Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul'da yaptığı açıklamalarda ABD'nin İran'a yönelik askeri müdahalesine karşı olduklarını vurguladı. Fidan, Gazze'deki ateşkes sürecinde Türkiye'nin rolünden ve Ukrayna'da barışın sağlanmasında Türkiye'nin Karadeniz'deki sorumluluğundan bahsetti.
Haber Giriş Tarihi: 15.01.2026 16:09
Haber Güncellenme Tarihi: 15.01.2026 21:18
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.bursaport.com
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul’da yıllık değerlendirme toplantısında konuştu. Bakan Fidan, ABD'nin İran'a yönelik olası müdahalesiyle ilgili olarak askerî müdahaleyi "tasvip etmediklerini" vurgulayarak "Geniş çaplı istikrarsızlık bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üzerinde. Diplomatik çabalara devam edeceğiz. Amerika ve İran gerek arabulucular gerek aktörler gerekse de görüşerek bu konuyu aralarında umarım çözerler," dedi.
Fidan, kısa konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Fidan'ın konuşmasından satır başları şöyle:
"İran'da askerî müdahaleyi tasvip etmiyoruz"
"(ABD'nin İran'a yönelik askerî operasyonu) Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Çok sayıda sorun var, bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar. İran'ın komşusu olarak görüşlerimizi çok net paylaşıyoruz. Sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan bir sınırımız var. İki halk birbirine çok benziyor, yoğun ticari ilişki var. İran'da olacak her şey bizi çok yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınması bizim de menfaatimize. Bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak duruma gelmemek. Maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük. Önce İsrail'in sonra Amerika'nın mahtut da olsa saldırısıyla karşı karşıya kaldık. Bu saldırı belli bir yerde durdu. Tekrar etme olasılığının ortaya çıkması tasvip ettiğimiz bir şey değil, sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. Geniş çaplı istikrarsızlık bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üzerinde. Diplomatik çabalara devam edeceğiz. Amerika ve İran gerek arabulucular gerek aktörler gerekse de görüşerek bu konuyu aralarında umarım çözerler.
Gazze'de ateşkesin ikinci aşaması
(Gazze ateşkes planının ikinci aşaması kapsamında oluşturulan Barış Kurulu ve oluşturulması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü'nde Türkiye'nin rolü ne olacak? İsrail ne yapar?) Dün özel temsilci Steve Witkoff'un da ilanıyla ikinci aşamaya geçtiğimiz duyuruldu. Bizlerin, dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık, ikinci aşamayı nasıl hayata geçireceğiz diye. İlk toplantıyı Miami'de yapmıştık. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Cumhurbaşkanımız insani yardımlar konusunda büyük hassasiyet taşıyor. Barınmasız, ilaçsız, gıdasız kalması hepimizin vicdanını yaralıyor. İsrail bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguluyor. Ateşkes planını da uygulamaya gönüllü değiller. Uluslararası toplumun gücüyle, Amerika'nın ağırlığını koymasıyla bu duruma geldik.
Geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu'nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına belirlenecek icra kurulunun çalışmaya başlaması. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun tamamıyla organlarının en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki. Büyük hassasiyetle sorunsuz gitmesi için, olan sorunların barış sürecini sekteye uğratmaması için çaba sarf edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama İsrail'in niyeti ortada.
"Gidiyoruz diyoruz ki burada duruşunuz illegal, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atıyorlar"
(Suriye'de son durum) SDG'nin Kandil'le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak, özellikle Batılı muhataplar tarafından, bizi şaşırtıyor. Suriye Kürtlerini bir araya gelip sadece Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye'yle ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz. Belli ülkelerin kendi iç sorunlarının çözmede sınırlarının ne olduğunu biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Dört ülke de örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması bizim çok bildiğimiz bir gerçeklik. SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus. Ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması. Bakın, Halep konusunda da geçmişte biz uyardık; bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Fırat'ın batısında 8 Aralık'tan sonra işgal edilen yerlerin iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması ve unsurların doğuya çekilmesi gündemde. Bu film tekrar tekrar gündemde. Biz her zaman aynı oyunu görüyoruz. Gidiyoruz diyoruz ki burada duruşunuz illegal, yok! Direniyorlar, sonra güç kullanılıyor, geri adım atıyorlar. Bu şablondan çıkılması gerekiyor. Gerçekten iyi niyet gösterisinde b ulunmak istiyorlarsa diplomasi ve diyaloğa dayalı sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Dünyaya diyalog içindeymiş gibi görünüp zaman kazanıp bölgede daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye etrafa bakıp, belli aktörlerle de ilişkilere devam edip... Ne bunun devamı için bir parametre var ne de bölge buna izin verir. Suriye'nin müreffeh olmasını istiyoruz. Çok yakından takip ettiğimiz bir konu, inşallah barışçıl yollardan çözülür.
Ukrayna barışında Türkiye'ye Karadeniz'de rol
(Ukrayna'da barış olursa Türkiye'nin Karadeniz'deki misyonu ne olacak? F-35'lerde son durum ne? Vize sorunu çözülür mü?) Ukrayna konusunda biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde Paris'te liderler toplantısı düzenlendi. Gönüllüler Koalisyonu'na ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar, biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. O toplantıya gelene kadar yapılmış çok fazla sayıda toplantı oldu. Herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun çalıştılar. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim, yapılacak barış Rusya-Ukrayna barışının yanı sıra Avrupa'yla Rusya arasındaki barış da olacak. Biliyorsunuz, Trump'ın Amerika'da iktidara gelmesinden sonra Amerika'nın Rusya-Ukrayna savaşında öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona geçmesi ve Avrupa güvenliğiyle ilgili oynadığı tarihi sorumluluğu tekrar tadil etmeye gitmesiyle ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna savaşı bir sorunken daha başka bir sorun çıktı. Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Askeri stratejik olarak tartışılmalı tabii ki.
Esas itibarıyla eğer barış anlaşması olursa 3 husus var. Birincisi bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. İkincisi Ukrayna'nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Üçüncüsü bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta.
Barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların üç klasik yeri var; kara, deniz, hava. Deniz alanı deyince de Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e kıyısı var. Karadeniz de Türkiye'nin en büyük NATO üyesi olarak bulunduğu bir yer. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Diğer ülkelerle beraber bu sorumluluğu alacağız. Milli Savunma Bakanlığımız çok ciddi bir mesai yürütmekte.
"İnşallah bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz"
F-35 konusuna gelince... Bu aslında CAATSA uygulanması neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Biz yalnızca F-35 için değil CAATSA'nın kaldırılması konusunda çalışıyoruz. İki lider, Cumhurbaşkanımız Washington'u ziyaret ettiğinde varılan mutabakatlar sonucunda bu sorunun iki ülkenin gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bu konudaki teknik problemlerin ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. İnşallah, bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz.
Vize konusu biliyorsunuz Avrupa'da esas itibariyle iki husus var. AB merkezileşerek tek vize prosedürü haline getiriyor. İdari sorun var, bunlar uzun süre pandemide kapalı kalmıştı. Şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar. Ama bu biraz daha olayın daha az etkileyen boyutu. Daha çok etkileyen boyutu, Avrupa'da aslında göçten ve göçmenlik meselesinden dolayı; hep var olan göçmenlerin artık bir politika haline gelmesi.
Schengen vizesinde son durum
Ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Ben korkumu söyleyeyim bu konuda. Bu konuda artık yasal göç durmuştur kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarIdan göç almanın değil, artık içerİde bulunanın tekrar gönderilmesinin siyaset yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir.
Yeniden göç ettirme kavramını artık gündeme getiriyorlar. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yabancıyla yaşama, kabul etme konusundaki problem alanları siyasetin bir numaralı konusu halinde.
(10 Mart Mutabakatı'nın 31 Aralık'ta son tarihiydi. Tekrar diyalog başladı, süreç işletilmeye çalışıyor, bu yeni bir takvim anlamına mı geliyor? Operasyon öngörülüyor mu?) Hâlihazırda Suriye, Amerika ve YPG görüşmeleri devam ediyor. Amerika bu konuda cddi bir arabuluculuk faaliyeti içinde. Kamuoyuna yansımayan çok sayıda görüşme var. Ahmed Şara'nın beyanlarında da gördüğümüz bir niyet ve irade sorunu olduğu ortaya çıkıyor, YPG tarafında. Benim değerlendirmem çok yakından takip ettiğimiz bu konuda şu strateji izlenecek diye düşünüyorum: Görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman hükümetin anayasal hakkı olan, egemenlik hakkı olan birliği düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adım atacağını öngörüyorum. Konuşuyorsunuz, konuşmak istiyorsunuz, ortada bir arabulucu var, Amerikalılar. Onlar bakıyor, kim ne kadar mantıklı, kim ne kadar mantıksız geliyor görüyorlar. YPG'nin uzun zamandır propaganda yoluyla ürettiğinin gerçeklik tabanı olmadığını görüyorlar. Hükümetin gerektiği zaman güç kullanımı artık anormal bir durum olmuyor. Umarım o noktaya gelmez. Umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür. Sorunlar diyalog yoluyla çözülmediği zaman güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye hükümeti adına görüyorum.
Ermenistan'la normalleşme
(Trump'ın İran'la ticaret yapan ülkelere ek yüzde 25 gümrük vergisi gündeme geliyor mu? Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde yeni dönem bekleniyor mu?) Zengezur Koridoru'nun inşallah Azerbaycan'ın da istediği gibi hayata geçtiğini görürüz. Bu Orta Koridor açısından önemli. Daha bölgesel alanda ise Nahçıvan'la Azerbaycan ana karasının birleşmesi önemli. Orta Koridor'un Türkiye'nin direkt olarak burası üzerinden Türk dünyasına açılması da hep faydalı konular. Yoğun çalışma var. Ermenistan Dışişleri Bakanı, Amerika'dayken bir kağıt yayımlandı. TRIPP'in nasıl hayata geçirebiliriz, diye. Teknik konular var, o kağıdı inceledik.
Biz Azerbaycan ve Ermenistan arasında parafları atılmış anlaşmanın imza yoluyla nihai hale gelmesini ve arkasından da Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin bir an önce hayata geçmesin istiyoruz. Siyasi liderliklerde bu irade var. Ermenistan'ın yapması gereken birkaç konu var. Seçimler var, önümüzdeki haziranda Ermenistan'da. O da önemli bir aşama olacak. Ama biz Sayın Paşinyan'ı şu anda kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini görüyoruz, oynadığı yapıcı rolü de destekliyoruz. Bu iradenin devam etmesi lazım.
Sayın Trump'ın deklare ettiği ilave gümrük vergisi haberi geldiğinde biz Abu Dabi'deydik. Onlar da bu konuyu gündeme getirdiler. Çünkü onlar çok fazla ticaret yapıyorlar. Şu ana kadar bu bir deklarasyon, başkanlık kararnamesi ve onun altında da hangi ülkeyle ne olacak, hangi malzemeler etkilenecek çalışması yapılmış değil. Dolayısıyla şu anda bizim onu gündemimize alacağımız somut bir başkanlık kararı henüz yok.
(ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın "Akıllıca tercih yapın" açıklaması) Amerika'da Senato'da birçok senatör var. Biz bunların yaptığı ferdî beyanlardan yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi bölgesel politikaları belirlemiyoruz. Bizim için esas olan, bizim meclisimizde de çok farklı görüşler var, dolayısıyla Beyaz Saray'daki irade ne söylüyor, muhataplarımız neler yapıyor, onlarla yolumuza devam ediyoruz.
"Yunanistan Başbakanı dışında Tel Aviv'e giden yok"
(İsrail) Biz İsrail'i çok uzun yıllar önce tanımız bir ülkeyiz. Neden ilişkimizi, ticaretimizi kesiyoruz? 7 Ekim'den sonra başlattıkları soykırım nedeniyle ilişkilerimizi bu noktaya getirdik. Her şey normal hayata döndüğü zaman Türkiye'nin ilişkilerinde normalleşme arayışında bir sıkıntı olmaz. Bölgesel politikaları bu şekilde devam ettiği sürece, şu anda uçaklardan atılan bomba yoluyla keskin nişancılarla insan öldürmüş olabilir ama yeterli miktarda insani yardıma izin verilmediği için her gün ölen insanları görüyoruz. Bunlar olduğu sürece bizim değil sadece, birçok ülkenin İsrail'le ilişkilerini normalleştirmesi mümkün değil. Siz Yunanistan Başbakanı dışında bir başbakanın Tel Aviv'e gidip resim verdiğini? Kimse gitmiyor! Kendisi bir yere gidebiliyor mu, gidemiyor! Belki Yunanistan'a gelir, bilemiyorum... Aynı vicdanı taşıyan uluslararası toplumun ortaya koyduğu, kimilerinin açıktan ifade ettiği kiminin açıkça ifade etmediği yürüttüğü bir politika.
(Doğu Akdeniz'de Yunanistan-İsrail-Güney Kıbrıs ittifakı) Çevreleme dediğimiz politikaları uygulayan ülke grupları varsa daimi veya geçici, spesifik veya genel, hangileri olursa olsun çok yakından takip ediyoruz. Burada biz bir çevreleme örüntüsü de görüyoruz. Bu konudaki gerekli görüşmelerimizi, uyarılarımızı meslektaşlarımıza yaptık. Hassas bir konu olduğu için yaptığımız görüşmeleri açıktan ifade etmek istemiyorum. Ani etkileri olan bir konu değil ama potansiyel etkisi itibarıyla önemli. Bölgesel bölünmeyi derinleştirir, kimsenin menfaatine değil.
Türkiye'nin Grönland konusundaki pozisyonu
(Trump'ın Grönland tehdidine Türkiye'nin NATO üyesi olarak yaklaşımı nedir?) Rusya-Ukrayna savaşı ve Amerika2nın buradaki duruşu Avrupa güvenlik mimarisi üzerinde baskı oluştururken bu yeni tartışma alanı, bu baskı alanının farklı bir boyuta evrilmesi Avrupa güvenlik mimarisi ne olacak, bizim için önemli." (T24)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hakan Fidan: 'İran'da askeri müdahaleye karşıyız'
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul'da yaptığı açıklamalarda ABD'nin İran'a yönelik askeri müdahalesine karşı olduklarını vurguladı. Fidan, Gazze'deki ateşkes sürecinde Türkiye'nin rolünden ve Ukrayna'da barışın sağlanmasında Türkiye'nin Karadeniz'deki sorumluluğundan bahsetti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul’da yıllık değerlendirme toplantısında konuştu. Bakan Fidan, ABD'nin İran'a yönelik olası müdahalesiyle ilgili olarak askerî müdahaleyi "tasvip etmediklerini" vurgulayarak "Geniş çaplı istikrarsızlık bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üzerinde. Diplomatik çabalara devam edeceğiz. Amerika ve İran gerek arabulucular gerek aktörler gerekse de görüşerek bu konuyu aralarında umarım çözerler," dedi.
Fidan, kısa konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Fidan'ın konuşmasından satır başları şöyle:
"İran'da askerî müdahaleyi tasvip etmiyoruz"
"(ABD'nin İran'a yönelik askerî operasyonu) Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Çok sayıda sorun var, bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar. İran'ın komşusu olarak görüşlerimizi çok net paylaşıyoruz. Sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan bir sınırımız var. İki halk birbirine çok benziyor, yoğun ticari ilişki var. İran'da olacak her şey bizi çok yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınması bizim de menfaatimize. Bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak duruma gelmemek. Maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük. Önce İsrail'in sonra Amerika'nın mahtut da olsa saldırısıyla karşı karşıya kaldık. Bu saldırı belli bir yerde durdu. Tekrar etme olasılığının ortaya çıkması tasvip ettiğimiz bir şey değil, sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. Geniş çaplı istikrarsızlık bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üzerinde. Diplomatik çabalara devam edeceğiz. Amerika ve İran gerek arabulucular gerek aktörler gerekse de görüşerek bu konuyu aralarında umarım çözerler.
Gazze'de ateşkesin ikinci aşaması
(Gazze ateşkes planının ikinci aşaması kapsamında oluşturulan Barış Kurulu ve oluşturulması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü'nde Türkiye'nin rolü ne olacak? İsrail ne yapar?) Dün özel temsilci Steve Witkoff'un da ilanıyla ikinci aşamaya geçtiğimiz duyuruldu. Bizlerin, dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık, ikinci aşamayı nasıl hayata geçireceğiz diye. İlk toplantıyı Miami'de yapmıştık. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Cumhurbaşkanımız insani yardımlar konusunda büyük hassasiyet taşıyor. Barınmasız, ilaçsız, gıdasız kalması hepimizin vicdanını yaralıyor. İsrail bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguluyor. Ateşkes planını da uygulamaya gönüllü değiller. Uluslararası toplumun gücüyle, Amerika'nın ağırlığını koymasıyla bu duruma geldik.
Geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu'nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına belirlenecek icra kurulunun çalışmaya başlaması. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun tamamıyla organlarının en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki. Büyük hassasiyetle sorunsuz gitmesi için, olan sorunların barış sürecini sekteye uğratmaması için çaba sarf edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama İsrail'in niyeti ortada.
"Gidiyoruz diyoruz ki burada duruşunuz illegal, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atıyorlar"
(Suriye'de son durum) SDG'nin Kandil'le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak, özellikle Batılı muhataplar tarafından, bizi şaşırtıyor. Suriye Kürtlerini bir araya gelip sadece Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye'yle ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz. Belli ülkelerin kendi iç sorunlarının çözmede sınırlarının ne olduğunu biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Dört ülke de örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması bizim çok bildiğimiz bir gerçeklik. SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus. Ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması. Bakın, Halep konusunda da geçmişte biz uyardık; bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Fırat'ın batısında 8 Aralık'tan sonra işgal edilen yerlerin iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması ve unsurların doğuya çekilmesi gündemde. Bu film tekrar tekrar gündemde. Biz her zaman aynı oyunu görüyoruz. Gidiyoruz diyoruz ki burada duruşunuz illegal, yok! Direniyorlar, sonra güç kullanılıyor, geri adım atıyorlar. Bu şablondan çıkılması gerekiyor. Gerçekten iyi niyet gösterisinde b ulunmak istiyorlarsa diplomasi ve diyaloğa dayalı sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Dünyaya diyalog içindeymiş gibi görünüp zaman kazanıp bölgede daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye etrafa bakıp, belli aktörlerle de ilişkilere devam edip... Ne bunun devamı için bir parametre var ne de bölge buna izin verir. Suriye'nin müreffeh olmasını istiyoruz. Çok yakından takip ettiğimiz bir konu, inşallah barışçıl yollardan çözülür.
Ukrayna barışında Türkiye'ye Karadeniz'de rol
(Ukrayna'da barış olursa Türkiye'nin Karadeniz'deki misyonu ne olacak? F-35'lerde son durum ne? Vize sorunu çözülür mü?) Ukrayna konusunda biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde Paris'te liderler toplantısı düzenlendi. Gönüllüler Koalisyonu'na ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar, biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. O toplantıya gelene kadar yapılmış çok fazla sayıda toplantı oldu. Herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun çalıştılar. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim, yapılacak barış Rusya-Ukrayna barışının yanı sıra Avrupa'yla Rusya arasındaki barış da olacak. Biliyorsunuz, Trump'ın Amerika'da iktidara gelmesinden sonra Amerika'nın Rusya-Ukrayna savaşında öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona geçmesi ve Avrupa güvenliğiyle ilgili oynadığı tarihi sorumluluğu tekrar tadil etmeye gitmesiyle ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna savaşı bir sorunken daha başka bir sorun çıktı. Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Askeri stratejik olarak tartışılmalı tabii ki.
Esas itibarıyla eğer barış anlaşması olursa 3 husus var. Birincisi bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. İkincisi Ukrayna'nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Üçüncüsü bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta.
Barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların üç klasik yeri var; kara, deniz, hava. Deniz alanı deyince de Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e kıyısı var. Karadeniz de Türkiye'nin en büyük NATO üyesi olarak bulunduğu bir yer. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Diğer ülkelerle beraber bu sorumluluğu alacağız. Milli Savunma Bakanlığımız çok ciddi bir mesai yürütmekte.
"İnşallah bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz"
F-35 konusuna gelince... Bu aslında CAATSA uygulanması neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Biz yalnızca F-35 için değil CAATSA'nın kaldırılması konusunda çalışıyoruz. İki lider, Cumhurbaşkanımız Washington'u ziyaret ettiğinde varılan mutabakatlar sonucunda bu sorunun iki ülkenin gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bu konudaki teknik problemlerin ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. İnşallah, bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz.
Vize konusu biliyorsunuz Avrupa'da esas itibariyle iki husus var. AB merkezileşerek tek vize prosedürü haline getiriyor. İdari sorun var, bunlar uzun süre pandemide kapalı kalmıştı. Şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar. Ama bu biraz daha olayın daha az etkileyen boyutu. Daha çok etkileyen boyutu, Avrupa'da aslında göçten ve göçmenlik meselesinden dolayı; hep var olan göçmenlerin artık bir politika haline gelmesi.
Schengen vizesinde son durum
Ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Ben korkumu söyleyeyim bu konuda. Bu konuda artık yasal göç durmuştur kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarIdan göç almanın değil, artık içerİde bulunanın tekrar gönderilmesinin siyaset yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir.
Yeniden göç ettirme kavramını artık gündeme getiriyorlar. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yabancıyla yaşama, kabul etme konusundaki problem alanları siyasetin bir numaralı konusu halinde.
(10 Mart Mutabakatı'nın 31 Aralık'ta son tarihiydi. Tekrar diyalog başladı, süreç işletilmeye çalışıyor, bu yeni bir takvim anlamına mı geliyor? Operasyon öngörülüyor mu?) Hâlihazırda Suriye, Amerika ve YPG görüşmeleri devam ediyor. Amerika bu konuda cddi bir arabuluculuk faaliyeti içinde. Kamuoyuna yansımayan çok sayıda görüşme var. Ahmed Şara'nın beyanlarında da gördüğümüz bir niyet ve irade sorunu olduğu ortaya çıkıyor, YPG tarafında. Benim değerlendirmem çok yakından takip ettiğimiz bu konuda şu strateji izlenecek diye düşünüyorum: Görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman hükümetin anayasal hakkı olan, egemenlik hakkı olan birliği düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adım atacağını öngörüyorum. Konuşuyorsunuz, konuşmak istiyorsunuz, ortada bir arabulucu var, Amerikalılar. Onlar bakıyor, kim ne kadar mantıklı, kim ne kadar mantıksız geliyor görüyorlar. YPG'nin uzun zamandır propaganda yoluyla ürettiğinin gerçeklik tabanı olmadığını görüyorlar. Hükümetin gerektiği zaman güç kullanımı artık anormal bir durum olmuyor. Umarım o noktaya gelmez. Umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür. Sorunlar diyalog yoluyla çözülmediği zaman güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye hükümeti adına görüyorum.
Ermenistan'la normalleşme
(Trump'ın İran'la ticaret yapan ülkelere ek yüzde 25 gümrük vergisi gündeme geliyor mu? Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde yeni dönem bekleniyor mu?) Zengezur Koridoru'nun inşallah Azerbaycan'ın da istediği gibi hayata geçtiğini görürüz. Bu Orta Koridor açısından önemli. Daha bölgesel alanda ise Nahçıvan'la Azerbaycan ana karasının birleşmesi önemli. Orta Koridor'un Türkiye'nin direkt olarak burası üzerinden Türk dünyasına açılması da hep faydalı konular. Yoğun çalışma var. Ermenistan Dışişleri Bakanı, Amerika'dayken bir kağıt yayımlandı. TRIPP'in nasıl hayata geçirebiliriz, diye. Teknik konular var, o kağıdı inceledik.
Biz Azerbaycan ve Ermenistan arasında parafları atılmış anlaşmanın imza yoluyla nihai hale gelmesini ve arkasından da Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin bir an önce hayata geçmesin istiyoruz. Siyasi liderliklerde bu irade var. Ermenistan'ın yapması gereken birkaç konu var. Seçimler var, önümüzdeki haziranda Ermenistan'da. O da önemli bir aşama olacak. Ama biz Sayın Paşinyan'ı şu anda kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini görüyoruz, oynadığı yapıcı rolü de destekliyoruz. Bu iradenin devam etmesi lazım.
Sayın Trump'ın deklare ettiği ilave gümrük vergisi haberi geldiğinde biz Abu Dabi'deydik. Onlar da bu konuyu gündeme getirdiler. Çünkü onlar çok fazla ticaret yapıyorlar. Şu ana kadar bu bir deklarasyon, başkanlık kararnamesi ve onun altında da hangi ülkeyle ne olacak, hangi malzemeler etkilenecek çalışması yapılmış değil. Dolayısıyla şu anda bizim onu gündemimize alacağımız somut bir başkanlık kararı henüz yok.
(ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın "Akıllıca tercih yapın" açıklaması) Amerika'da Senato'da birçok senatör var. Biz bunların yaptığı ferdî beyanlardan yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi bölgesel politikaları belirlemiyoruz. Bizim için esas olan, bizim meclisimizde de çok farklı görüşler var, dolayısıyla Beyaz Saray'daki irade ne söylüyor, muhataplarımız neler yapıyor, onlarla yolumuza devam ediyoruz.
"Yunanistan Başbakanı dışında Tel Aviv'e giden yok"
(İsrail) Biz İsrail'i çok uzun yıllar önce tanımız bir ülkeyiz. Neden ilişkimizi, ticaretimizi kesiyoruz? 7 Ekim'den sonra başlattıkları soykırım nedeniyle ilişkilerimizi bu noktaya getirdik. Her şey normal hayata döndüğü zaman Türkiye'nin ilişkilerinde normalleşme arayışında bir sıkıntı olmaz. Bölgesel politikaları bu şekilde devam ettiği sürece, şu anda uçaklardan atılan bomba yoluyla keskin nişancılarla insan öldürmüş olabilir ama yeterli miktarda insani yardıma izin verilmediği için her gün ölen insanları görüyoruz. Bunlar olduğu sürece bizim değil sadece, birçok ülkenin İsrail'le ilişkilerini normalleştirmesi mümkün değil. Siz Yunanistan Başbakanı dışında bir başbakanın Tel Aviv'e gidip resim verdiğini? Kimse gitmiyor! Kendisi bir yere gidebiliyor mu, gidemiyor! Belki Yunanistan'a gelir, bilemiyorum... Aynı vicdanı taşıyan uluslararası toplumun ortaya koyduğu, kimilerinin açıktan ifade ettiği kiminin açıkça ifade etmediği yürüttüğü bir politika.
(Doğu Akdeniz'de Yunanistan-İsrail-Güney Kıbrıs ittifakı) Çevreleme dediğimiz politikaları uygulayan ülke grupları varsa daimi veya geçici, spesifik veya genel, hangileri olursa olsun çok yakından takip ediyoruz. Burada biz bir çevreleme örüntüsü de görüyoruz. Bu konudaki gerekli görüşmelerimizi, uyarılarımızı meslektaşlarımıza yaptık. Hassas bir konu olduğu için yaptığımız görüşmeleri açıktan ifade etmek istemiyorum. Ani etkileri olan bir konu değil ama potansiyel etkisi itibarıyla önemli. Bölgesel bölünmeyi derinleştirir, kimsenin menfaatine değil.
Türkiye'nin Grönland konusundaki pozisyonu
(Trump'ın Grönland tehdidine Türkiye'nin NATO üyesi olarak yaklaşımı nedir?) Rusya-Ukrayna savaşı ve Amerika2nın buradaki duruşu Avrupa güvenlik mimarisi üzerinde baskı oluştururken bu yeni tartışma alanı, bu baskı alanının farklı bir boyuta evrilmesi Avrupa güvenlik mimarisi ne olacak, bizim için önemli." (T24)
En Çok Okunan Haberler