SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

55 yaşıma...

Yazının Giriş Tarihi: 27.04.2019 07:15

Gülün ölüm yüzyılında doğdum

makine, melekleri çoktan kovalamıştı. (Jorge Carrera Andrade)

Epey olmuşum büyüyeli diyorum içimden. Hatta çok bile olmuşum. Çünkü bugün benim doğum günüm. 5, 15, 25, 35, 45 ve 55 hepsi bir arada eleler, annesinin eteğine tutunmuş, yanından ayrılmayan çocuklar gibi. Hepsini ayrı seviyorum yine de. Her şeye rağmen. İyisi kötüsü, acısı tatlısıyla her birinin ayrı kişilik ve yaramazlıklarıyla beni bu günüme taşıdıkları için ve hala kendim olarak var olmama yardım ettikleri için seviyorum. Canıma okudukları zamanları da unutmadan elbette. Çünkü insan neyi neden sevdiğini bilmelidir her zaman. Ya da neden sevmediğini de. Hayat dalgalı bir deniz. Her dalgayı aşınca bir diğeri geliyor kıyıya varana kadar. Sadece giderek kulaç atmada ustalaştıkça yorgunluğu artıyor insanın. Yoksa Cioran gibi "Doğmuş olduğum için kendimi bağışlayamıyorum." mu demeli?

Çünkü filmin fragmanından sonunu önceden tahmin edenlerden oldum hep. Yarını yalanlamaktan korktuğum için de çok beklenti ve umuda yakın olmadım hiçbir yaşımda. Hayatın getirdiklerini bir saat tamircisi ustalığında onarmayı, kırık dökükleri toparlamayı öğrendim. Eh arada iyi yaptığı şeyler de oluyor insanın tabi onca kedere rağmen.

Yüzün suçunu aynaya yüklemeden, yaşlar, yaşanmışlıklar içinde kişiler değişse de sirkin devam ediyor oluşuna tanıklık ederken ne yazılır bilmiyorum aslında. Sirkleri çocukluğumdan beri sevmememin nedeni bu olsa gerek şu hayatla benzeşen. Sahici olmayan sahte mutluluklar dünyasını oldum olası sevemedim. Hazımsız, olmamış, yalancı insanları sevmediğim gibi.

Bu dünyada ne var? Daha yeni küçücük bir çocuğa tecavüz edildi. Anlam yüklediğimiz babalar, anneler, kadınlar, erkekler, insanlar, sevgililer, arkadaşlar her şey olarak gösteri dünyasının fiyaskolarıyız. İşte size büyük sirk sahtekarlığı.

Kendime yeni yaş hediyesi yazmak istedim. Bir daha bu kadar "olamam" belki diye. Bir iz bu günlerden, bir kelime, bir suskun ses bırakmak için. Yazı kalıcıdır pek çok şeyden. Her şey ve herkesler alıp başını giderken bir tek yazı olduğu yerdedir, kendi gibidir anlamların doğruluğunda. Belki de doğruluğa hapsolmuş bir "şimdi" den söz ediyordur kelimeler şu "an" olduğu gibi. Oysa anlamları özgürleştirmek için yazmak istedim hep. Kelimeleri incitmek istemedim. Çünkü benim bin bir parçamın taşıyıcısıydılar.

İnsan yine kendisi ele verir kendisini, kendisiyle şu "an" olduğu gibi. Sözcükler asıl söylemek istediklerimizi gizleyedursun ben kendi arkama gizlenmekten hep kaçındım. En doğru şeyi, olduğun gibi olmak zannettim. Meğer hayat gerçekleşmemiş düşlerin defnedildiği yermiş sonra anladım. Zaten artık hayal ve gerçek bir küs bir barışık bir türlü anlaşamayan iki kardeşe dönüşmüyor mu zamanla?

Zaman yontuyor ruhumu ben farkına varmadan. Sonra etraftaki tozdan dumandan anlıyorum ne kadar yontulmuşum meğer. Etrafı toplamak yine bana düşüyor. Hayat ve zaman birlikte karşımda benden daha güçlüler. Yırtarak geçiyor kalbimin içinden zaman. Biliyorum ama onlara kaptırmıyorum kendimi. Çünkü hala inandıklarım, sevdiklerim, okuyacak kitaplarım, adada deniz kıyısında yürüyeceklerim, gerçek dostlarım ve ailemle içecek kahvelerim, pişirilecek kurabiyelerim, oğlumun tertemiz yüzüne bakacak anlarım var beni bekleyen. Benim beklemediklerim onlardan daha hızlı gelseler de karşıma, sabırla zamanı öğüteceğim. Geriye bakınca taş olacağımı bile bile bakıyorum bazen. Unutmamak için her şeyi. "Unutan iyileşir". dese de Nietzsche.

Artık peruk yerine kendi saçlarım var ve onları topuz yapana kadar uzatacağım sözüm var kendime. Artık sahte ve aslında olmayan insanları çıkardım hayatımdan. Çünkü hayat temiz ve yalansız yaşanmalı, ruh kirlenmeden. Hastalık ayrı insanlar ayrı bıktırıyor insanı. Kalan zamanı hastalığa da çok kulak asmadan kendi yolumda yürüyerek geçiyorum zamanın içinden.

Çünkü ben ayakta karşılamak isterim ölümü yatarak değil. Belki bir kitap okurken, belki fırından çıkan vanilya ve tarçın kokularına bulanmışken ama asla hüzne ve yılgınlığa teslim olarak değil.

Kendini nasıl bilirdiniz dese ölüm "Bir kadın, yumurta çırpıcısıyla yumurtaları büyülüyordu. Sarılarını beyaza çeviriyor, beyazlarını köpüklüyordu. Fırından sevinçler, yufkalardan umutlar, tavalardan yıldızlar yaratıyordu. Susarak, sessizce. Vanilyalar, karanfiller, tarçınlar gürültü sevmiyordu. Sadece kadının kalbindeki kuşlar, kuşlar..." derdim.

"Korkuyorum bazen. Çok da kırgınlıklarım, affedemediklerim var. Ama en azından kendim gibi ruhu tertemiz yaşamaya çabaladım onca mayına çarpa çarpa ." derdim bir de.

Ama en güzelini Murathan Mungan söylemiş her zaman ki gibi, "Adını yaşamak koymuşuz ya, kulak asma. / Bizimkisi ayak sürümek dünya toprağında. "