SON DAKİKA
Hava Durumu

#Basın Açıklaması

Bursaport.com - Basın Açıklaması haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Basın Açıklaması haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa'da emeklilerden tepki: 'Fonculara değil emekliye bütçe' Haber

Bursa'da emeklilerden tepki: 'Fonculara değil emekliye bütçe'

Tüm Emeklilerin Sendikası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilere yönelik yeni bir düzenleme yapılacağını açıklamasına tepki gösterdi. Sendika tarafından yapılan basın açıklamasında, iktidarın “müjde” olarak sunduğu düzenlemenin emeklilerin yaşadığı yoksulluğu ortadan kaldırmayacağı savunuldu. Basın açıklamasını Tüm Emeklilerin Sendikası Bursa Şube Başkanı Gülçin Ayyılmaz okudu. Açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 26 Ekim 2026 tarihinde emeklilere yönelik yeni düzenleme yapılacağını duyurmasının ardından kamuoyuna yansıyan bilgilerin henüz somut bir iyileştirme ortaya koymadığı belirtildi. Düzenlemenin miktarı, kapsamı ve uygulama tarihinin belli olmadığına dikkat çekildi. Emeklilerin yaşlarına, çalışma durumlarına, ev sahibi olup olmadıklarına ve hane gelirlerine göre farklı kategorilere ayrılmasının değerlendirildiği ifade edilen açıklamada, bu yaklaşımın emeklilerin yıllardır yaşadığı hak kayıplarını gidermek yerine yoksulluğu yönetme anlayışının bir sonucu olduğu savunuldu. “Emeklilik bir sosyal yardım değil, yıllarca çalışmanın ve üretmenin karşılığında kazanılmış anayasal bir haktır” denilen açıklamada, emeklilerin yaş, gelir ve yaşam koşullarına göre ayrıştırılmasına tepki gösterildi. “EMEKLİYİZ, HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ” Emeklilerin sayısının 17 milyonu aştığı belirtilen açıklamada, emeklilerin ülkenin zenginliğini yaratan onurlu yurttaşlar olduğu vurgulandı. Emekliler arasındaki görece refah farklılıklarının hak kayıplarının gerekçesi haline getirilemeyeceği ifade edilerek, 65 yaşın altında olmanın, ev sahibi olmanın ya da geçinebilmek için çalışmaya devam etmenin insanca yaşayacak bir aylığa ihtiyaç olmadığı anlamına gelmediği kaydedildi. Ayyılmaz’ın okuduğu açıklamada, “Emekliler iktidardan, hak ettikleri onurlu yaşam için gerekli olan geliri beklemektedir. Palyatif sadaka yöntemleri değil” ifadelerine yer verildi. “SORUN ÜÇ BEŞ BİN LİRALIK GEÇİCİ ARTIŞLA ÇÖZÜLMEZ” Emeklilerin yaşadığı yoksulluğun temelinde yalnızca yüksek enflasyonun değil, yıllardır uygulanan sosyal güvenlik politikalarının da bulunduğu belirtildi. Özellikle 5510 sayılı Kanun’la şekillenen sistemde aylık bağlama oranlarının düşürülmesi ve hesaplama yöntemlerinin değiştirilmesinin emekli aylıklarının gerilemesinde önemli rol oynadığı savunuldu. Kazanılmış haklar iade edilmeden ve geçmişe dönük kayıplar telafi edilmeden yalnızca en düşük emekli aylığına yapılan tamamlayıcı ödemelerle sorunun çözülemeyeceği ifade edildi. Refah payı adı altında yapılacak sınırlı artışların geçmiş yıllardaki alım gücü kayıplarını karşılayıp karşılamayacağının da belirsiz olduğu kaydedildi. Emeklilerin talebinin geçici ödemeler değil, 1999 yılı öncesinde yürürlükte olan çalışma yasasını daha da iyileştiren kalıcı ve adil bir sosyal güvenlik düzenlemesi olduğu vurgulandı. “2027 BÜTÇESİNDE EMEKLİYE NE KADAR PAY AYRILIYOR?” 2027 yılı bütçesinde 27 trilyon lirayı aşan harcama öngörülmesine rağmen emeklilere ayrılacak ilave kaynağın miktarının açıklanmadığı belirtilen açıklamada, bütçenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sınıfsal ve siyasal bir tercih olduğu ifade edildi. Milyonlarca emekli geçim sıkıntısı yaşarken, yapılacak iyileştirmenin bütçeden artan kaynaklara bağlı tutulmasının kabul edilemeyeceği savunuldu. TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerinin emeklilerin yaşadığı gelir kaybını yansıtmadığı belirtilerek, bu kayıpların sosyal güvenlik sisteminin bütünlüğü içinde ele alınması ve giderilmesi istendi. EMEKLİLERİN TALEPLERİ Tüm Emeklilerin Sendikası, emeklilerin insanca yaşam koşullarına kavuşması için taleplerini şöyle sıraladı: En düşük emekli aylığı, en düşük memur maaşı düzeyine eşitlenmeli. 5510 sayılı Kanun’un emekliler aleyhine olan hükümleri değiştirilerek aylık bağlama oranlarında 1999 yılı öncesine dönülmeli. Kök aylık sorunu ve intibak adaletsizlikleri giderilmeli. Bayram ikramiyeleri yılda dört kez, her biri asgari ücret tutarında ödenmeli. Sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştırılmalı, muayene ve ilaç bedeli gibi katılım payları kaldırılmalı. Emeklilerin sendika ve toplu sözleşme hakkı tanınmalı. “EMEKLİLER BELİRSİZ VAATLERLE OYALANAMAZ” Yıllarca çalışarak ülkenin zenginliğini yaratan milyonlarca emeklinin bugün en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı belirtilen açıklamada, emekli olduktan sonra yeniden çalışmak zorunda kalan insanların varlığının sosyal güvenlik sisteminin geldiği noktayı gösterdiği ifade edildi. İktidarın emeklileri yaşlarına, gelirlerine ve yaşam koşullarına göre ayrıştırmak yerine, bütün emeklilerin insanca yaşayabileceği kalıcı bir gelir güvencesi oluşturması gerektiği vurgulandı. Tüm Emeklilerin Sendikası, yapılacak düzenlemenin bütün ayrıntılarının açıklanmasını ve emekli örgütlerinin görüşlerinin alınmasını istedi. Açıklamada, “Emeklilik bir sosyal yardım değil, yıllarca çalışıp üretmenin sonucunda elde edilmiş anayasal haktır. Emekliler yardım bekleyen insanlar değil, bu ülkenin zenginliğini yaratan emekçilerdir. İnsanca yaşam bir müjde değil, haktır” denildi. Basın açıklaması, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz” ve “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarıyla sona erdi.

YENİ Parti’den Ömer Çelik’e: “Osman Arıkan Nacar’la Bodrum’da tatil yaptınız mı?” Haber

YENİ Parti’den Ömer Çelik’e: “Osman Arıkan Nacar’la Bodrum’da tatil yaptınız mı?”

YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, iktidarın fon krizinde yaşadığı sıkışmışlık nedeniyle belediyelere operasyon yaptığını ileri sürerek, "Bugün buna ses çıkarmayanlar, şunda yanılıyor: Bu, YENİ Parti olarak sadece bizim problemimiz değil. Bu Türkiye'nin götürülmek istediği yerle alakalı bir durum. 86 milyonun ortak problemidir. Ve bu anlayışa karşı tüm siyasetçilerin ortak hareket etmesi gerekir” dedi. YENİ Parti MYK, parti genel merkezinde Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplandı. Parti Sözcüsü Zeynel Emre, toplantı devam ederken toplantının gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında, şunları kaydetti: "Uzunca bir süredir halkla kavga eden, milli iradeyi tanımayan bir iktidarla karşı karşıyayız. İktidar sürekli milli iradeye yönelik kumpas planlarken biz sahada yurttaşlarımızla buluşmaya devam ediyoruz. Genel Başkanımız geçtiğimiz hafta Artvin ve Rize'de vatandaşımızla buluştu. Vatandaşın nasıl iktidardan bıktığına, kurtulmak istediğine yerinde şahitlik ettik. Üvey evlat muamelesi yapıldığının Artvinliler farkında ve YENİ Parti’yi de bir umut olarak, bir çıkış yolu olarak gördüğünü söyleyebiliriz. “FON SAKANDALINA, BELEDİYELERE OPERASYONLA KARŞILIK VERİLİYOR” Fon skandalının patlak vermesinden sonra o işin merkezinin nasıl AK Parti Genel Merkezi olduğunu ifade ettik. Amma velakin oradaki sıkışmışlıkla daha fazla belediyelere operasyon karşılığı veriliyor. Yapılan operasyonlarda elle tutulur, gözle görülür, ciddiye alınacak iddialar olduğunu görmüyorsunuz. En son Mersin'de operasyon oldu. Sabaha karşı operasyonun usulen yanlış olduğunu ifade ettik. Ancak gözaltına gidildiği, evde arama yapıldığı zaman yakadaki kolluk görevlisinin kamerası, olası kötü muamele iddiası karşısında ispat aracı olarak oradadır. Orada çekilen görüntüler mahrem görüntülerdir. Hiçbir yere servis edilemez. Bu kaçıncıdır o görüntülerden servis yapılıyor. En son Mersin’de bir belediye başkanımızın evine gidildiğinde hanımefendi geceliğiyle kapıyı açıyor ve o görüntüyü servis ediyorsunuz. Bu çıkınca İçişleri Bakanlığı, el altından haber yaydı ‘Bizimle alakası yok’ diye. Soruşturma makamlarına işaret ediyor. Bu, ele geçirdiğiniz iktidar gücünü kötüye kullanmanın, içeride çeteleşmenin işaretidir. Bu ve benzer uygulamalar bir değil, iki değil, üç değil, beş değil. Soruşturma dosyalarında aynı zorlama gizli tanıklar, ‘iftira at dışarı çık’lar, önceden kurgulanmış işler... Bugün buna ses çıkarmayanlar, şunda yanılıyor: Bu YENİ Parti olarak sadece bizim problemimiz değil. Bu Türkiye'nin götürülmek istediği yerle alakalı bir durum. 86 milyonun ortak problemidir. Ve bu anlayışa karşı tüm siyasetçilerin ortak hareket etmesi gerekir. ATAŞEHİR BELEDİYESİ Tayyip Bey 2019 yılından itibaren İstanbul'u kaybetmenin acısını hala atlatamadı. 2019-2024 dönemi belediyelerin mobbinge uğradığı, sürekli müfettiş denetimi altında olduğu, İBB'de müfettişlere sürekli oda tahsis edildiği, incelenmedik dosya kalmadığı bir süreci yaşadık. Ancak vatandaş 31 Mart 2024’te almış olduğu hizmetlerden memnuniyet duydu. İlçe belediye sayımızı 14’ten 26’ya çıkardı. Büyükşehiri 10 puan farkla tekrar bize verdi. İktidar milletle kavga etmeye, milli iradeyi tanımamaya devam ediyor. Halkın oyuyla alamadığı İBB'yi, ayak oyunlarıyla alma çalışması içerisinde. Ataşehir Belediyesi'ne yapılan operasyonla altı meclis üyesi transfer edildi. Her yerde ‘Belediye bize geçiyor’ diye kutlamaya başladılar. Çünkü biliyorlar ki peşine bir kumpas operasyonu daha, belediye başkan vekili de gözaltına alınacak ve yerine seçim olacak. Bugün 2,2 milyar TL yolsuzluk yaptığını açıkladığımız genel başkan yardımcıları, İBB'den 85 bin dolar burs alarak okumuştu. Şimdi İBB'de biz 100 bin evladımıza burs veriyoruz. Öyle bir kişiye, bir zümreye özel büyük miktarda ödemeler yok. “SİZİN ARPALIĞA ÇEVİRDİĞİNİZ YERLERİ, BİZ MİLLET YARARINA GÜLİSTANA ÇEVİRDİK” Geçtiğimiz hafta yine başka bir genel başkan yardımcısının oğlunun mal varlığına el konulup bir saat içerisinde o kararın kaldırıldığını, bunun hukukta örneğinin olmadığını, ortak olduğu iddia edilen kişiyle birlikte 9 milyonun üzerinde alım gerçekleştirdiğini, bunlarla ilgili hakkaniyetli bir işlem yapılması gerektiğini söyledik. Bir cevap geldi mi? Yok. Sadece Sayın Yazıcı’nın ‘Oğlumun arkasındayım’ şeklinde açıklaması oldu. Biz de milletin yanındayız. Biz bu vurgundan kayıp yaşayan 2 milyon insanımızın yanındayız. Biz biliyoruz ki bu vurgunun merkezi AK Parti Genel Merkezi’dir. Ne kadar Tayyip Erdoğan'ın yakınında kişi varsa hepsi bu işin içine bulaşmış. Buna karşı Sayın Erdoğan, Şanlıurfa'da bir etkinliğe katılıyor. Bizim belediyelere diyor ki ‘Bunlar belediyeyi arpalığa çevirdi.’ Onun doğrusu şu: Sizin arpalığa çevirdiğiniz yerleri, biz millet yararına gülistana çevirdik. Bu kavga, bu savaş onun kavgası. “TÜRKİYE YÜZYILI’NDAN ANLADIKLARI VATANDAŞI SOYMAK” Ertan Aydın da AK Parti'de milletvekilliği yapmış bir isim. Türkiye Yüzyılı fikrinin mimarı. Türkiye Yüzyılı’ndan anladıklarının vatandaşı soymak, kendilerinin cebini doldurmak olduğunu görmüş oluyoruz. Çeyrek asırlık AK Parti iktidarı, halkını soyarak çöküyor. Belediyelere el koyması, kendi hırsızlarını aklamaya çalışması boş çabalardır. O sandık elbet gelecek. Millet bunun hesabını sizden soracak. MEHMET PEHLİVAN’IN NAKLİ Savunma hakkı en kutsal haklardan biridir. Bugün İnsan Hakları Evren Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasamızın 36’ıncı maddesi bu hakkın önemine işaret eder. Avukat Mehmet Pehlivan, Sayın İmamoğlu'nun avukatı olduğu için tutuklandı. Dosyasını bilen, gören, okuyan gördü ki elle tutulur bir şey yok. Mehmet Pehlivan ne yaptı? Teröristlik mi yaptı? Sizin fonlarınızla milleti mi soydu? Sadece işini yaptığı için tutuklandı. Siz keyfi şekilde gece yarısı alıyorsunuz, Çorlu'dan Kandıra'ya gönderiyorsunuz. İdarenin takdir yetkisi, keyfiliği taşımaz, keyfilik içermez. Bir idari işlemde, bir kamu yararı lazım. Kamunun parasını harcıyorsunuz. Her nakil işlemi bir paradır. Yargılandığı mahkemeden çok uzak bir yere götürüyorsunuz. Hem de yargılamalar hftada üç-dört gün devam ederken. Niye? Amaç eziyet etmek. “TBMM’DEN GEÇEMEYEN BİR ULUSLARARASI ANLAŞMA YÜRÜRLÜKTE OLAMAZ” TBMM’den geçmeyen bir uluslararası anlaşma yürürlükte olamaz. Mekke Anlaşması olarak bilinen, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma nedir, nerede var; bilmiyoruz. Ama bu anlaşma dayanak gösterilerek bir alt komite toplandığı duyurusu oldu. Bu anlaşmanın eğer gizli anlaşma değilse maddeler halinde nerede alt komisyon kurulacağını, kaç kişi olacağını, neyi kapsayacağını, çalışma takvimini açıklamanız lazım. Ama her şeyden önce, en önemlisi bunun yürürlüğe girmesi için TBMM’den Anayasamızın 90’ıncı maddesi gereği geçip Resmi Gazete'de yayınlanması lazım. Bunu kafanıza göre gizli kapaklı yapamazsınız. Yürürlüğe girmiş gibi faaliyetlerde bulunamazsınız. Bu başka bir Anayasal suçtur. Kaldı ki bu anlaşmanın Türkiye açısından yararı tartışmalıdır. Meclis’te detaylı konuşulması gerekir. Orta Doğu'nun böylesine ateş çemberi olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan'ın sıcak çatışmalar yaşadığı bir dönemde NATO benzeri bir paktın altına imza atıldığı söyleniyor. Böyle anlaşmalar barış döneminde caydırıcılık maksatlı yapılır. Savaşın ortasında, savaşan ülkelerle bu tür anlaşmalar yapılmaz. Bir an evvel Meclis’e gelmesi gerektiğini ifade edelim. AYM ÖNÜNDE YAPILACAK AÇIKLAMAYA DAVET Erişim engeli konusunda partimizin Anayasa Mahkemesi'ne yapmış olduğu başvuru vardı. O başvuruya istinaden çarşamba 12.00’de önünde geniş katılım basın açıklaması yapacağız. STK'ların, diğer siyasi partilerin katıldığı, hesabı kapatılanların, ilgili derneklerin davetli olduğu, yurttaşlarımızla birlikte basın açıklaması yapacağız. ÖMER ÇELİK’E SORDU Bugün bir gazetede haberi çıktı, eski bir bürokratın 20 milyar TL çekip yurt dışında kaçtığı haberi. Kim bu? Daha önce AK Parti’den iki kere milletvekili adaylığı yapmış Osman Arıkan Nacar. Ortağı bu soruşturmadan tutuklu. E-DATA teknoloji firmasının üç büyük ortağından biri. Mevcut iktidar döneminde durmadan yükselmiş, müsteşar yardımcılığı yapmış, yetmemiş ailesinden önemli görevlere getirilmiş, mesela bir ağabeyi Adana'da İl Sağlık Müdürlüğü olarak atanmış. İktidarla iç içe bir isim. Ben buradan Sayın Ömer Çelik'e soruyorum: Siz bu kişiyle birlikte çok kısa bir süre önce Bodrum'da tatil yaptınız mı, yapmadınız mı? Ankara'ya birlikte döndünüz mü? Bu kişiyle ilişkiniz ne boyuttadır? Yaptığı bu işle ilgili ne söyleyeceksiniz? Bir insan tatilini en yakın arkadaşıyla geçirir. Madem bu sizin bu kadar yakın arkadaşınız. 20 milyar TL'lik bir vurgundan bahsediliyor ve parayla birlikte yurt dışında olduğu. Sayın Çelik'ten bu soruların cevabını bekliyoruz. Asla bu işin ucu nereye giderse gitsin bırakmayacağız. Üzerinde çalışıyoruz. Bu hafta yine ilgili kurmaylarla birlikte bir toplantı daha gerçekleştireceğiz. Ve emin olduğumuz bilgileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.” İTTİFAK SORUSU Emre, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emre, “Özgür Özel’in Türkiye İttifakı kapsamında Zafer Partisi ve İYİ Parti ile görüştüğü iddia ediliyor. Böyle bir görüşme var mı” sorusuna şu yanıtı verdi: “Şu an planlanmış bir görüşme takvimi yok. Türkiye için, demokrasi için, Cumhuriyet için insanların bir araya gelmesi lazım. Farklılıklarını bir kenara bırakıp güç birliği yapması lazım. Çünkü içinde yaşadığımız bulunduğumuz durum bir demokrasi krizi. Bir siyasi partinin bireysel olarak ele alacağı bir mesele değil. İttifak siyasetini mevcut Anayasa ortaya çıkardı. Biz Anayasa değişikliğinin doğru olmayacağını söyledik. Zaman bizi haklı çıkardı. Ancak mevcut Anayasa yürürlükte olduğu sürece ittifak siyaseti devam edecektir. Zaman zaman görüşmeler oluyor. Ama henüz seçimle ilgili, daha seçim takvimi yok, bir şey yok. Temel amacımız; partimizin oyunu, bugün yüzde 30’lar seviyesindeyse hedef koyduk, yüzde 60’a kadar nasıl çıkartırız diye çalışalım, kendi adayımız yüzde 50+1’i nasıl alır diye çalışalım. Ama günün koşullarında seçim takvimi geldiğinde, o günkü koşullarda değerlendirmede bulunur bu konularla ilgili. Ama bugünden olmaz.” SERKAN BAYRAM’IN AÇIKLAMALARI Emre, AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’ın partisine yönelik eleştirileri ardından özür dilemesi ve hellalik istemesini şöyle değerlendirdi: “İstanbul'da AK Parti'nin İBB meclis üyesi ve Üsküdar meclis üyesi, yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekip partisinden ayrılmıştı. Adamı cezaevine attılar, yeni çıktı. Dolayısıyla vicdanlara seslenen konuşmalar yapan arkadaşlar oluyor. Serkan Bey’i de gayet iyi tanıyoruz Meclis’ten. Yaptığı açıklamalar doğruydu, bir tanesinde eksik yok. Vicdan sahibi insanlar bunları dile getiriyorlar. Eminim üzerine çok gitmişlerdir Serkan Bey'in. O da böyle bir açıklama yapmak durumunda kalmıştır. Ama sonuçta bu durumlarda sessiz kalmak suça ortak olmaktır. ‘Haklısınız ama ben konuşamıyorum.’ Bunun bizim açımızdan bir geçerliliği yok. Son dönemde yaşananlar bizatihi siyasete, sandıkla milli iradenin değişme ihtimaline karşı yapılan saldırılardır. Bu bir kişinin, bir partinin işi değil.” CEMİL TUGAY’IN AK PARTİ’YE GEÇECEĞİ İDDİASI Emre, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın 7 Ekim’de AK Parti’ye katılacağı iddialarının sorulması üzerine ise şöyle konuştu: “Geçebilir. Biz de sizden duyuyoruz. Genel Başkanımız ile bizlerle bir iletişimi yok. Katılacağına yönelik bilgiler geliyor. Geçebilir. Biz 413 belediyeyi kazandığımız günden itibaren belediyelere yönelik yargısal operasyon, siyasi baskı var, meclis üyelikleri de dahil. ‘Gel, bize geç, her türlü soruşturmadan muaf ol.’ Varsa bir açığı, oradan bir yerden yakalayıp götürüyorlar. Olan biten bu. Şu hayatın olağan akışına aykırıdır: Bir parti düşünün. Yüzde 50’lere kadar çıkmış iktidar partisi. Bugün 30’ların altına inmiş. Birçok yolsuzluğa bulaşmış, soyguna bulaşmış, halk tarafından desteği düşmüş. Artık batan gemiye niye biner birisi? Bunca zaman siz yüzde 52’yken muhalif olmuşsunuz. Karşısında siyaset yapmışsınız. Şimdi yanına gidiyorsunuz. Millet de bunu nasıl alıyor? ‘Demek bir şeyi var ki buldu, gitti’ diye alıyor. Bu bir ideolojik farklılıktan ötürü mü kaynaklanıyor? Bırakın Allah aşkına. Mümkün değil. Kime sorsanız bunu bilir. Giden kitleyi götürebiliyor mu? Kendine oy veren insanların tercihi değiştirebiliyor mu? Hiçbir etkisi olmuyor.”

Zabıta Derneği'nden Mudanya'da zabıtaya yapılan saldırıya ilişkin açıklama Haber

Zabıta Derneği'nden Mudanya'da zabıtaya yapılan saldırıya ilişkin açıklama

Bursa'nın Mudanya ilçesi Güzelyalı Mahallesi'nde görevini yaptığı sırada fiziki saldırıya uğrayan zabıta memuru hastaneye kaldırılırken, olayın ardından Zabıta Derneği tarafından basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı yapan Zabıta Derneği Avukatı Kardelen Akyüz, zabıta personeline yönelik sözlü ve fiziki saldırıların münferit olaylar olmadığını belirterek, zabıta personelinin daha güçlü hukuki ve kurumsal korumaya alınması çağrısında bulundu. Zabıta teşkilatının kuruluş yıl dönümü ve Zabıta Haftası'nın kutlandığı günde meydana gelen olayda, Bursa Büyükşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü personelinin görevini yaptığı sırada fiziki saldırıya uğradığı, ayrıca hakaret ve tehditlere maruz kaldığı belirtildi. Saldırıya uğrayan zabıta memuru sağlık ekiplerince hastaneye kaldırılırken, olayla ilgili adli sürecin başlatıldığı öğrenildi. Yaşanan olayın ardından Zabıta Derneği tarafından düzenlenen basın açıklamasında konuşan Zabıta Derneği Avukatı Kardelen Akyüz, saldırıya uğrayan zabıta memuruna ve tüm zabıta teşkilatına geçmiş olsun dileklerini iletti. "Saldırıları kabul etmiyoruz" Zabıta personelinin gece gündüz kamu düzeninin, kent huzurunun ve vatandaşların güvenli yaşam hakkının korunması amacıyla görev yaptığını ifade eden Akyüz, görev başındaki kamu görevlilerine yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu söyledi. Akyüz, "Görevi başında vatandaşlarımızın huzuru, sağlığı ve güvenliği için çalışan bir kamu görevlisinin fiziki saldırıya maruz kalması münferit bir olay olarak görülemez. Öyle ki sadece derneğimize kayıtlı olan zabıta memurlarımız sözlü ve fiziki saldırılarla sık sık karşı karşıya kalmış ve 40'tan fazla adli olay tarafımıza intikal etmiştir" dedi. Son yaşanan olayın da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Akyüz, adli olayların artmasında birden fazla etkenin bulunduğunu ifade ederek, "Cezasızlık algısı, toplumun ekonomik şartları, şiddetin ve öfkenin normalleştirilmesi ve diğer birçok sebepten kaynaklı olarak her geçen gün adli olaylar artmaktadır. Adli olaylarda saldırganların birçok dosyada aynı şahıslar olması dikkat çekicidir" diye konuştu. "Zabıta, kentin sahadaki kamu otoritesidir" Zabıtaya yönelik saldırının yalnızca görev yapan personele karşı gerçekleştirilmiş bir saldırı olmadığını vurgulayan Akyüz, kamu otoritesi ve kamu hizmetinin de hedef alındığını söyledi. Akyüz, "Bir zabıtaya yönelik saldırı, yalnızca o zabıta memuruna yönelmiş bir saldırı değildir. Bu saldırı, kamu otoritesine, kamu hizmetine ve kent düzeninin sağlanmasına yönelmiş bir saldırıdır" ifadelerini kullandı. Zabıta ekiplerinin birçok olayda vatandaşların şikayet, istek ve önerileri doğrultusunda görev yaptığını belirten Akyüz, zabıtanın güvenliğinin kamu hizmetinin güvenliği anlamına geldiğini dile getirdi. "Zabıta personeli risklere karşı yeterli hukuki korumaya sahip değil" Zabıta personelinin kanunlarla kendisine verilen görev ve yetkileri yerine getirirken çeşitli risklerle karşı karşıya kaldığını ifade eden Akyüz, mevcut hukuki ve kurumsal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Akyüz, zabıta ekiplerinin iş yeri denetimlerinden seyyar satıcı kontrollerine, ruhsat ve işgal denetimlerinden çevre ve halk sağlığı uygulamalarına, tüketici haklarından pazar yerlerinin düzenlenmesine kadar geniş bir görev alanına sahip olduğunu belirtti. Şehirlerin büyümesi ve nüfusun artmasıyla birlikte zabıtanın görev alanının da genişlediğini kaydeden Akyüz, "Bu görevler doğrudan vatandaşla temas hâlinde ve çoğu zaman gerilimli saha şartlarında yerine getirilmektedir" dedi. "Zabıta Hizmetleri Sınıfı oluşturulmalı" Zabıta personelinin yaptığı işin niteliği, taşıdığı risk, çalışma şartları ve üstlendiği kamu gücü dikkate alınarak kendisine özgü bir hizmet sınıfının oluşturulması gerektiğini savunan Akyüz, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda zabıta personeline özgü "Zabıta Hizmetleri Sınıfı" oluşturulmasını talep etti. Akyüz, taleplerini şu şekilde sıraladı: "657 sayılı Kanun'da Zabıta Hizmetleri Sınıfı oluşturulmasını, görev sırasında karşılaşılan fiziki ve hukuki risklere karşı etkin koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini, mesleğin taşıdığı risklerin özlük ve sosyal haklara yansıtılmasını, görev başında saldırıya uğrayan zabıta personelinin yalnız bırakılmamasını talep ediyoruz." "Hukuki sürecin takipçisiyiz" Mudanya Güzelyalı'da yaşanan saldırıyla ilgili adli sürecin takipçisi olacaklarını belirten Akyüz, gerekli hukuki işlemlerin titizlikle yürütülmesini beklediklerini söyledi. Akyüz, "Bizim mücadelemiz yarın aynı saldırıyla karşı karşıya kalabilecek bütün zabıta personeli içindir. Bugün burada derneğimiz ve sendikalarımız ile birlikte tek bir iradeyi ortaya koyuyoruz: Kamu görevlisine yönelik şiddete hayır! Zabıta personeline yönelik saldırılara hayır! Kamu hizmetinin engellenmesine hayır!" dedi. Basın açıklamasında saldırıya uğrayan zabıta memuruna destek veren sendikalara da teşekkür eden Akyüz, Tüm-Bel Sen, Türk Yerel Hizmet Sen, Bağımsız Yerel Hak Sen, Bem-Bir-Sen ve Yeni Yerel Sen temsilcilerine teşekkürlerini iletti. Akyüz, açıklamasını, "Kamu düzenini koruyanların da korunmaya hakkı vardır" sözleriyle tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.