SON DAKİKA
Hava Durumu

TMMOB Bursa: 'Demokratik ve halkçı bir yerel yönetim anlayışına ihtiyacımız var'

TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu, 31 Mart yerel seçimlerine yönelik basın açıklamasında bulundu. Açıklamada, "Kentlerimizin ve toplumun her zamankinden daha çok “toplumcu, demokratik ve halkçı bir yerel yönetim” anlayışına ihtiyacı var" denildi.

Haber Giriş Tarihi: 06.03.2024 15:48
Haber Güncellenme Tarihi: 06.03.2024 15:48
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.bursaport.com
TMMOB Bursa: 'Demokratik ve halkçı bir yerel yönetim anlayışına ihtiyacımız var'

TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu, Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) Yerleşkesinde 31 Mart Yerel Seçimlerine ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Açıklamayı İKK Sözcüsü Şirin Rodoplu Şimşek okudu. Seçim süreci ve yerel yönetime ilişkin politika, düşünce, uyarı ve önerilerini kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceklerini belirten Şimşek, "Kuvvetler ayrılığı ilkesinin terk edildiği, demokrasinin hiçe sayılarak tüm yetkilerin tek merkezde toplandığı, kendi söylemleriyle “bir anonim şirket gibi” yönetilen ülkede sermaye ile devlet arasındaki ilişki, arazi rantı ve bina yapımı üzerinden şekillenmektedir. İnşaat sektörünün başat aktör olduğu ekonomik politikaların doğrudan uygulama alanı ise kentler ve yerel yönetimlerdir" dedi.

Şehir planlama, mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin gerektirdiği mesleki denetimin ve bilimsel-teknik kriterlerin devre dışı bırakılması nedeniyle ülkenin hemen her noktasında seller, toprak kaymaları, otoyolların çökmesi, hafriyat sırasında çöken binalar gibi olayların olağanlaştığını ve doğa olayların ağır can ve mal kayıplarının yaşandığı afetlere dönüştüğünü söyleyen Şimşek, şöyle devam etti:

"Tarım arazileri ve dere yatakları imara açıldı. Mühendislik ve mimarlık hizmeti almamış kaçak yapılar imar aflarıyla yasallaştırıldı. Birliğimiz ve bağlı Odalarımız yapı denetim süreçlerinden dışlandı, mesleki denetim yetkilerimiz elimizden alındı. Deprem için toplanan vergiler, yandaşların ceplerine aktarılarak heba edildi.

Planlama hizmetlerinde bütünlüklü yaklaşımdan, kamu yararı anlayışından vazgeçildi. Serbestleştirme, özelleştirme ve ticarileştirmenin aracı haline getirildi. Rant odaklı projelere teslim edilen kentlerde plansızlık ve denetimsizlik egemen kılındı. Açık ve yeşil alanlar diye adlandırdığımız, “peyzaj alanları” olarak tanımlanan parklar, refüjler, apartman ve site bahçeleri, kent içindeki orman ve ağaçlık alanlar, kıyılar, askeri alanlar, doğal-kültürel-tarihi sit alanları “rant alanları” olup millet bahçesi, kentsel dönüşüm, otopark adı altında yapılaşmaya açılarak betonlaştırıldı.

Denetimsizlik, yanlış arazi kullanım politikaları, cumhuriyet tarihine koşut kaçak yapılaşma ve imar affı süreçleriyle sağlıklı ve güvenli kentlerde yaşama hakkımız yok edildi. Mera, yaylak-kışlak alanları, kıyılar, akarsular, ormanlar, su havzaları, sulak alanlar, doğal, kültürel ve tarihi sit alanları üzerinde inşa edilen, gerek yapılaşma oranları gerekse konumlandıkları doğal araziler açısından sorunlu bina ve rezidansların, büyük liman, sanayi, enerji tesislerinin af kapsamına alınması, kentlerimizde ve doğal alanlarımızda ciddi tahribatlar yarattı. Bu tahribatın ağır etkileri gelecekte çok daha açıkça görülecektir."

"Sosyal yarılma, ayrışma ve kültürel yozlaşma giderek derinleşmektedir"

Birçok yerel yönetimin öncelikli icraatının kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi olduğunu, bunun sonucunda planlama, imar, kentsel altyapı, yeşil altyapı ve ulaşım hizmetlerinde yolsuzlukların arttığını söyleyen Şimşek, "Başta ulaşım, su, elektrik, doğalgaz olmak üzere yeşil, gri tüm temel altyapı hizmetleri ve eğitim, kültür, sağlık, çevre gibi alanlarda sağlanan sosyal hizmetlerin özelleştirme yoluyla ticarileştirilmesi nedeniyle hizmetlere eşit erişim toplumun yoksul kesimleri aleyhine bozulmuş, yoksul kesimler barınma, eğitim, sağlık ve beslenme gibi temel haklardan yoksun bırakılmıştır. Sosyal devlet ve toplumcu belediyecilik anlayışı yerini sadaka kültürüne bırakınca sosyal hizmet üretme anlayışından uzak uygulamalarla engelli, çocuk, hasta, yaşlı yurttaşların kentsel hizmetlere erişimi giderek daha da zorlaşmaktadır. Gelinen noktada kent parçaları, “kentsel dönüşüm” adı altında yeni imar hakları verilerek sermaye çevrelerine pazarlanmaya devam edilmektedir. Bu süreç, gelir eşitsizliğini, sosyal kutuplaşmayı, mekânsal ayrışmayı, kentsel gerilimi artırmaktan başka işe yaramamakta; sosyal yarılma, ayrışma ve kültürel yozlaşma giderek derinleşmektedir." diye konuştu. 

Şimşek, "TMMOB, kentlerimizde var olan sorunların aşılmasını; sağlıklı, yaşanabilir ve güvenli kentsel çevrelerin üretilmesini; kentsel yaşam kalitesinin iyileştirilmesini; kent halkının, emek ve meslek örgütlerinin demokratik katılımı ve denetimini sağlayacak bir anlayışın geliştirilmesini, öncelikli ve temel gereklilik olarak görmektedir. Bugün, kentlerimizin ve toplumun her zamankinden daha çok “toplumcu, demokratik ve halkçı bir yerel yönetim” anlayışına ihtiyacı vardır. Bu anlayış, katılımcılığın önünü açan, toplumun değişik kesimlerine karar alma, uygulama ve denetleme süreçlerinde söz hakkı tanıyan politika ve uygulamaların hayata geçirilmesidir" dedi. 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.