir umut, bir dokunuş, yaşamını eğip bükebileceği sorgulama gücü, sadece görüntü, ses ve rakamdan öte o ekranı delip insan olmanın onurunu taşıyacak, içi gülümsemeler dolu sevgi taşıyan kalp bırakabilmek her çabaya değer. Çünkü Ahmed Arif'in dediği gibi "Bir salgın / Bir deprem gibi künyemiz / Nicedir."