SON DAKİKA
Hava Durumu

CHP lideri Özel: 4 Mayıs’ta Cumhuriyet Halk Partisi 81 ildedir

CHP Lideri Özgür Özel, grup toplantısında işçi hakları, ekonomik kriz ve hukuksuzluklara dikkat çekti. Maden işçilerinin mücadelesine destek veren Özel, AK Parti hükümetini sertçe eleştirerek sandıkla iktidara gelme kararlılıklarını vurguladı.

Haber Giriş Tarihi: 28.04.2026 16:57
Haber Güncellenme Tarihi: 28.04.2026 17:09
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.bursaport.com
CHP lideri Özel: 4 Mayıs’ta Cumhuriyet Halk Partisi 81 ildedir

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran değerli konuklarımız; 1 Mayıs İşçinin, Emekçinin Bayramı’nın hemen arifesinde Türkiye’nin dört bir yanında alın teri mücadelesi veren, örgütlenme mücadelesi veren çok kıymetli Türkiye işçi sınıfının değerli mensupları, değerli emekçiler; bizleri televizyonlarından izleyen, radyolarından dinleyen değerli vatandaşlarımız hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:

“YENİ BİR NEFES, İNANÇ VE İNATLA MÜCADELEYE DEVAM KARARI VERDİK”

“Yoğun bir çalışma haftasını hep birlikte geride bıraktık. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Anıtkabir’de, 1’inci Meclis’te ve bu çatı altında törenlere katıldık. Kurtuluş Parkı’nda direnen Doruk Madencilik işçileri ile buluştuk. Cuma günü hem Silivri’de, hem Bursa’da; Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu’nu, belediye başkanlarımızı, son olarak haksız yere tutuklanıp Bursa’nın iradesine çökmek için sandıkta alamadıkları Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni, sandıkta kazanamadıkları belediyeyi savcı cübbesi ve hakim tokmağıyla kazanmaya çalışanların hırsları yüzünden haksız yere cezaevinde tutulan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Bozbey’i ziyaret ettik. Tüm başkanlarımızın, tüm mücadele arkadaşlarımızın dimdik duruşlarıyla onur duyduk. Sizlere onların dayanışma duygularını ve selamlarını getirdik. Cumartesi gün boyunca genel merkezimizde yedi farklı toplantıyla; biri basına açık, altısı basına kapalı olmak üzere yedi toplantıyla içinde bulunduğumuz süreci seçilmiş belediye başkanlarımızla, yöneticilerimizle birlikte değerlendirdik. Pazar günü Manisamızda maalesef ilk kez Ferdimiz, Ferdi Başkanımız olmadan bir Mesir Festivali’nin açılışını ve saçım törenini gerçekleştirdik. Hemen ardından Sakarya’da 106’ncı eylemimizde, Sakarya’nın gelmiş geçmiş en muhteşem buluşmalarından birinde, on binlerce vatandaşımızla buluştuk. Dün yaklaşık 11 saati bulan Parti Meclisi ve Merkez Yönetim Kurulu toplantılarıyla önümüzdeki süreci değerlendirdik. Bundan sonrası için bir santim eğilmeden, bir kelime eksik konuşmadan, bir adım geri atmadan, mücadeleden asla ve asla taviz vermeden haklılık zeminini koruyarak, milletin elimize verdiği bayrağı tüm saldırılara rağmen bırakmadan, sendelesek ve düşsek bile birbirimize tutunarak ayağa kalkarak, birbirimize omuz vererek, Türkiye’nin en köklü ve en güçlü ailesi olan Cumhuriyet Halk Partisi ailesinin tüm fertlerinin birbirine sıkı sıkı sarıldığı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’e sıkı sıkı sarıldıkları bir mücadeleyi sürdürmeye karar verdik. Bizi var eden kuruluş ilkelerimize sahip çıkmaya ve onlar için var olduklarımıza, başta bugün aramızda olan emekçilerimize; ömürleri boyunca emek verip emekli olan, sefalete terk edilen emeklerimize; yarından kaygısı olan, umudu bu iktidarın değişiminde olan tüm gençlerimize; çiftçimize, esnafımıza, ev kadınlarına, yani Cumhuriyet’in kimsesizlerin kimsesi olduğunu bilip bugün ülkeyi yönetenlerin geride bıraktıklarına, umursamadıklarına sahip çıkarak, onlar için ve bu ülkenin ortak geleceği için sonuna kadar direnmeye ve mücadeleye tüm Anadolu’da ve Trakya’da yeni bir nefesle, yeni bir inatla ve inançla devam etmeye karar verdik.”

“EMEKÇİLERİ DAYANIŞMA DUYGULARIMIZLA SELAMLIYORUZ”

“Bugün, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü öncesi son grup toplantımızda işçileri ve emekçilere ağırlıyoruz. Dokuz gündür Kurtuluş Parkı’nda direnen ve açlık grevi yapan, aç - susuz bir büyük mücadele veren Doruk Madencilik işçilerini, Sivas Divriği’de 106 gündür direnen Çiftay Madencilik işlerini, İzmir’de 505 gündür direnen Temel Conta işçilerini, Mersin limanında 49 gündür diren Özgüneş işçilerini, Belediye- İş’in, Genel-İş’in örgütlediği çok değerli emekçilerimizi bugün grup toplantımızda ağırlıyoruz. Hepiniz bir kez daha hoş geldiniz şeref verdiniz. İzmir’de 466 gündür direnen Digel Tekstil işçileri bugün mahkemede haklarını arıyorlar. Gönüllerimiz onlarla birlikte. Gaziantep’te işçilerin haklarını savunduğu için Türkiye’nin ortalamasının üç katı iş kazaları ve uzuv kayıplarına, makinaların durdurulmadan temizlenmesine sessiz kalmayan ve bütün Türkiye’nin dikkatini bu haksızlığa, bu katliamlara çeken BİRTEK-SEN’in Genel Başkanı Mehmet Türkmen’i 44 gündür tutuklu olduğu cezaevinde Cumhuriyet Halk Partisi grubundan en derin dayanışma duygularımızla selamlıyoruz. Özel İtalyan Lisesi’nde eşit işe eşit ücret mücadelesi veren ve 86 gündür işten atılan, mücadele eden eğitimcileri, öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyoruz.”

“12 YIL ÖNCE DE ELİMDE SARI BARETLE KÜRSÜDEYDİM”

“Bugün benim açımdan zor günlerden biri; Dünya İş Sağlığı ve İş Güvenliği Günü. Uluslararası Çalışma Örgütü 2003’te iş kazalarına ve meslek hastalıklarına dikkat çekmek için bugünü belirledi ve kürsülerin bunun için değerlendirmesini söylemişti. Ben de bugünden tam 12 yıl önce, 28 Nisan 2014 günü Manisa Milletvekili olarak elimde biraz önce arkadaşların burada yere vurduğu sarı bir madenci bareti ile birlikte Meclis kürsüsüne çıkmıştım. Dünya İş Kazalarını Önleme Günü’nde Soma’da yaklaşmakta olan faciaya dikkat çekerek, ‘İyi haberler gelmiyor. Madencileri siyasi mitinglere götürüp getirmekle bu işler olmuyor. Madende şikayetler çok fazla, büyük bir felaket gündeme gelebilir’ deyip bir araştırma komisyonu kurulmasını istemiştik. Dönemin bakanının yolladığı bilgi notuyla Adalet ve Kalkınma Partisi ‘O maden Türkiye’nin, belki de dünyanın en güvenli madenlerinden biri’ demişti. AK Parti oylarıyla reddedildikten 15 gün sonra hep birlikte Soma katliamını yaşadık. O günden sonra Soma’nın dağlarında, dünyanın bütün televizyonları, Türkiye’nin bütün televizyonları, bütün gazeteciler, herkes oradaydı. Haftalar, aylar süren yayınlar yapıldı. Hep birlikte 301 madencimize ağladık. ‘Unutursak yüreğimiz kurusun’ dedik. İlk mahkemeye 10 bin kişi gittik. 86 mahkeme takip ettim. Bittiği gün 156 kişiydik. O gün 301 kişi öldüğünde günlerce ülkenin gündeminde olan konuya şöyle bir dönüp bakınca, insan ibret alıyor gerçekten. O günden bugüne dört Soma daha olmuş, sadece madenlerde. Bin 267 madenci hayatını kaybetmiş. AK Parti’nin iktidarı döneminde öyle bir kez Soma olmamış. Hani, ‘Bu mesleğin fıtratında var, olur’ dediği Soma’dan bir tane olmamış. Yedi tane olmuş. 2 bin 204 tane madenci, AK Parti döneminde, madenlerde hayatını kaybetmiş ama biz bir Soma hatırlıyoruz. Niye bir Soma hatırlıyoruz? Çünkü Soma’daki madenciler ölürken işçi sınıfına bir vasiyet bıraktılar. ‘Ne yaparsanız yapın, sesinizi duyurmak için, fark edilmek için birlikte yapın. Örgütlenerek yapın. Tek başınıza, bir başınıza kalmayın’ dediler. ‘Gerekirse ölürken bile…’ 301’i birlikte öldü diye herkes konuşuyor ama AK Parti döneminde madenlerde yedi kez Soma oldu. İşin o tarafına kimse bakmıyor. Onun için Somalı neredeyse tamamının elini sıktığım, madene uğurladım, madenden karşıladığım, sonra da aylarca, yıllarca aileleri ile birlikte onların hak mücadelesini verdiğim 301 madencinin Türkiye işçi sınıfına vasiyetidir: ‘Örgütlenin. Sendikalı olun. Birlikte mücadele verin.’

“SON 23 YILDA 116 SOMA FACİASI KADAR EVLADI KAYBETTİK”

“Ayrıca son 23 yılda 35 bin işçinin Türkiye’de iş kazalarında, cinayetlerde hayatını kaybettiğini, 35 binin bir rakam olmadığını, bu 35 binin 35 bin gözü yaşlı anne, gözü yaşlı baba, dul kalmış eş ve babasız kalmış çocuklar demek olduğunu hepimiz hatırlayalım. Son 23 yılda Türkiye işçi sınıfının tam 116 Soma faciası kadar evladını kaybettiğini, neferini kaybettiğini hatırlayalım. Soma’nın üzerinden 12 yıl geçti. Ama madencilerin çilesi bitmedi. Doruk Madencilik işçileri 16 gün önce Eskişehir’den yola çıktılar, Ankara’ya geldiler. Dokuz gündür de Ankara’dalar, açlık grevindeler. Ücretlerini ve tazminat haklarını istiyorlar. Uzun süredir ödenmeyen maaşlarını almak istiyorlar. Sürekli ücretsiz izne çıkarılmaya isyan ediyorlar. Ben kendilerini ziyaret ettim. İşçilerin, çocuklarıyla 23 Nisan gününde gözyaşları içinde nasıl bir araya geldiklerini gördük. Neredeyse o günden bugüne her gün polis ablukası var, gözaltılar var. Ne yapmış bu madenciler, ne yapmış? Suç mu işlemişler? Birinin malına göz mü dikmişler? Birinin huzurunu mu bozmuşlar? Ne yapmışlar da polis her seferinde tam karşılarında kimsenin karşısında durmadıkları kadar dik ve kararlı duruyorlar? Adımın atana gözaltı yapıyorlar, içeriye koyuyorlar.”

“O FOTOĞRAFLA UYANDIK”

“Bugün sabahleyin gazeteleri açtık. İşte Salih Yurdakul kardeşimizin cebinden çıkan ve eşinin evden çıkarken ona verdiği ‘1 kilo domates, 1 kilo salatalık, 3 - 4 kilo patates, 4 - 5 tane limon, 1 demet maydanoz, 1 kilo soğan’ deyip onun ‘Bunları alamadım, eve gidemiyorum’ dediği fotoğrafıyla uyandık. İşte bu mücadele Türkiye’de hepimizin onur mücadelesidir. Bu mücadele sokakta kazanılacak, direnerek kazanılacak, eylemle kazanılacak ama böyle bir fotoğraf bir daha çektirilmesin diye hiç yolu yok o ilk seçim kazanılacak. Bir tarafta Salih Yurdakul evden çıkarken kendisine verilmiş alışveriş listesini alamıyor. Diğer yanda Yıldızlar diye bir holding; Yıldızlar SSS Holding, 2 bin 364 maden ruhsatı almış AK Parti döneminde. Yanlış duymadınız. 80 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca, AK Parti gelene kadarki Cumhuriyet hükümetleri toplam bin 186 maden ruhsatı vermiş. AK Parti sadece ve sadece Doruk Madencilik’in sahibine 2 bin 364 ruhsat vermiş. Çantasında duruyor bu ruhsatlar. Birini orada işletiyor, birini orada işletiyor, birini hava parayla satıyor. Birine işletmek için ortak alıyor. Ama bu arkadaşların çocuğunun harçlık parasını verecek maaşlarını aylardır ödemiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi toplam 386 bin maden ruhsatı dağıtmış iktidarı boyunca. Kendinden önceki 80 yılda bin 186, AK Parti 386 bin tane. Yani kayırdığı şirkete, 80 yıllık Cumhuriyet hükümetinde verilen ruhsatların iki katını layık gören AK Parti, kuru soğan, patates, 4 - 5 tane limon almak için gerekli maaşı arkadaşlardan esirgiyor. Onların arkasında değil, şirketin arkasında duruyor. Tercihi her zaman emekçiden değil, emeği sömürenden yana kullandılar. Doruk Madencilik işçilerinin gördüğü muamele ilk değil. Onları önlerine düşen, örgütleyen, buraya getiren Bağımsız Maden-İş. Bugün Gökay Başkan burada, Genel Başkan olarak. Gökay Çakır benim hemşerim.”

“SOMA’DA DA AYNI BUGÜN GİBİ YAPTILAR”

“Bu Bağımsız Maden-İş’i kuran Tahir Çetin, Soma - Kınık’ta mezarında yatıyor. Neden biliyor musunuz? Aynı bu mağduriyetin benzeri Manisa’da yapıldı. Kimse onlara sahip çıkmadı. Bağımsız Maden-İş, Manisa’da bu sebepten kuruldu. Birlikte yola çıktılar. Soma’dan çıkarken baretleri vurdular. Kırkağaç’ta vurdular, durduruldular. Yalınayak yürüdüler. Manisa Gölmarmara’da durduruldular. Süleyman Soylu geldi, söz verdi, geri döndürdü. Sözü tutmadı, bir daha yürüdüler. Söz verdi, geri döndürdü. Sözü tutmadı, bir daha yürüdüler. Ankara’nın girişine geldiler, Süleyman Soylu durdurdu. Aynı bugün gibi. Önlerine polis koydu, jandarma koydu. Yedi gün bir benzin istasyonunda uykusuz bekletti onları. Arife günü ‘Soma’ya dönelim, bayramdan sonra geri gelelim’ dediler. Tahir Çetin, dönüş yolunda uykusuz uykusuz trafik kazası geçirdi. Ali Faik İnter’le beraber. Ali Faik babası madende ölen, babası öldüğünde 12 yaşında olan bir çocuktu, 24 yaşında hayatını kaybetti. Tahir Çetin, emek mücadelesi için kurduğu sendikanın önünde yürürken trafik kazasında hayatını kaybetti. Ne yaptılar biliyor musunuz? Bayramdan sonra Tahir’in dediği paraları ödediler. Çünkü milletin burasına gelmişti siniri. Tahir ve Ali Faik’in ölüm üzerine. Hemen sustular, patrona bastılar ve parayı aldılar, dağıttılar. Mevzuyu kapattılar. Şimdi burada Gökay Çakır ölürse mi ödeyeceksiniz? Şimdi burada bu madenciler hayatını kaybederken mi ödeyeceksiniz? Bu madencinin Soma’da olduğu gibi ölüsünün değeri var da dirisinin neden değeri yok kardeşim? Bir an önce bu sorun çözün.”

“İKTİDARIMIZDA 1 MAYIS, BAYRAM GİBİ BAYRAM OLACAK”

“Ayrıca bu iktidar 24 yıldır tam 23 büyük işçi görevini sudan sebeplerle yasakladı. Ya anayasa Cumhurbaşkanına yetki veriyor, ‘Milli güvenliği tehdit eden hususlarda’ diyor. Yani ne biliyor musun? Makine Kimya Enstitüsünde sendika olacak, tam savaşa girmişiz MKE’deki işçiler ‘Ya biz tüfek üretmiyoruz’ diyecekler, orada devreye girecek Cumhurbaşkanı. Diyecek ki ‘Milli güvenlik tehdit altında’, olmaz. Ya da yok ama; jandarmanın sendikası olacak, askerin sendikası olacak, o süreçte tam kritik bir anda eyleme gidecek, greve gidecek, onu yasaklayacaksın. Milli güvenliğin tehdit edildiği hususlarda deyip; işçilerin grevini, metal işçilerinin grevini, maden işçilerinin grevlerini ertelediler. 200 bin işçinin grev yasağı yüzünden işten olmaya direnmesinin önüne geçtiler, onların işlerinin elinden alınmasına sessiz kaldılar, arka çıktılar. Bugün Türkiye’de işçilerin yüzde 14’ü sendikalı. 7’si özel sektörde yüzde 7’si kamuda. Kamuda örgütlenen ‘Örgütlenme’ diyen yok. Yani özel sektörde örgütlenebilen yüzde 7. Özel sektör ve kamuda grevli toplu sözleşmeli sendikal haklara sahip olanların oranı; sadece yüzde 9. Yıl 2026, yüzde 9. Yıl 1980, 11 Eylül 1980, darbeden bir gün öncesi bütün sendikalar kapatılmadan bir gün öncesi dört işçiden üçünün grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları var. İşte bir yanda ‘Efendim biz darbelerle hesaplaşacağız, darbelerin ürünlerinden kurtulacağız, yükü kaldıracağız, sendikal örgütlenmenin önünü açacağız. 1 Mayıs’ı serbest yapacağız’ diyen Adalet ve Kalkınma Partisi, şimdi YÖK’ün etinden, sütünden, yününden yararlanıyor. Yıllarca geldiği gün siyasi partilere uygulanan barajı sıfırlayacağını söylemişti. Etinden, sütünden yıllarca yüzde 10 olarak yararlandı. ‘1 Mayıs’ı bayram yapacağım’ demişti, hepimizin oylarıyla güya o sözü tuttu. Bakın AK Parti İstanbul İl Başkanlığı bunu ‘Artık 1 Mayıs hem bayram hem de Taksim’de’ diye 2010 yılında billboardlarla duyurdu. 2010 Taksim var, 2011 var. 14 yıldır Taksim yasak. 1 Mayıs’ı önce bayram edip sonra bayramı zehir edenlere Taksim’i önce serbest edip 14 yıldır Taksim’den korkanlara inat; 1 Mayıs bayram gibi bayram olacak, Taksim sonuna kadar serbest olacak. AK Parti’nin kara düzeni Türkiye’de 100 işçiden 91’inin grev yapma hakkından, sendikalı olma hakkından uzak tutmaktadır. 70’lerin Cumhuriyet Halk Partisi’nin işçi haklarını savunan, sendikal özgürlükleri savunan, işçilerin sigorta alanlarında geniş haklar elde etmesini savunan ve Türkiye’de iklimi değiştiren; hem emek mücadelesi hem de Cumhuriyet Halk Partisi, Karaoğlan'ın halkçı, emekten yana siyaseti dört işçiden üçünü bu haklara kavuşturmuştur. 24 yıldır iktidardalar. 100 işçiden 91’i bu haklardan mahrum. Size söz veriyoruz; Türkiye işçi sınıfının önünde ant içiyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi gelecek, tüm işçiler sendikal haklarına kavuşacaklar.”

“HEPSİNİ SATTILAR, ŞİMDİ O PARAYI FAİZE ÖDEYECEKLER”

“Özelleştirmelerle hem kamuyu zayıflattılar hem üretimi azalttılar, hem de işçileri önce güvencesiz yaptılar sonra da işsiz bıraktılar. Cumhuriyet’in fabrikaları, şirketleri haraç mezat satıldı. Sümerbank, SEKA, Tekel, Türk Telekom, Petkim, Tüpraş, şeker fabrikaları, demirçelik fabrikaları, elektrik dağıtım şirketleri, limanlar, termik santraller ve madenler teker teker yok pahasına, şeffaf olmayan süreçlerin sonunda ve hep yandaşları bularak. İşte bu Doruk’un sahibi 2 bin 368 tane maden ruhsatını depolamış, AK Parti’nin yarattığı ve kendisinin AK Parti’ye yarattığı imkanlar dahilinde. İşte AK Parti’nin kara düzeni budur. Ne oldu peki? Hepsini haraç mezat sattılar. Bu işletmelerin çoğu kapandı. Kapanmayanın üretimi azaldı. Devletin gücü zayıfladı, üretim düştü, işçiler güvencesiz kaldı, işsiz kaldı. Özelleştirilen şirketlerde en az 60 bin işçi işinden oldu. Soma’da, Ermenek’te patronların para hırsı yüzünden canlarından oldular. Ve sonuç? Yani yaptınız, yaptınız, yaptınız. Devletin resmi rakamları: Özelleştirmeler Sümer Holding’den başlıyor, Elektrik Dağıtım A.Ş., Türk Hava Yolları, Türkiye Petrol Rafinerisi, Et Balık, SEKA, TURBAN, Demirçelik, şeker fabrikaları, Petrol Ofisi, termik santraller, Petkim, Tüpraş, Havaş gidiyor. 100 özelleştirme olduysa Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüzde 89’unu AK Parti yaptı. Ve devletin resmi rakamıyla toplam 60 milyar dolar, yani 20 yıl önceki lira, hepsi dolara çevrilmiş devletin rakamlarıyla 60 milyar dolar aldılar bundan. Devleti sattılar, 60 milyar dolar elde ettiler. 2.7 trilyon lira bugünkü kurla. Öyle acı, öyle, inanılmaz öyle katlanılmaz ve o kadar öyle manşetten bir iş ki bu, 24 yıllık özelleştirmenin geliri 2.7 trilyon lira, 2026’da faize ödenecek para 2.7 trilyon lira. Yani Atatürk’ün Cumhuriyetin o 10 yılda 15 milyon genç yaratıp, Anayurdu dört baştan demir ağlarla ördüğü, basma fabrikalarından termik santrallere, oradan rafinerilere, Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan bütün bu kurumları getirdi, bunların tamamını sattılar ve o parayı bu sene faize ödüyorlar. Bu dedesinden - babasından iki kuşaktan 80 yıllık şirketi alıp da bir gece kumarda batıranlar var ya memleketi batıran AK Parti’nin o hayırsız evlattan hiçbir farkı yok bu milletin gözünde.”

“ALMAN HANS’LA ARADAKİ ALIM GÜCÜ FARKI 12 KAT”

“Bu kara düzen maalesef her iki işçiden birini asgari ücretli yaptı. Kimi rakamlar yüzde 55, kimi rakamlar yüzde 50’nin biraz altında. Ama asgari ücret ve hemen üzerinde ücret alanlar iki kişiden biri. Bu asgari ücret dediğiniz şey, emekçinin ilk bir yıl aldığı ücrettir arkadaşlar. Bütün dünyada böyle. Asgari ücret ilk bir yıl alınır ve kıdemle birlikte hızla uzaklaşılır. Asgari ücreti bir yıllık yeni işçi alır, bir yıl sonra hızla o asgari ücretten uzaklaşılır. Bugün Türkiye’de asgari ücret neredeyse kayıt dışı istihdam ve asgari ücret altında çalışmaya zorlananlar da hesaba katılırsa, asgari ücret neredeyse ortalama ücret olmuş durumda. Resmi rakamlara göre ortalama ücret, asgari ücretin bir kol mesafesi uzağında. O yüzden de Türkiye’de hem asgari ücretliler zorla hem de bütün maaşlar ona göre şekillendiği için geriye kalan ücretliler zorda. Bakın 2015 yılı, bundan sadece 11 yıl önce, Türkiye Avrupa’da asgari ücret olarak 14 ülkeden iyiydi. O günden bugüne AK Parti yönetiyor halen. Bugün sondan altıncı ülkeyiz. Yani Avrupa’da eskiden bizden asgari ücrete daha düşük maaş veren sekiz ülke önümüze geçmiş. Arkamızda beş ülke kalmış. Bu Avrupa Birliği üyeleri değil, orada zaten hepsinden gerideyiz, çoğundan geriyiz. Belki birinden ilerdeyiz. Ama Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Moldova ve Ukrayna dışında bizden daha düşük asgari ücret veren bir Avrupa ülkesi yok. Almanya’da asgari ücret 2 bin 343 Euro. Türkiye’de 654 Euro. Ve Türkiye’de kur bu kadar baskılandığı halde, normal ekonomi serbest çalışacak olsa, yani birilerine carry trade’ler falan vadediliyor olmasa, parayı getirdiğindeki kur, çıkarkenki cuma akşamki kur önceden taahhüt ediliyor olmasa, bu kur bugün bunu yüzde 40-50 üzerinde olacak, gerçek anlamda asgari ücret 350 - 400 dolarlarda olacak. Satın alma gücü oralarda. Bir yanda 2 bin 343 Euro olan Almanya’da Hans var. Bir yıl oluyor sonra başlıyor 3 bin 500, 4 bin, 4 bin 250. Öyle kalmıyor 2 bin 300’de yıllarca. Ama ilk bir yıl 2 bin 300 alan Hans’ın Almanya’daki işçiye ortalaması yüzde 9 arkadaşlar. 100 işçiden dokuzu sadece asgari ücret ve üstünde alıyor. Biz de 100 işçiden 55’i. O 2 bin 343 alıyor, bizimki 650 alıyor. O gidince dana kıymayı bizim parayla 350 liraya alıyor, bizimki 950 liraya alıyor. Hem alım gücünde, gıda alımında üç kat fark var aleyhimize, hem de maaşta dört kat fark var aleyhimize. Yani asgari ücretin satın alma gücü olarak Almanya ile Türkiye arasında 12 kat fark var. Avrupa Birliği’nin en kötüsü sayılacak ülkelerde Portekiz, bin 73 Euro alıyor. Yunanistan bin 27 Euro alıyor. Türk işçisi 654 Euro alıyor, hem de bu kadar baskılanmış kura rağmen.”

“YÜZLERCE EKMEK ENFLASYON KARŞISINDA ERİDİ”

“Daha yılın yarısı gelmeden, maaşlar enflasyon karşısında eridi. Üç aylık enflasyon yüzde 10. Nisan enflasyonu bakalım kaç çıkacak? Ve üç aylık enflasyonla asgari ücretin alım gücü 3 bin lira azaldı. Yani verildiği güne göre asgari ücret 28 bin yapmışlardı ya, 25 bin liralık alım gücüne düştü bile. Üç ayda. Ocak ayında asgari ücret ilan edildiğinde bin 870 ekmek alıyordu. Bugün bin 605 ekmek alıyor. 265 ekmek enflasyona kurban gitmiş durumda. Asgari ücretin hemen üstü diyoruz. Bu mavi yakalıların, beyaz yakalıların pek çoğunun muhatap olduğu ücret seviyesi. 60 bin lira net ücret. 60 bin lira net ücret alan bir mavi yakalı, yılda 138 bin lira vergi veriyor. 70 bin lira alan, 180 bin lira vergi veriyor. 80 bin alan, 235 bin lira vergi veriyor. Yani 80 bin lira maaş alan birisi üç maaşını doğrudan vergiye veriyor. Maaşlarda bir gelir vergisi sorunu var. Adeta gelir vergisi soygunu var. Vergi yükü, bordrolu çalışanların üstünde. Bu soygunun bir an önce sona erdirilmesi lazım. Eskiden iş bulana sorardınız, ‘Kaç para maaş?’ ‘Ağabey maaş az ama üç ayda bir ikramiye var. Yani 16 maaş alacağız’ derdi. Şimdi böyle şeyler kalmadığı gibi 12 maaşın 3’ünü artan vergi dilimine girdiği için kaptırıp yılın sonunda sadece 9 maaşa çalışmak zorunda olan emekçilerimiz ya da beyaz yakalılarımız var. En düşük emekli maaşı 20 bin liranın alım gücü 3 ayda 2 bin lira azaldı. Fiilen 20 bin liralık emekli maaşı, zam aldığı gün 18 bin liraya düşmüş durumda. Üç ay içinde oldu bu. Daha önümüzde dokuz ay var. En düşük memur maaşı 61 bin 900 lira, üç ayda 6 bin 100 lira azalarak 55 bin liraya düştü. Üç ayda elektriğe, doğalgaza zam, iğneden ipliğe her şeye zam geldi ama ücretler aynı kaldı. Bu şartlarda artık geçim olması mümkün değil. Ve artık bir ara zam, bir zorunluluk haline gelmiştir. Bütçe imkanları vatandaş için zorlanmalı ve mutlaka bu üç aydaki enflasyon tahribatını giderecek hem asgari ücret açısından hem de en düşük emekli maaşı ve diğer emekli maaşları açısından mutlaka zam planlanmalıdır.”

“YA AÇ KALIP KİRA ÖDEYECEKSİN YA DA KARNINI DOYURUP SOKAKTA KALACAKSIN”

“Burada bir özel durum da kiracılar için söz konusu. Kiralar öyle yükseldi ve bu işin sonunda öyle bir noktaya geldi ki alınan emekli maaşlarıyla, asgari ücretle ya kirayı ödeyip aç kalacaksın ya da karnını doyurup sokakta kalacaksınız dönemi geldi. İşte buna dünyada bizim siyasi akrabalarımız çok etkili bir çözüm ürettiler. Yıllardır uyguluyorlar. Bunun adı, ‘kiralık sosyal konut.’ Biz de Türkiye’de kiralık sosyal konutu ilk kez dile getiren, tartışan ve uzun çalışmalar sonunda Parti Programına kiralık sosyal konutu yazan ilk partiyiz. Ve geçtiğimiz ay 2 Nisan günü, Çeşme’de ve Menemen’de iki farklı model kiralık sosyal konutların temelini attık. İzmir Büyükşehir Belediyemiz, Menemen’de yaptığı sosyal konutların yüzde 10’unu kiralık sosyal konut olarak ayırdı. Bu önemli bir adım. Aynı gün temelini attığımız Çeşme’deki projeyle Lal Denizli Başkanın, Sayın Genel Başkanımız Murat Karayalçın’ın himayesinde, onun önerileriyle onun mentorluğu ile yaptıkları projede, 600 kiralık sosyal konutun hem de depreme dayanıklı, yaşanabilir sosyal konutların temelini attılar.”

“KÖTÜ TAKLİTLERDEN SAKININIZ”

“Bu pazar günü İstanbul’da sosyal konut kuraları çekildi. Temelli atılmadı. Biliyorsunuz önce kura çekiyorlar. Bu kura törenin Adalet ve Kalkınma Partililer, ‘Türkiye’de ilk kez kiralık sosyal konut yapımı AK Parti döneminde yapılıyor’ diye müjde veriyorlar. Kiralık sosyal konutu bizden duyarsınız, bizim programda okursunuz. Apar topar yüzde 5 gibi olmayacak, biz yüzde 25 veriyoruz. ‘Sosyal konutların yüzde 5’ini kiralık yapacağız’ dersiniz. Biz temel attıktan sonra temel de atmazsınız, sadece kura çekersiniz. Bu şu demek; Günün birinde temel atacaklar, günün birinde inşaatı yapacaklar. Günün birinde bunun bir kısmını kiralayacaklar. Günün birinde kiracılara teslim edecekler. Ama Nisan’ın 2’sinde yapılan işi görmezden gelecekler. Buradan Türkiye’de barınma sorunu çeken herkese söylüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi, kiralık sosyal konut fikrinin geliştiği, sosyal demokrat, sosyalist bazlı tartıştığı ve hayata geçirdiği o fikrin sahibidir, o fikri Türkiye’ye getiren, Türkiye’de savunan, Türkiye’de planlayan iktidarında da her sosyal 4 konuttan birini kiralık ve gelire göre kira ödenecek sosyal konut haline getirecek olan partidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem sosyal belediyecilikte hem sosyal politikalarda hem de sosyal konut alanında kötü taklitlerinden sakınınız.”

“İKTİDAR MİLLETE DEĞİL FAİZCİLERE ÇALIŞIYOR”

“Değerli konuklar, değerli arkadaşlar. Ülkede para var ama maalesef herkese yok. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında, bu iktidar millete değil faizcilere çalışıyor. İlk üç ayda toplanan her 100 lira verginin 26 lirası faize gitmiş durumda. İlk üç ayda tam 876 milyar lira faizcilere, tefecilere para ödediler. Yıl bittiğinde 2,7 trilyon liraya ulaşacak. Bir tarım krizi, bir gıda krizinin ortasındayız. OECD ülkeleri arasında gıda enflasyonunda en kötü durumda olan ikinci ülkeyiz. Bizden kötüsü Kosta Rika. Ama dünyaya bakıyorsunuz, Covid’de bir gıda krizi baş gösterdiğinde herkes çiftçisine sahip çıktı; desteklemeleri artırdı, tedbirleri aldı. İhracatları yasakladılar, kendi kendilerine yetsinler diye. Gıda krizini, gıda enflasyonunu açtılar. Dünyada gıda enflasyonunda sondan beşinci, OECD ülkelerinde sondan ikinci durumda olan ülke üç ayda tarımsal desteklemeye sadece 60 milyar lira para ayırdı. Yani faize 876 milyar lira, bütün çiftçilere 60 milyar lira. Arada tam 15 katlık bir fark var. Çiftçiye verdiğinin 15 katını faizciye ödeyen bir iktidarın yönettiği ülkedeyiz.”

“17 YAŞINDAKİ GENÇLERİMİZ İKİNCİ EL KIYAFET KUYRUĞUNDA”

“İki haftadır bu kürsüden çok ibretlik görüntüleri, hepimizin gördüğü ya da gözden kaçırdıysa hafızamıza kazımamız gereken ve çeken açısından büyük gazetecilik işi ama gören açısından katılacak şeyler olmayan fotoğrafları görüyoruz. Ya da birtakım fotoğraflarla burada üzülüyoruz. İki hafta önce yarım tostu veresiye yazdıran evlatlarımızın kantin veresiye defterinin fotoğrafı vardı. Geçtiğimiz hafta ucuz ekmek, ucuz et, ucuz peynir kuyruğunda saatlerini geçiren emeklilerin fotoğrafları vardı. Bu hafta maalesef sıra gençlerde. Antalyalı gençler maalesef insan söylemeye utanıyor ama ikinci el kıyafet satışı yapan bir dükkanın önünde izdiham halindeler. İkinci el kot, ikinci el sweatshirt, ikinci el giysi 200 liraya satılıyor ve bu uçsuz bucaksız, gençlerin izdiham halinde olduğu bu görüntüler karşımızda. Yedi yaşında evladımızı veresiye ile tanıştıran, 77 yaşında emeklimizi kuyruklarda perişan eden, 17 yaşındaki gencimizi ikinci el kıyafet kuyruğuna sokan bu AK Parti’nin kara düzenidir. AK Parti’nin kara düzenini yıkıp genciyle, yaşlısıyla, işçisiyle bu halkın gerçekten hakkını alacağı bir Cumhuriyet düzenini bir kez daha hep beraber kuracağız.”

“YABANCI YATIRIMCIYI KAÇIRDILAR”

“Niye bu haldeyiz? Çünkü Türkiye’yi bitmeyen bir ekonomik krizin içine soktular. Eskiden kriz yılla alınıyordu. Şimdi 10 yılı buldu, krizin içinden çıkamıyoruz. Siyasi davalarla Türkiye’de hukuk güvenliğini bitirdiler. Yabancı yatırımcıyı ülkemizden kaçırdılar. Bu yabancı yatırımcı dediğiniz son derece ürkek, son derece tedirgin, ‘Parayı soktuk ama çıkarabilecek miyiz?’ endişesini soyup, bu hassasiyette olanların parasını emanet ettiği fonların yönettiği paralar bunlar. Hele hele ki ‘Gel tarla al, inşaat yap. Parayı göm, istihdam yarat. Burada üret, ürettiğinden vergi ver. Çalıştırdığın işçiyi iş sahibi yap, istihdam yarat…’ Bu o ülkeye inanılmaz bir güven gerektirecek bir iş. Maalesef Türkiye’de zaman zaman işte Manisa’ya Volkswagen gelecek, Almanya ile bir kriz; kaçıyor başka Balkan ülkesine… Yok, Çinli BYD gelecek, bir kriz; o da diyor ki ‘Başka ülkede başka imkanlar var, oraya mı gitsek?’ 19 Mart darbesinden sonra yargıya güven yüzde 18’lerde ölçüldü.”

“ŞİMDİ BU ADAM TÜRKİYE’YE PARA GETİRECEK”

“AK Parti’nin yönettiği bu ülkede şu yaşanıyor. Diyelim ki yurt dışında bir yabancı yatırımcı var. Yatırım yapacak ülke arıyor. Çağırıyor profesyonelleri, iyi eğitim almış ekonomistlerini, işletmecilerini, yatırım uzmanlarını. Diyor ki ‘Şu ülke nasıl?’ ‘Şöyle.’ ‘Bu ülke nasıl?’ ‘Böyle.’ ‘Türkiye nasıl?’ Normalde anlata anlata bitiremezsin. Genç nüfusunu mu övesin? Asya ile Avrupa arasındaki dört tane köprüsünü mü anlatasın? Adeta Allah’ın bir vergisi olarak lojistiğin düğüm noktası, lojistik hub’ı olduğunu mu anlatasın? Her türlü imkanı, etrafı denizlerle çevrili bu ülkenin her türlü imkanı mı anlatasın? Ama şöyle anlatıyorlar; ‘Ama efendim uzak durun. Şaka gibi bir memleket. İstanbul var ya…’ Türkiye’yi bilmeyen İstanbul’u bilir. ‘Orayı’ diyor, ‘Bugünkü iktidar 25 yıl yönetti. Seçimler oldu. Sosyal demokratlar seçimi kazandı. Önce ‘13 bin farkla bu şehri size mi vereceğiz’ dediler? 19 gün oyları baştan saydırdılar. Sonra geride çıkınca İstanbul’da akıl hastanelerinden, psikiyatri kliniklerinden ilaç yazılmış, raporu olan herkesin verilerini kişisel veriler - KVKK’yı hiç düşünmeden topladılar. Valizlere koydular. YSK’ya götürüp seçimi iptal ettiler. ‘Efendim burada 13 binden fazla psikiyatri tedavisi gören insan var. Onlar kendi malik değil, bu tarafa oy vermiş olabilirler.’ Bir argüman da bu. İptal ettirdiler seçimi.’ ‘Ee?’ ‘Sonra seçim yapıldı. Bu sefer 806 bin farkla millet bu antidemokratik duruşa değil, bu mücadeleye destek verdi.’ ‘Güzel. Sonra?’ ‘Beş yıl bu kazanan belediye başkanına zulmettiler. Çalışan merdivenlere taş soktular. Bir gün çalışmayan halk otobüsünü kiralayıp ‘Film çekiyoruz’ diye yalandan yaktılar. ‘İBB’nin arabaları yanıyor’ dediler. ‘İSPARK’ı terör örgütü işletecek’ dediler. ‘Su faturasını teröristler dağıtacak’ dediler. Sonra seçim oldu.’ ‘Ee?’ ‘1 milyon 150 bin farkla kazandılar.’ ‘Güzel işte. Hak yerini bulmuş.’ ‘Yok efendim, yine bunu hazmedemediler. Bu sefer ‘Bu seçimleri kazanan, İstanbul’u kazandığına göre Türkiye’yi de kazanır’ diyen birisi, bu kişinin 31 yıl önce aldığı diplomasını iptal etti.’ ‘Nasıl?’ ‘Vallahi öyle. Devlet çağırmış, yatay geçiş yapmış. 31 yıl önce 17 yaşındaki çocuğu çağırmış, 21 yaşında diplomasını vermiş. ‘Cumhurbaşkanı adayı olabilir, bu diplomayı iptal edin’ deyip iptal ettirdiler.’ ‘Devlet 31 yıllık mührünü mü inkar etmiş şimdi?’ diyor. Adam para getirecek ya. ‘Vallahi efendim öyle, uzak durmak lazım’ diyor. ‘Sonra da bu adamı alıp içeri attılar. 13 aydır içeride tutuyorlar. O yüzden efendim biz Türkiye’ye nasıl para götürelim? Nasıl yatırım yapalım? Ayrıca bu kişiyi içeri almak için gözaltına aldıkları, tutukladıkları bir sürü insanın 30, 40 yıllık - 60, 80 yıllık dededen babadan kalma şirketlerini alıp çöktüler. TMSF’ye verdiler. Son bir şans verdiler. ‘İftira atarsan ve birazcık da bize atarsan, şirketi geri alırsın. Yoksa satıyoruz buraları’ dediler. Sonra bir tane muhalif kanal vardı; Tele1. O kanala gittiler. Adamı içeri attılar. Daha iddianamesi yazılmadan kanala el koydular ki kanal kendinin de değil, oğlunun.’ ‘Oğlum suçun şahsiliği diye bir şey yok mu bu Türkiye’de?’ ‘Yok efendim, olur mu?’ diyor, ‘Siz ne sandınız? Ondan gidip yatırım yapmayalım diyorum.’ ‘Nasıl ya? Babasını suçluyor, oğlunun malına mı çöküyor?’ Şimdi bu adam Türkiye’ye para getirecek. Sonunda diyorlar ki ‘Haraç mezat bu televizyonları satıyorlar. Ne varsa muhalefetin elinde ona saldırıyorlar.’”

“YATIRIMCIYA ‘O BAKAN, O BAKAN’ DİYE ANLATIYORLAR”

“‘Ama’ diyor, ‘Ben bir şey okudum. Yeni bir Adalet Bakanı var, aklı başında bir adam herhalde. Bak ne yazmış Türkiye’de; ‘Yatırımcının Türkiye’ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz.’ Böyle açıklama yapmış.’ ‘İktidar değişmiş olabilir mi? Ya da vazgeçmişler, hukuka inanan bir bakan atamış olabilirler mi?’ diyor. Danışmanlar oradan diyor ki; ‘Efendim kusura bakmayın ama biz o konuyu biliyoruz. Biraz önce söylediğimiz her türlü hukuksuzluğu yapan o bakan, o bakan efendim.’ Özetle Akın Gürlek ağzıyla söylüyor arkadaşlar. ‘Yabancı yatırımcı Türkiye’ye gelmiyor. Bunun sebebi Türkiye’de hukuk güvenliğinin olmamasıdır.’ Şimdi 31 yıllık diplomayı iptal ettiren kim? Merdan Yanardağ’ın Tele1’ine çöküp satan kim? 80 yıllık şirket alıp, ‘Efendim son iki yılda olanlardan dolayı ben bu şirkete çöktüm’ diyen kim? Haraç mezat satan kim? Suçun şahsiliğini bir yana bırakıp adamın şoförünü alıp, tutup dokuz ay ‘İftira at Ekrem’e’ deyip ikna edemeyince iddianame yazmadan salan kim? Vallahi Akın Bey hukuki güvenlik olmamasından şikayet ediyor ya bu tüberküloz basilinin veremden şikayet etmesi gibi bir şey. Bu mikrobun hastalıktan şikayet etmesi gibi bir şey.”

“VARLIK BARIŞI’NDAN YARARLANAN UYUŞTURUCU BARONLARI OLDU”

“Batmış, bitmiş, tükenmiş bir ekonomide maalesef karşı kayısıyız. Faizin bir kara deliğe dönüştüğü bir israf düzeniyle karşı karşıyayız. ‘Her şeyi ben bilirim’ diyen ekonomist sayın Erdoğan yine çareyi bulmuş, Varlık Barışı yapacakmış. Bu ülke sözde iki ‘barış’tan çok çekti. Biri İmar Barışı, sekiz kere çıkardılar. Dirençsiz yapılar, yasal hale geldi. Depremde bu çürük yapılarda binlerce, on binlerce insanımızı kaybettik. İkincisi de Varlık Barışı, onun da sekizincisini getiriyorlar. Bakın Varlık Barışı sayın Erdoğan’ın icadı; ya başbakan iken, ya yönetimde, cumhurbaşkanı iken. 2008, 2013, 2016, 2018, 2020, 2021, 2022. Ne kadar geldi? Bilinmez. Kim getirdi? Bilinmez. Bir tek şey söylüyor; ‘Nasıl kazandığının önemi yok. Nereden elde ettiğinin önemi yok. Yeter ki parayı getir.’ Bu paralar geliyor. Sonra ne oluyor? Yedi kez çıkan Varlık Barışı’ndan sonra? Uyuşturucu Baronu Çetin Gören, Varlık Barışı’ndan yararlanmış. Demiş ki ‘Cumhurbaşkanımız ‘Yastık altı döviziniz varsa serbestçe tasarruf edin’ deyince ona dayanarak Hollanda’daki paramı getirdim ve Türkiye’ye yatırdım.’ 2020’de Bataklık Operasyonu’ndan tutuklanmış. Ya da Uyuşturucu Baronu Nenad Petrak, Varlık Barışı’ndan yararlanmış 2023’te. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması lazım. ‘Türkiye’den 250 bin dolara daire satın aldım. Türkiye vatandaşı yapıldım. Varlık Barışı’ndan yararlandım. Ankara Etimesgut’a kütüğüm kaydedildi’ demiş. 2023’teki Kartel Operasyonu’nda tutuklanmış. Varlık Barışı’yla Türkiye’ye sokulan paralar ne oluyor? Bu tip kara paralar? Türkiye’de hani 14 yaşında çocuk motora biniyor. ‘Gündüzden gidip senin tarifine göre şu kadar para vereceksin kuyumcuya’ diyorlar. Vermeyince akşam motorla geçip tarıyorlar. Ertesi gün gündüz tarıyorlar, üçüncü gün kafaya dayayıp basıyorlar ya. O çocuk diyor ya, o suça itilen ve o çetelerin devşirdiği çocuk. ‘Ne olacak?’ diyor, ‘Millet 14 - 15 yaşında babasının eline bakıyor. Bizim çete, bilmem kim abi içeride bana bakıyor, dışarıda aileme bakıyor.’ Bu paralarla bakıyorlar arkadaşlar. O uyuşturucu paralarını, o suçla elde edilen paraları yasallaştırıp içeri getiriyorsun, o Türkiye’deki bütün operasyonunu artık yasal hale getirdiği o paralar üzerinden yürütüyor. Bunun için bir kez daha Türkiye’ye bu kirli parayı ve Türkiye’nin başını derde sokacak bu parayı getirmeyin.”

“O ZAMAN ‘BAŞARDIK’ DİYE TWEET ATTI”

“Mehmet Şimşek iki yıl önce hayatının en kısa tweetini attı. Ne diyordu? ‘Başardık.’ Neyi başarmıştık biliyor musun? Yıllardır içinde olduğumuz gri listeden çıkmayı başarmıştık. Kimlerle birlikte? Adını bilmediğimiz böyle Narko terörün olduğu, uyuşturucunun olduğu, beyaz kadın ticaretinin olduğu, insan kaçakçılığının olduğu ülkelerle anılıyorduk. Kara para aklanan bir ülke haline gelmiştik. O yüzden gri listedeydik. Aylarca, yıllarca uğraştık. Allah var ya gittiğimiz her yerde biz de söyledik, ‘Türkiye’yi gri listeden çıkarın, Türkiye’yi gri listeden çıkarın’ diye. Şimdi çıkmış yeni Adalet Bakanı diyor ki dün, ‘Karapara ile mücadelemiz sürecek.’ Bir kere karaparanın tanımına bir bakmak lazım. Suçla elde edilmiş bir para, nasıl elde edildiği açıklanamayan bir para. Benim aklıma mesela şey geliyor, 190 yıl maaş alsa alamayacağı 16 tapuyu almış birinin parası nasıl oluyor ak para, nasıl oluyor ak para? Şirkete çöküp İBB borsasını kurup ‘Ya satarız yap payımızı alırız’ diyenlerin üzerinde tepindikleri para, konuştukları para, onlardan duyduğumuza göre soğuk cüzdanlarla taşınan o para, nasıl oluyor ak para da sen nasıl mücadele ediyorsun kara parayla? Sen operasyon yapacaksın, dosya gizli olacak. Ama bazı avukatlar, örneğin bir tanesini suçüstü yurtdışına kaçarken yakalattırdık. Bazı avukatlar dosyaya hakim olacak. Dosyayı koltuğunun altına alacak, gidecek aileleri bulacak. Ziyarete gidecek cezaevlerine, diyecek ki, ‘Senin suçlaman bu, şu ifadeyi verirsen seni çıkaracaklar, tarifesi de bu kadar.’ Bunu söyleyen adamı ben kayda geçireceğim, ihbar edeceğim, Bayrampaşa’da otobüsün üzerinden ifşa edeceğim. O telefonları evde bırakacak, ödünç bir arabaya atlayacak, Kepez’den yurt dışına Yunanistan’a kaçarken jandarmaya yakalanacak. Ve bu adam ‘Bu gizli belgeyi sen nereden buldun?’ sorusuna muhatap olmadan önce ev hapsine konulacak sonra kıyın kıyın serbest kalacak. Bir başkası yine elinde kağıtla Murat Kapki’ye gidecek, kameranın önünde ‘Buna imza atarsan savcı bey seni salacak, tarifesi şu kadar’ diyecek, sonra siz bu memleketi kara paradan kurtaracaksınız değil mi? Bu AK Parti’nin kara düzeninin en kara noktası, bu adalet sisteminin geldiği noktadır. Kara deliksiniz siz, kara delik. Vicdanı yutan kara deliksiniz siz. İnsafı yutan, adaleti yutan kara deliksiniz.”

“ORDU’DA MADEN İÇİN AYBASTI’YI BASTILAR”

“Biraz önce söyledim 80 yılda bin 186 maden ruhsatı, son 23 yılda 386 bin maden ruhsatı. Muğla’da ormanların yüzde 70’i, Ordu’da yüzde 74’ü, Giresun’da yüzde 72’si maden ruhsatlarına verilmiş. Orada Aybastı’da Perşembe yaylası var. Orayı da madenciliğe açtılar. Mahkeme süreci var, Ordu’nun AK Partilisi Aybastı’yı seven, AK Partili, MHP’li, CHP’li tüm siyasi partiler, İYİ Partili ‘Aybastı’ya aman bir şey olmasın’ diye kulağı mahkemede. Mahkeme sürerken dozerleri sokuyorlar oraya, iş makinelerini. Oysa SİT alanı. Koruma altında. Mahkeme bilirkişi için keşif tarihi vermiş ve keşif tarihinden önce Aybastı’yı basıp orayı kazmaya, ağaçları kesmeye çalışıyorlar. Keşif yapılmadan sahayı madene çevirmeye çalışıyorlar. Peki ne oluyor? Normalde ne olur? Koşar gider avukat, ‘Hakim bey siz bilirkişi atadınız, keşif tarihi verdiniz. Bunlar dozerle giriyor.’ Hakim ne yapar? Arar. Köylülerin gözü yolda. ‘Hakim kolluğa talimat verdi, jandarma geliyor bu manyakları durdurmaya’ der ya, o jandarma geliyor köylüye saldırıyor. O jandarma geliyor köylü engel olmasın diye kesim yapmaya, orayı yıkmaya, kazmaya çalışanlara sahip çıkıyor, köylüleri durduruyor, Orduluları durduruyor.”

“ESRA’NIN ŞAHSINDA AKBELEN KÖYLÜLERİ ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM”

“Aynı şeyi Muğla Akben’de hep beraber yaşadık, Akbelen’de muhtarın kızı diye bilinen Esra Işık, 29 yaşında. Anneannesine, sonradan rahmetli olan anneannesine sarılan fotoğrafıyla bildiğimiz Esra Işık, ağaçlara sarılan Esra Işık, tek derdi köyünü korumak olanı Esra Işık tutuklandı, İzmir’de cezaevine kondu. 29 gün sonra dün böyle elleri kelepçeli getirdiler. Milas’ta yargıladılar, tutukluluğuna devam kararı verdiler Esra’nın. Suçu ne Esra’nın? Görevi yaptırmamak için direnme suçu. Vallahi bu Esra’nın, görevleri ağaçları kesmekse o görevi yaptırmamak için direnme suçu işliyorsa, ben Esra’nın şahsında bütün Akbelen köylülerinin, Türkiye’de vahşi madenciliğe karşı direnen bütün çevrecilerin, bütün köylülerin, Karadeniz’deki bu büyük talana karşı çıkan her siyasi görüşten tüm Karadenizlilerin doğayı, çevreyi seven herkesin karşısında saygıyla eğiliyorum. Bu mücadele bizim mücadelemizdir. Sonuna kadar direneceğiz.”

“14 İTİRAFÇI İFADELERİNİ GERİ ÇEKTİLER”

“Değerli arkadaşlar; bir ülkede adalet olmazsa refah olmaz. Biraz önce söyledim, yabancı yatırımcı gelmez, ekonomik kriz bitmez, ülkede yatırım ortamını, barış ortamını dinamitliyorlar. 19 Mart darbesinin üstünden 406 gün geçti, 86 milyon kaybetti. Bu darbenin ne işçiye, ne emekliye, ne emekçiye, ne çiftçiye, ne esnafa bir faydası yok. Kadına da yok gence de yok memur da faydası yok. Türkiye’yi her alanda geriye götürüyor. Ülkemizi dış tehditlere karşı zayıflatıyor. Fevkalade siyasi olan bu dava, yaprak yaprak dökülüyor. Tel tel dökülüyor. Her gün bir dürüst insan bir iftiracıyı püskürtüyor, bir iftiracıyı mahcup ediyor. Her gün bir doğru, bir yalanı çürütüyor. Geçen hafta İBB davasını gördük. Hep beraber izledik. O geçen hafta yaşananlardan sonra artık ortada kim yok? Yandaş basın yok. Biz bir yıldır dedik ‘İddianameyi bekliyoruz’ dedik, ‘Yargılamak için değil yargılanmak için geliyoruz, orada olacağız’ dedik. ‘Bu söylenenlerin hiçbirini ispatlamazlar’ dedik, iddianameye bile sokamadılar. Şimdi 10 aydır bu mevzuların üstünde tepinen yandaş kanallar nerede? Alsana arkaya Silivri’deki mahkemeyi. Geç önüne al eline mikrofonu anons çeksene, yollasana muhabirini. Yapsana haberini. ‘Bugün arkamdaki burada Ekrem İmamoğlu’na söylenen şu suçlar şöyle şöyle şöyle ispatlandı’ diye. Tek bir ispat yok. Ne var biliyor musunuz? ‘Ben öyle gördüm, görmedim, gördüm yazmışlar. Duymuştum. Kimden duyduğumu da unutmuştum. Burada bir şey söyleyemeyeceğim, ifademi geri çekiyorum.’ Bakın dün, şimdi Aziz İhsan Aktaş davası, duruşmada dün iki tane gizli tanık dinlendi. Söylediği söz, ortada. Kimliği gizli. Yüzünü başka yerden yansıtıyorlar, buzluyorlar. Sesini değiştiriyorlar. Yani söylediği sözü tekrar etmek için her konfor sağlanmış, gizli tanığın adı Yaprak ve kendisine sorulan soruya şu cevabı veriyor. ‘Anlattıklarım sadece duyduklarımdan ibarettir. Bir şey görmedim, savcılıkta yazıya döküldü. Altını imzaladım, başka bildiğim bir şey yoktur.’ Bu gizli tanıdık Yaprak. Bunun ifadesi ile insanlar tutuklu. Gizli tanık XYZ49QP. Nasıl psikoloji içerisindeyse o ifadeyi alan savcı, gizli tanığa bu ismi varmış. Gizli tanık şunu söylüyor dün. ‘Bizzat gördüğüm bir usulsüzlük yoktur. Kulaktan duyduklarımı anlatmıştım.’ Bunlar davanın temel taşıyıcı kolonları. Gerisi önce bunların ifadeleri ile ve sorup sorup tutukluyorlar, sonra bu ifadeleri doğrulatacak şekilde milleti iftiraya zorluyorlar. İşte bu davada iki gizli tanığın bunları söylediği bu davada, 14 itirafçı dün itibarıyla ifadelerini geri çektiler. Dün itibarıyla 14 kişi, yani siz bunların her biri geçen senenin nisan, mayısta, haziranda temmuzda, bir yıl itirafçı daha. ‘Ooo onu yapmışlar, bunu yapmışlar.’ Bütün gece dört kişi oturmuşlar üstünde tepinmişler arkada bu kanalda. Şimdi bu söylenenlerin hepsi yalan çıkıyor. Bu arkadaşlara soruyorlar, ‘Sen yalan söyledin.’ ‘Ne yapalım siyasette yalan olur’ diyor. Siyaset yapanlar yalan atıyor orada da, yalan attırıyor iftira attırıyor da, sen gazetecisin kardeşim, televizyoncusun. Nasıl iftira olabilir? Biri ‘Beni de kandırmışlar, savcılıktan duydum’ diyor. Biri biraz tepesi atmış, gelen bilgi notu hala WhatsApp’ta duruyor, ‘Savcıya inanmayacaktım da kime inanacaktım?’ diyor. O yüzden artık bu meseleler bambaşka bir boyuta, bir yıldır söylediğimiz ve büyük bir kararlılıkla anlattığımız şekilde arkadaşlarımızın haklılığına, bu ilk iktidarın kendinden sonraki iktidara darbe yapmaya hevesine ve bu Cumhurbaşkanının kendiliğinden sonraki Cumhurbaşkanına engel olma çabasının açıkça ortaya çıkmasına kanıtlanmasına dönüşmüştür.”

“İKTİDAR OLDUĞUMUZDA DEVR-İ SABIK YARATMAYACAĞIZ”

“Daha önce söyledim: ‘Ateşle oynayan elini yakar. Ateşle oynayan evini yakar. Yargı ile oynayan memleketin geleceğini yakar’ diye. Bu yargı çetesi ve talimat aldıkları siyasetçiler, her hukuksuzluk adımlarının tek tek not alındığını sakın unutmasınlar. Biz bize yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayacağız. Devlet de unutmaz millet de unutmaz. Bu devlet son yıllarda liyakatsizliklerle elde tuttuğunuz ve mahcup ettiğiniz bu devlet köklü bir devlettir. Bu topraklarda 1000 yıllık devlettir. Son Cumhuriyeti kuruluşu 103 yıllık Sivas Kongresi’ne dayanan bir devlettir bu devlet. O yüzden bugün 3 - 5 şaklabanın yaptığı işleri ne devlete ne millete mal etmeyiz. Ama bu devletin hafızasını da kimse hafife almasın. Bunu da hatırlatırız. Şerefli yargı mensupları ve emniyet mensuplarının da bu hafızaya güvenmelerini, bu hafızanın onların ortaya koydukları tutumu sonu bazen görevden alma, bazen haksız tayinler, bazen tenzili rütbeler olabilir. Ama şunu görmek lazım ki, şerefli yargı mensuplarının, emniyet mensuplarının da güvencesi bu devletin hafızasıdır, bu devletin kurucu Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu devlete ihanet etmeyenlere göstereceği vefasıdır. İktidar olduğumuzda devr-i sabık yaratmayacağız. AK Parti‘ye oy atanı, üye olanı, o dönemde iş bulanı asla suçlamayacağız. İşin buralara varacağını, bu çirkinliklere geleceğini kim bilebilirdi? Ama bu aşamada hâlâ haysiyet cellatlığı yapanları, halen kanunsuz emir verenleri, kanunsuz emre uyanları, cübbesinin olmayan düğmesini eliyle ilikleyip, el pençe divan durup, oradan aferin bekleyenleri, verdiği kararlarla makam kapanları asla ve asla unutmayacağız. Bu ülkeye demokratik olgunluğu, barışı ve kardeşliği getireceğiz. Yargı çetesini ve hamilerini unutmazken; bunların dışında suça bulaşmamış, kötü niyeti olmayan, ama bir dönem bu partilerle ilişkisi olmuş herkese de temiz bir sayfa açacağız. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın.”

“DARBE YAPMA SUÇUNUN DOKUNULMAZLIK OLARAK YORUMLANMAYACAĞINI BİLDİRİRİZ”

“Bu iktidar kime özeniyor derseniz? Özendiklerinin en başında artık kötü bir taklit gibi duran Brezilya örneği vardır. Brezilya’da Bolsonaro, diktatör Bolsonaro, rakibini siyasette yenemeyince yargı silahını çekmiştir. Brezilya’da Bolsonaro, karşısında aday olacak olan Lula’yı yolsuzluk suçlamasıyla hapse atmıştır. Suçlama, kumpas kurularak sonradan ispatlanacak bir kumpasla üç tane villayı Lula’nın kendi üstüne geçirme iddiasıdır. Lula’nın kendini, oğlunu ve avukatı hapse atmıştır. Bu tanıdık hikayede, bu hapse atma işlemini gerçekleştiren hakim Moro, bu işlemleri yaptıktan hemen sonra Bolsonaro tarafından Brezilya Adalet Bakanlığı’na atanmıştır. Yani bu kadar korkunç bir benzerlik, adeta Brezilya’daki o otoriter rejimin Türkiye’de aynen kopyalanmasının bir sonucudur. Bugün Moro‘nun dokunulmazlık zırhı altında Brezilya’da parlamenter olduğunun altını çizmek isterim. Ancak Türkiye’de hangi dokunulmazlık zırhı altına girerseniz girin, anayasal düzeni ortadan kaldırmak suretiyle darbe yapma suçunun asla ve asla dokunulmazlık olarak yorumlamayacağını şimdiden bildiririz.”

“YETKİ TANIMAZ BİR ŞIMARIKLIK İÇİNDELER”

“Bu darbeyi yapanlar, bir yandan da kendilerini aklama paniği içindeler. Haksız zenginleşmeleri, yolsuzluklarını kapatma peşindeler. Bir yandan yeni göreve gelmişler ve geldikleri görevde anayasa tanımaz, yetki sınırlarını tanımaz bir şımarıklık içindeler. Adeta şöyle; suç işlemiş, sırtı sıvazlanmış, ele avuca sığmaz bir keratayı istediği başka bir tarafa götürüyorsun. ‘Onu da isterim, bunu da isterim’ diyor. Elinde tuttuğu her şeyi de birlikte götürmek istiyor. İşte şimdi Adalet Bakanlığında, 7 yeni daire başkanlığı kurmaya kalkışmak ve bunların her bir tanesi aslında Cumhurbaşkanlığı 1 No’lu Kararnamesi’nin 39’uncu Maddesi kapsamında Adalet Bakanlığında olmayan, her birisi İçişleri Bakanlığının yetki alanlarına giren bu yerleri kurmaya kalkmak, sözde kurdum demek ama bir yanda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin olmaması… Tut ki olsun ki devletin aklı, zihni, vicdanı, İçişleri Bakanlığı’nın yetkilerinin Adalet Bakanlığı’na alınmasın mahsurları ki anayasada ‘kuvvetler ayrılığı’ yazıyor. Yasama, yürütme, yargı ayrıdır. Sen, yargı görevini bıraktın, yürütmeye geldin. Yürütmenin içine yargı yetkileri yazamazsın. Anayasada olmayan, İstanbul’da fiilen yaptığın Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı gibi bir görevi kendine ihdas edemezsin.”

“‘BAKANIMIZIN TALİMATI’ DİYE SERVİS ETTİ, YAPMA YA?”

“Burada tehlikeli ya da çok tehlikeli bir iş yapılmaktadır. Tehlikeli kısım, eski yetkilerini bırakmak istemeyen, en tepe tarafından şımartılmış, ne yaptığını bilmeyen birinin kendi için ve özellikle geçen günlerde olduğu gibi Tunceli’deki Gülistan Doku cinayeti… Orada 1,5 yıldır ki arkadaşlarım defalarca rapor ettiler. Pırıl pırıl, gencecik bir savcı var. Tunceli başsavcısı kadın, Cumhuriyet’in yetiştirdiği ve hepimizin gurur duyacağı bir başsavcı çalışıyor orada. 1,5 yıldır kafayı takmış, ‘Gülistan Doku cinayetini çözeceğim’ diyor. Emeklerinin karşılığını bir yerde görüyor, ipin ucunu yakalıyor, cesaretle çekiyor, ‘Sökülsün, nereye giderse gitsin’ diye. O gün Adalet Bakanlığı’dan bilgi notları servis ediyordu; ‘Bakanımızın talimatıyla oldu.’ Yapma ya? ‘Sayın bakanın kararlılığı sonuç verdi.’ Bak sen. ‘Sayın bakan ‘Ucu nereye giderse gitsin’ dedi. Önceki dönemlerden farklı olarak…’ Bir de bunu bold ve italik yazmış. ‘...Önceki dönemlerden farklı olarak…’ Kimi suçluyor? Abdülhamid Gül’ü suçluyor. Daha önceki bütün Adalet Bakanlarını, son 10 yılda görev yapmış olanları suçluyor. “Nereye ucu dokunursa dokun’ talimatını vermiştir.’ Bu haberleri her yerde tak, tak, tak çıktı. O bilgi notunu ifşa ettik. Ertesi gün ‘Talimatı ben vermedim.’ Hangisini vermedin? Gülistan Doku talimatını vermediğini biliyoruz. Ama o yalancı bilgi notu talimatını bal gibi sen verdin. Kimin emrinde çalışıyor o uyuşturucudan bilmem ne olan, eski görevi dezenformasyon olan, yan odada duran yetkisiz yetkili? Bilmiyor muyuz? Bilmiyor mu basın mensupları kim olduğunu, kimin ne yaptığını? Şimdi tehlikeli olan bunun kendine ‘PR yapayım’ derken yetki aşımlarıdır. Buna devlet bir ‘Dur’ der, bir akıl ‘Dur’ der. Daha tehlikeli olan rejimin bu kullanışlı aparatı yeni bir yetki, yeni bir fazla konumlandırıyor oluşudur. O zaman çok daha büyük tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu Erdoğan’dan yüz bulup yapıyorsa kötüdür. Erdoğan buna yol verip, bunları yaptırmaya niyetleniyorsa o zaman çok daha kötüdür. Ama şu kadarını söyleyelim. Faili meçhul cinayet, en büyük derdimiz. Bunun üstüne savcılarımız, hakimlerimiz gider. Yeter ki gerekli güvenceyi veriniz. İçişleri Bakanlığı’nın kahraman polisleri, emniyet müdürleri, daire başkanlarının yetki alanları bellidir. Bunlara ‘İçişleri’nde bu işler olmuyor. Ben bunu Adalet Bakanlığı’ndan adli kollukla, şunla - bunla yapacağım’ demek bu ülkedeki herkese hakarettir.”

“DOĞRUYA ‘DOĞRU’ DEMEK, SÖZÜN AĞIRLIĞINI KORUR”

“Bir de bir küçük notum var. Ben normalde burada bu sözümü bitirmeden önce o Ayaş Kaymakamı, düne kadar olanı, böyle batırıp da ezip ezip, sonra da dönüp İçişleri Bakanı’na, Ankara Valisi’ne bir sürü şey söyleyebilirdim. Şimdi söyleyemem. Asla söyleyemem. Çünkü dün Ankara Valisi; o hadsizlik olduğunda ilk o paylaşımı cuma günü kaldırtan, dün yeni hadsizliğe anında müdahale eden Ankara Valisi, Ankara Valisi gibi çalışmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Ankara Valisi gibi. İçişleri Bakanı kendisinin birçok uygulaması ile ilgili eleştiri hakları saklı olmak üzere, Ayaş Kaymakamı’na soruşturma açıp, onu tenzili rütbe ile yolladığında bu vakitten sonra benim İçişleri Bakanı’na ve Ankara Valisi’ne söyleyecek bir sözüm yoktur. Görevlerini devlet adamı gibi yapmışlardır. Kendilerini kutluyorum. Doğruya ‘doğru’ demek, yanlışa ‘yanlış’ dediğin günkü sözün ağırlığını korur. Biz neyi eleştiriyorsak ki devletle parti ayrımının ortadan kalkmasını eleştiriyoruz. AK Parti bizi icraatta, belediyecilikte, onda, bunda geçiyor da ona mı laf ediyoruz? Ama devleti bir partinin emrine, partiyi bir devletin yönetimine getirmeye kalkarsanız; kaymakamlarınız ilçe başkanlığına soyunursa, valiler il başkanı gibi davranmaya başlarsa işte biz kıyameti orada kopartmaktayız.”

“SANDIK İÇİN SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

“Yaşadığımız her sorunun hiç şüphesiz tek kaynağı, AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştirmek için, millete bir sandık lazımdır. Bu sandık için sonuna kadar mücadele edeceğiz. O sandıklara milletle birlikte yorulmadan koşacağız. Oy oy, zarf zarf, sandık sandık kazanacağız. Köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir kazanacağız. İnsan insan, umut umut, mücadele mücadele kazanacağız. Doğudan batıya, kuzeyden güneye tutmadık el, gitmedik köy, varmadık hiçbir yer bırakmadan tüm gönüllere gireceğiz, tüm kulaklara konuşacağız, tüm gözlere bakacağız. Biz bu milletin ferasetine ve adaletine güveniyoruz. Onlar iktidarı değiştirecekler. Biz bu ülkenin makus kaderini değiştireceğiz. Bir kez daha. Yürüyeceğiz; dört mevsim yedi bölgeye, yürüyeceğiz günden geceye. Biz Türkiye ittifakıyla, Türkiye’nin bütün demokratlarıyla birlikte kazanacağız. 4 Mayıs’ta Cumhuriyet Halk Partisi 81 ildedir, 973 ilçededir. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yolun sonu iktidardır, yolun sonu selamettir. Hepinize sevgi ve selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.