"Herkes bilsin ki Alican Uludağ susmadı susmayacak, dik durun"
"Herkes bilsin ki Alican Uludağ susmadı susmayacak, dik durun"
Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamasıyla tutuklanan Deutsche Welle (DW ) Türkçe muhabiri Alican Uludağ, "Herkes bilsin ki Alican Uludağ susmadı susmayacak, dik durun" dedi.
Haber Giriş Tarihi: 20.02.2026 20:35
Haber Güncellenme Tarihi: 20.02.2026 21:07
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.bursaport.com
Gazeteci Alican Uludağ, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklama kararını veren hakim, Uludağ’ın “kaçma şüphesi” bulunduğunu öne sürerek delillerin henüz toplanmamış olduğunu savundu. Uludağ, kararın ardından, "Vizem bile yoktur. Bugüne kadar hakkımda onlarca soruşturma açıldı, hangi birine gitmedim? Hangisinden yakalama kararı çıkarıldı? Attığım tweetleri mi karartacağım? Emniyete ya da savcılığa teslim edilen telefonu çalıp delil mi karartacağım? Delil karartma ihtimali sıfırdır. Herkes bilsin ki Alican Uludağ susmadı susmayacak, dik durun" dedi.
Kısa Dalga'da yer alan habere göre, gazeteci Alican Uludağ Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli savcıya “Cumhurbaşkanı’na hakaret”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamalarıyla ifade verdi. Uludağ, ifadeden sonra, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
Savcılıkta Uludağ’ın 28 Ocak 2025 ile 18 Şubat 2026 tarihleri arasında sosyal medya hesabından paylaştığı haberlerinin ve gönderilerinin suçlama konusu yapıldığı anlaşıldı. Alican Uludağ'ın DW Türkçe'de yayınlanan "Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi kimdir?" haberi de suçlamaya dayanak yapılarak dosyaya girdi.
Uludağ, İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusunda verdiği ifadede şunları söyledi:
“18 yıldır adliye muhabirliği yapıyorum. Kürsünün önünü ve arkasının iyi bilen biriyim. Çocuklarımı gözü yaşlı arkada bırakarak buraya getirildim. Gazetecilik uğruna bedel ödemem isteniyorsa hazırım. Savcılık, suçlama konusu ettiği paylaşımlarımın hiçbirinin suç unsuru taşımadığını, tamamen eleştiri olduğunu gayet iyi biliyor. Bugüne kadar bu paylaşımlarla ilgili ne Cumhurbaşkanı ne de avukatları şikayette bulunmadı. Aylar öncesinde yapılan paylaşımlarla ilgili re’sen soruşturma açılmadı, bugün neden Ankara’dan apar topar buraya getirildim? Bunu anlamak istiyorum. Buradaki temel mesele bu paylaşımlarım değil. Aylar öncesinde yapılan paylaşımlarla ilgili bir soruşturma ya da cumhurbaşkanından bir şikayet yok. Bugüne kadar tutuklatamadılar, 'Gazetecilik sınırlarında işini yaptığından yapamadık, mecburen bu paylaşımlara ilişkin işlem yapıyoruz' dediler. Ankara’da Akın Gürlek’e ilişkin bir temizlik yapılmak isteniyor. 'Benzer birçok operasyona karşı yorumlarını ve eleştirilerini dile getireceği için Alican’ı uzaklaştırmamız lazım Ankara’dan' denilerek bu dosya uyduruldu. Nesnel bir şekilde tutuklama talebi okunursa ne cumhurbaşkanının şahsına ne de makamına yönelik bir küfür vardır. Yargı muhabirinin eleştirisi vardır. Bu ülke demokratik bir hukuk devletidir. Biz bu elkinin yargısını, yargı mensuplarını, cumhurbaşkanını eleştiremeyeceksek o zaman neden gazetecilik yapıyoruz? Ben yargı muhabirliğine 2010 yılında Fethullahçıların kol gezdiği sırada başladım. Yaptığım haberlerden dolayı ‘idamlıksın’ dediler bana. Dönemler değişti, hiçbir adalet bakanının ya da başsavcının sorumluluk alanına girmedim.
"Ankara’da yeni bakanımız rahat etsin diye yapılıyor"
Kaçma ve delil karartma şüphem yoktur. Şu anda Deutsche Welle’de çalışıyorum. Vizem bile yoktur. Bugüne kadar hakkımda onlarca soruşturma açıldı, hangi birine gitmedim? Hangisinden yakalama kararı çıkarıldı? Attığım tweetleri mi karartacağım? Emniyete ya da savcılığa teslim edilen telefonu çalıp delil mi karartacağım? Delil karartma ihtimali sıfırdır.
Bu ülkede Cumhurbaşkanını eleştirdik diye cezaevine atılacaksak neden arkanızda 'Adalet mülkün temelidir' yazıyor. Neden Anayasa var? Basın Kanunu’nda eleştiri doğrudan korunmuş durumdadır, suç işlendiği iddiasıyla ilgisi yoktur bu soruşturmanın. ‘Ankara’da yeni bakanımız rahat etsin, basın toplantılarında soru sorma ihtimali var, tutuklayalım, susturalım’ diye yapılıyor. Çocuklarım vardır. Bu ülkede halka gazetecilik yapmak için çocuklarımın gözyaşları aksın ama ben çizgimden ayrılmayacağım. Çünkü ben suç işlemedim, takdir sizindir, vicdanınızındır. Bu suça ortak olmayın, cesaretli olun. Bugüne kadar kimsenin karşısında önümü ilikleyerek gazetecilik yapmadım. Tutuklamak çok kolaydır, hiçbir önemi yoktur, biraz vicdan ve hukuk diyorum.”
Uludağ’ın avukatlarının beyanı
Uludağ’dan sonra avukatları söz aldı. Uludağ’ın avukatlarından Tora Pekin, suçlama konusu edilen paylaşımların “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgisi olmadığını söyledi. Avukat Pekin, 2005 yılında yürürlüğe konulan bu suçlamanın anlamını tamamen yitirdiğini belirterek, yasanın 2017 yılından cumhurbaşkanlığı makamını koruduğunu, partili cumhurbaşkanlığı döneminde ise yasanın esnetildiğini kaydetti. Suçlama konusu edilen paylaşımlarla dava açılsa dahi Uludağ’ın cezaevinde bir gün bile kalmayacağına işaret eden Pekin, hakime tutuklama kararı vermek zorunda olmadığını hatırlattı.
Avukat Pekin’den sonra söz hakkını avukat Abbas Yalçın aldı. Yalçın, Uludağ’ın hakkında açılan davaların hiçbirinde mahkumiyeti olmadığını vurguladı. Avukat Yalçın, Uludağ’ın görevi gereği her gün yüksek mahkemelerde olduğunu ve onu tanımayanının olmadığını hatırlatarak serbest bırakılmasını talep etti.
Avukat Yalçın’dan sonra söz hakkını avukat Akın Atalay aldı. Atalay, Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma yürütülebilmesi için önce Adalet Bakanlığı’ndan izin alınması gerektiğini hatırlattı. Soruşturma şartı gerçekleşmeden tutuklama kararı verilmesinin cezalandırmanın ötesinde bir şey olduğunu işaret eden Atalay, soruşturma izni verilmemesi durumunda tutuklu geçirilen günlerin nasıl telafi edileceğini sordu. Hangi cümlenin veya sözün “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğunun belli olmadığını aktaran Atalay, “Bu bize göre bir yargı tacizidir” dedi. Tutuklama kararının Uludağ nezdinde gazetecilere “bundan böyle adliye muhabirliği yapmanın yasaklandığının ilamı” niteliğinde olacağını söyleyen Atalay, hakime “Vicdani karar verme yetkisini kullanırken çok makul eleştirilere dair tutuklama talebini reddediniz” dedi.
Sulh ceza hakimi, Uludağ’a yönelik kuvvetli suç şüphesinin olduğunu öne sürerek Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasının zincirleme biçimde işlendiğini savundu. Atılı suçun üst sınırını gözetildiğinde kaçma şüphesinin var olduğunu iddia eden hakim, delillerin yok edilme, gizlenme, tanıkların ve diğer kişilerin üzerinde baskı girişimi konusunda şüphe oluştuğunu ileri sürdü. Adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağını aktaran hakim, Uludağ’ın tutuklanmasına karar verdi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
"Herkes bilsin ki Alican Uludağ susmadı susmayacak, dik durun"
Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamasıyla tutuklanan Deutsche Welle (DW ) Türkçe muhabiri Alican Uludağ, "Herkes bilsin ki Alican Uludağ susmadı susmayacak, dik durun" dedi.
Gazeteci Alican Uludağ, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklama kararını veren hakim, Uludağ’ın “kaçma şüphesi” bulunduğunu öne sürerek delillerin henüz toplanmamış olduğunu savundu. Uludağ, kararın ardından, "Vizem bile yoktur. Bugüne kadar hakkımda onlarca soruşturma açıldı, hangi birine gitmedim? Hangisinden yakalama kararı çıkarıldı? Attığım tweetleri mi karartacağım? Emniyete ya da savcılığa teslim edilen telefonu çalıp delil mi karartacağım? Delil karartma ihtimali sıfırdır. Herkes bilsin ki Alican Uludağ susmadı susmayacak, dik durun" dedi.
Kısa Dalga'da yer alan habere göre, gazeteci Alican Uludağ Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli savcıya “Cumhurbaşkanı’na hakaret”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamalarıyla ifade verdi. Uludağ, ifadeden sonra, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
Savcılıkta Uludağ’ın 28 Ocak 2025 ile 18 Şubat 2026 tarihleri arasında sosyal medya hesabından paylaştığı haberlerinin ve gönderilerinin suçlama konusu yapıldığı anlaşıldı. Alican Uludağ'ın DW Türkçe'de yayınlanan "Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi kimdir?" haberi de suçlamaya dayanak yapılarak dosyaya girdi.
Uludağ, İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusunda verdiği ifadede şunları söyledi:
“18 yıldır adliye muhabirliği yapıyorum. Kürsünün önünü ve arkasının iyi bilen biriyim. Çocuklarımı gözü yaşlı arkada bırakarak buraya getirildim. Gazetecilik uğruna bedel ödemem isteniyorsa hazırım. Savcılık, suçlama konusu ettiği paylaşımlarımın hiçbirinin suç unsuru taşımadığını, tamamen eleştiri olduğunu gayet iyi biliyor. Bugüne kadar bu paylaşımlarla ilgili ne Cumhurbaşkanı ne de avukatları şikayette bulunmadı. Aylar öncesinde yapılan paylaşımlarla ilgili re’sen soruşturma açılmadı, bugün neden Ankara’dan apar topar buraya getirildim? Bunu anlamak istiyorum. Buradaki temel mesele bu paylaşımlarım değil. Aylar öncesinde yapılan paylaşımlarla ilgili bir soruşturma ya da cumhurbaşkanından bir şikayet yok. Bugüne kadar tutuklatamadılar, 'Gazetecilik sınırlarında işini yaptığından yapamadık, mecburen bu paylaşımlara ilişkin işlem yapıyoruz' dediler. Ankara’da Akın Gürlek’e ilişkin bir temizlik yapılmak isteniyor. 'Benzer birçok operasyona karşı yorumlarını ve eleştirilerini dile getireceği için Alican’ı uzaklaştırmamız lazım Ankara’dan' denilerek bu dosya uyduruldu. Nesnel bir şekilde tutuklama talebi okunursa ne cumhurbaşkanının şahsına ne de makamına yönelik bir küfür vardır. Yargı muhabirinin eleştirisi vardır. Bu ülke demokratik bir hukuk devletidir. Biz bu elkinin yargısını, yargı mensuplarını, cumhurbaşkanını eleştiremeyeceksek o zaman neden gazetecilik yapıyoruz? Ben yargı muhabirliğine 2010 yılında Fethullahçıların kol gezdiği sırada başladım. Yaptığım haberlerden dolayı ‘idamlıksın’ dediler bana. Dönemler değişti, hiçbir adalet bakanının ya da başsavcının sorumluluk alanına girmedim.
"Ankara’da yeni bakanımız rahat etsin diye yapılıyor"
Kaçma ve delil karartma şüphem yoktur. Şu anda Deutsche Welle’de çalışıyorum. Vizem bile yoktur. Bugüne kadar hakkımda onlarca soruşturma açıldı, hangi birine gitmedim? Hangisinden yakalama kararı çıkarıldı? Attığım tweetleri mi karartacağım? Emniyete ya da savcılığa teslim edilen telefonu çalıp delil mi karartacağım? Delil karartma ihtimali sıfırdır.
Bu ülkede Cumhurbaşkanını eleştirdik diye cezaevine atılacaksak neden arkanızda 'Adalet mülkün temelidir' yazıyor. Neden Anayasa var? Basın Kanunu’nda eleştiri doğrudan korunmuş durumdadır, suç işlendiği iddiasıyla ilgisi yoktur bu soruşturmanın. ‘Ankara’da yeni bakanımız rahat etsin, basın toplantılarında soru sorma ihtimali var, tutuklayalım, susturalım’ diye yapılıyor. Çocuklarım vardır. Bu ülkede halka gazetecilik yapmak için çocuklarımın gözyaşları aksın ama ben çizgimden ayrılmayacağım. Çünkü ben suç işlemedim, takdir sizindir, vicdanınızındır. Bu suça ortak olmayın, cesaretli olun. Bugüne kadar kimsenin karşısında önümü ilikleyerek gazetecilik yapmadım. Tutuklamak çok kolaydır, hiçbir önemi yoktur, biraz vicdan ve hukuk diyorum.”
Uludağ’ın avukatlarının beyanı
Uludağ’dan sonra avukatları söz aldı. Uludağ’ın avukatlarından Tora Pekin, suçlama konusu edilen paylaşımların “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgisi olmadığını söyledi. Avukat Pekin, 2005 yılında yürürlüğe konulan bu suçlamanın anlamını tamamen yitirdiğini belirterek, yasanın 2017 yılından cumhurbaşkanlığı makamını koruduğunu, partili cumhurbaşkanlığı döneminde ise yasanın esnetildiğini kaydetti. Suçlama konusu edilen paylaşımlarla dava açılsa dahi Uludağ’ın cezaevinde bir gün bile kalmayacağına işaret eden Pekin, hakime tutuklama kararı vermek zorunda olmadığını hatırlattı.
Avukat Pekin’den sonra söz hakkını avukat Abbas Yalçın aldı. Yalçın, Uludağ’ın hakkında açılan davaların hiçbirinde mahkumiyeti olmadığını vurguladı. Avukat Yalçın, Uludağ’ın görevi gereği her gün yüksek mahkemelerde olduğunu ve onu tanımayanının olmadığını hatırlatarak serbest bırakılmasını talep etti.
Avukat Yalçın’dan sonra söz hakkını avukat Akın Atalay aldı. Atalay, Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma yürütülebilmesi için önce Adalet Bakanlığı’ndan izin alınması gerektiğini hatırlattı. Soruşturma şartı gerçekleşmeden tutuklama kararı verilmesinin cezalandırmanın ötesinde bir şey olduğunu işaret eden Atalay, soruşturma izni verilmemesi durumunda tutuklu geçirilen günlerin nasıl telafi edileceğini sordu. Hangi cümlenin veya sözün “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğunun belli olmadığını aktaran Atalay, “Bu bize göre bir yargı tacizidir” dedi. Tutuklama kararının Uludağ nezdinde gazetecilere “bundan böyle adliye muhabirliği yapmanın yasaklandığının ilamı” niteliğinde olacağını söyleyen Atalay, hakime “Vicdani karar verme yetkisini kullanırken çok makul eleştirilere dair tutuklama talebini reddediniz” dedi.
Sulh ceza hakimi, Uludağ’a yönelik kuvvetli suç şüphesinin olduğunu öne sürerek Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasının zincirleme biçimde işlendiğini savundu. Atılı suçun üst sınırını gözetildiğinde kaçma şüphesinin var olduğunu iddia eden hakim, delillerin yok edilme, gizlenme, tanıkların ve diğer kişilerin üzerinde baskı girişimi konusunda şüphe oluştuğunu ileri sürdü. Adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağını aktaran hakim, Uludağ’ın tutuklanmasına karar verdi.
Uludağ’ın Metris Cezaevi’ne götürüldüğü öğrenildi.
En Çok Okunan Haberler