SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Yazının Giriş Tarihi: 23.04.2020 00:40

Atatürk, 23 Nisan 1921'de Milli Bayram olarak kutlanmasına karar verilen 23 Nisan Bayramı'nı, 23 Nisan 1929 tarihinde çocuklara armağan etti. Böylece 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak kutlandı.

Türkiye, dünyada çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke. Bununla ne kadar övünsek azdır. Başkaca göneneceğimiz çocuklarımızın yüzüne gururla bakacağımız neler yapabildik ki?

Soru şu?

Bu övüncün hakkını verebildik mi?

Sürekli değişen eğitim sistemlerimize, dünya sıralamalarındaki yerimize, çocuk işçilerimize, "bir kereden bir şey olmaz" söylemlerimize bakarsak karnemiz pek de temiz sayılmaz biz büyükler olarak.

Sokaklar çocuk doğurmazken "sokak çocuğu" gerçeği var günümüzde, tecavüzcüsüyle evlendirilen çocuk gelinler, okuma hakkı elinden alınan çocuklar, harçlığını çöplükten çıkarmaya çalışan çocuklar var gözlerimizi kenara çevirip görmezden gelmeyelim.

Aile içi şiddete maruz kalan, kollarını jiletleyen, geleceğe dair pek de umudu kalmadığı ve yaşamın ağır yüküyle baş edemeyip madde kullanan, işsizlikle boğuşan, adaletin, özgürlüğün, egemenliğin ne olduğunu bilmeyen gençlerimiz var bizim.

Yetiştirme yurtlarında sevgisiz içi üşüyen, hapishanelerde anneleriyle yaşamak zorunda kalıp daha yolun başında hüküm giymiş, yeterli beslenemediği için sağlıksız çocuklarımız var bizim. Ne kadar kaçarsak kaçalım gerçek her zaman yakalar insanı.

Bu Çocuk Bayramı kimin o halde?

Çocukken bayramları sevmediğimi hatırlarım hep. Günler öncesinden yapılan ront, gösteri provaları, grafon kağıdı dahil pek çok kumaştan dikilen ve çoğu kez yağan yağmurdan ıslanan giysilerimizle saatlerce ayakta bekler, protokolün önünden geçerken ne kadar cici, boğazımız yırtılana o coşkuyu verene kadar canla başla ne güzel şiir okuyan çocuklar olduğumuzu ispat edeceğiz diye yorgun düştüğümüzü anımsarım.

Öğretmen olan babamın her ailenin çocuğuna yeni bir giysi alamayacağını düşündüğünden kendi sınıf öğrencilerinin okul önlükleriyle bayrama katılmalarını sağladığını şimdilerde düşündükçe oldukça adil bir tercih olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Bu işte bir yanlışlık olduğunu o çocuksu sezgiyle kavrar, büyükleri onurlandırdığımız o günün çocuklar için bambaşka olması gerektiğini, dikilen yeni elbiselerin, ki çoğu arkadaşımızın alamadığını bilerek üzülür, içten içe sevindiğim yeni ayakkabılarımla mahcup, protokol önünde yürürken Atatürk'ün böyle bir planlama yapmış olamayacağını düşünürdüm hep. Günün anlam ve öneminin okunduğu metinleri dinlerken, Adada Namık Ustanın sinemasında çocuklara film izletmelerini, her çocuğa şeker, dondurma, kitap hediye etmelerini düşünürdüm içimden. Ben zaten o günlerden beri düşünürdüm belki de aykırılığım o günlerden kalmadır bende.

O günkü havadaki coşkuya bir yandan içimden çok gelmese de öğretmenlerimize ayıp olmasın diye eşlik etmem gerektiğini hissederdim çocuk aklımla.

Oldum olası yapmaca, oldurmaca, doğallıktan ve masumiyetten uzak her şeyden rahatsız olmam o günlerden kalmadır bende. Bayramların nasıl olması gerektiği artık çocuklara sorulmalı bana kalırsa. Çocuklara matematik, tarih öğretiyoruz da onlara acıyla, ölümle, yoksullukla baş etmeyi, hayat bilgisinden bahsetmeyi unutuyoruz. Sınavlar hep bilmediğimiz yerlerden çıkıyor hayatta ve tökezliyoruz. Sevgisiz ve çaresiz bir başına kalakalıyoruz. Bıraktığımız bu zorlu dünyayla nasıl baş edecekleri konusunda onlara yardım etmeliyiz.

Nurullah Ataç, tam da şöyle der; "Bir toplumda ahlakın ilerlemesini, düzelmesini istiyor musunuz? O toplumda edebiyat, sanat merakını uyandırmaya, geliştirmeye çalışın. Çocuklara, gençlere şiirler, hikâyeler, romanlar okutturun, onları tiyatrolara, sinemalara gönderin. O hikâyelerin, romanların, oyunların insanları ile tanışsınlar, onların hayatlarını hayallerinde yaşasınlar, öğrensinler, onların içlerini, böylece gerçekteki insanları da daha iyi anlarlar. Çocuğunuz büyüyünce ne olacaksa olsun, küçükken siz ona edebiyatı sevdirmeye bakın, ilim, bilgi sonradan gelecektir, önce insanlığını kurmak, hayalini işletmek gerektir."

Yarınlarını düşünmeden, kendileri olma fırsatı tanıyarak yaşadıkları her günü bayrama çevirmek gibi bir görevimiz olmalı bizlerin. Ben ümit etmenin, gerçeği yalanladığına inananlardanım.

Ümitsizim...

Hadi ümide inandım diyelim, ama "size" inanmıyorum.