Bursa Su Kolektifinden Uludağ ve Bursa Ovası için su alarmı
Bursa Su Kolektifinden Uludağ ve Bursa Ovası için su alarmı
Bursa Su Kolektifi, Uludağ’daki su tahsisleri, kaçak kuyular ve sanayi kaynaklı kirlilik nedeniyle kentin ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olduğunu belirterek, kamu kurumlarını göreve çağırdı.
Haber Giriş Tarihi: 23.03.2026 14:46
Haber Güncellenme Tarihi: 23.03.2026 22:50
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.bursaport.com
Bursa Su Kolektifi (BSK), Uludağ ve Bursa genelindeki su kaynaklarının hızla tükendiğine dikkat çekerek kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, suyun yaşamın temel unsuru olduğu vurgulanırken, dünyadaki su varlığının büyük bölümünün kullanılamaz nitelikte olduğu hatırlatıldı.
22 Mart Dünya Su günü dolayısıyla bugün DSİ Birinci Bölge Müdürlüğü önünde saat 12.30'da düzenlenen basın açıklamasını Bursa Su Kolektifi'nden Candan Göz ve Hüseyin Gün okudu.
BSK, 2023 yılında milli park sınırlarından çıkarılarak Uludağ Alan Başkanlığı’na devredilen yaklaşık 2 milyon 100 bin metrekarelik alanın büyüklüğüne dikkat çekti. Bu alanın mevcut turizm tesislerinin bulunduğu bölgenin yaklaşık beş katı olduğuna işaret eden kolektif, bölgede su şirketlerine ait kaptaj tesislerinin bulunmasının, bu genişliğin şirketlere su tahsisini kolaylaştırmak amacıyla belirlendiğini savundu.
Açıklamada, su şirketlerinin düşük maliyetlerle elde ettikleri suyu yüksek fiyatlarla halka sattığı öne sürülerek, “Belediyelere ödenen bedeller sembolik düzeyde kalırken, tahsis edilen miktarın çok üzerinde satış yapılıyor” denildi. Bu durumu denetlemek isteyen Bursa Büyükşehir Belediyesi yetkilerinin, Bursa Valiliği tarafından devralındığı iddia edilerek, bunun kamu yararına değil şirketlerin çıkarına olduğu savunuldu.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
"Dünyada su olmasa kuru bir toz ya da kaya olacaktık. Hepimiz sudan var olduk. Bedenimizin yüzde 55 – 60’ı sudur. Dünyanın da yüzde 70’i suyla kaplıdır. Uzaydan bakıldığında çoğunluğu sudan oluşmuş gibi görünse de dünya hacminin yalnızca binde biri sudur. Dünyadaki suyun yüzde 97,5'i okyanus ve denizlerde tuzlu su olarak bulunur. Nehir, göl ve yeraltı suyu dünyadaki tüm su varlığının yalnızca yüzde 1’idir.
2023 yılında milli park sınırlarından çıkartılarak Uludağ TAlan Başkanlığına devredilen 2 milyon 100 bin m2 alan halen turizm amacıyla kullanılan otel ve tesislerin bulunduğu alanın beş katıdır. Devredilen alanda su şirketleri kaptaj tesislerinin varlığı, şirketlere su tahsisine yönelik yasal zorlamaları ortadan kaldırmak için alanın bu kadar geniş tutulduğunu göstermektedir. Su şirketleri yarım litre suyu halka 15 – 20 liraya satarken karşılığında 2 – 3 kuruş Belediyelere ödeme yapar. Bu neredeyse bedava maliyetin yanında kendilerine tahsis edilen miktardan birkaç kat fazla su satışı yaparlar. Bu fazlalığı sorgulayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Valiliği emriyle yetkileri alınarak Valilik bünyesindeki kuruma verilmesi halkın değil şirketlerin çıkarınadır. Buna derhal son verilmelidir.
AKP için TAlan Başkanlığı bile yetersiz kaldı ki içinde bulunduğumuz ayda Milli Parklar Kanunu’nda yapılan değişikliklerle su şirketlerine su tahsislerinde planlamayı ortadan kaldıran ayrıcalıklar getirdi. Uludağ 1961’de milli park ilan edildi. Yapılan son bilimsel araştırmada 1990’dan bu yana bitkisiz erozyon yüzey alanları %70 arttığını kanıtladı. Bu kayıp, su şirketleri kaptaj tesisleriyle susuz bırakılan ve geçmişte volfram madenciliğiyle talan edilen Uludağ için beklenen sonuçtur. Görünen o dur ki AKP iktidarı, hem doğal yaşamındaki canlıları, hem de Bursa halkını susuz bırakma pahasına devlet eliyle yaratılan su baronlarının çıkarlarını kolluyor. Bu yasal düzenlemeler kanunla yapılsa da adil ve halk için değildir. Yapılması gereken, su şirketlerine verilen tahsis süreleri doldukça DSİ’nin tahsisi iptal etmesi, Uludağ’da kaptaj tesislerini yıkarak su milli parkta kendi doğallığına bırakılmasıdır.
2025’te kurak ve susuz bir yaz mevsimi geçirdik. Çeşmelerimizden akan suda kesintiler oldu. Yeraltı suyu çare olarak devreye alındı. Orhaneli Çınarcık Barajından su getirilerek şebeke sistemine verildi. Susuzluk derinleşirken Bursa’da yeni yatırımlara izin verilmeye devam ediliyor. Bir kentin gelişimi su yeterliliğiyle sınırlıdır. Sanayi yatırımları ciddi miktarda su tüketir. Bursa’da su varlıkları alarm verirken susuzluğa bu günden hazır olunmalı, Bursa sanayi yatırımlarına kapatılmalıdır.
BSK olarak yaptığımız incelemelere göre, 2018 imar affından sonra geçen 7 yılda ovadaki kaçak tesislerin sayısı yüzde 105 arttı. Bunlar AKP iktidarından yeni imar affı beklentisiyle yapıldı. Ovayı katleden kaçak tesislerin hepsi yeraltından kaçak su çekip kirleterek derelere kaçak deşarj yapıyor. Suyun %70’i tarımda kullanılıyor derler ama Bursa’da böyle olmadığını hiçbir amaçla kullanılmayacak düzeyde kirletilen Nilüfer Çayı kanıtlıyor. Uludağ’dan akan derelerden yılın 10 ayı sızıntı suyu bile gelmez. Yalnızca birkaç ay geniş dere yataklarından cılız miktarda su akar.
Soruyoruz! Uludağ’dan akan dereler kuruyken Nilüfer Çayı yatağında tam dolu olarak nasıl akıyor?
Soruyoruz! Bursa Ovasında 50 yıl önce toprağın birkaç metre altında çıkan su, günümüzde nasıl oldu da 250 metre dibe çekildi?
Bursa’da özellikle tekstil boyahanelerinde bir yasal kuyuya karşılık 3 – 5 kaçak yeraltı su kuyusu olduğunu herkes bilir, DSİ de bilir ama görevini ihmal ederek görmezden gelir. Su kuyularından çekildikten sonra birçoğu kaçak deşarjlarla ya da Yeşil Çevre gibi yerlerde ise arıtılmış demenin olanaksız olduğu deşarjlarla Nilüfer Çayı ve onu besleyen derelere boşaltılmaktadır. Ovadaki kaçak fabrika ve tesisler derhal yıkılmalıdır. Yeşil Çevre AAT kimyasal ve ileri biyolojik arıtma yapmalıdır.
Önünde bulunduğumuz kurum DSİ çiftçilere yeni kuyu açma izni vermezken, sanayicinin açtığı kaçak kuyuları görmezden geliyor. Oysa yeraltının röntgenini çeken, kaçak kuyu suyu kullanıldığını tesisin içine bile girmeden belirlenen yöntemler vardır. AKP iktidarı yönetimindeki DSİ, bu yöntemleri kullanmıyor. DSİ görevini ihmal ederek yeraltı su düzeyini böylesine dramatik düzeyde aşağıya çekilmesine göz yummaktadır. Bununla birlikte yapılan son bilimsel araştırmalar, Bursa Ovasının her yıl 6 cm çöktüğünü, yamulduğunu ortaya koydu. Sanayi kaynaklı aşırı yeraltı su kullanımı sonucu Bursa Ovasındaki çökme 10 yılda 60 cm, 50 yılda 3 metre gibi dehşet büyüklüktedir.Kaçak yeraltı su kullanımına karşı gerekeni yapacak kurum şu an önünde olduğumuz DSİ 1. Bölge Müdürlüğüdür.
Bununla birlikte yeraltı su kullanımında kanun ve yönetmelikler, kaçak yeraltı suyu kullanan sermayedarı caydırıcı olmaktan çok kaçak kullanımı teşvik edecek niteliktedir. Kaçak kuyu suyu kullanımı, yalnızca yazılı şikayet olması durumunda DSİ denetime gider, komik para cezası ve kuyunun kapatılması gibi cezalar uygular. Kaçak kuyu suyu kullananlara karşı DSİ düzensiz aralıklarla ama sürekli, önceden haber vermeksizin en son teknolojik aygıtlar kullanarak denetimler yapmalı, kaçak kullanım para cezasıyla değil, hapis ve işletme kapatma gibi caydırıcı cezalarla engellenmeli, kaçak kuyuların ruhsatlandırılmasına kesinlikle izin verilmeyecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
BSK olarak yaptığımız araştırmalarda Nilüfer Çayıyla birleşen derelerin kuru dere yatakları, Gürsu’da kaçak Karesi Tekstil ve Yeşil Çevre Atıksu Arıtma Tesisi (AAT) arıtılmış demenin olanaksız olduğu deşarjlarıyla kirletildiğini belirledik. Kaçak nitelikteki Karesi Tekstil derhal kapatılmalı, Yeşil Çevre AAT’nin kimyasal ve ileri biyoloji deşarj standartlarına uygun deşarj yapması sağlanmalıdır.
Doğu AAT’nin yıllarca kapasitesinin yetersiz bırakıldı, Büyükşehir’e gelen yeni yönetimin tamamladığı yatırımın bile geliştirilmesi gerekmektedir. Doğu AAT gelişim tamamlanmalı ve BUSKİ AAT’lerinde arıtılan su tarımsal sulama için kullanılacak çalışmalar yapılmalıdır. Kanalizasyonu Nilüfer Çayına boşalan köyler için derhal yani AAT yatırımına başlanmalıdır.
Şirketler buldukları açıkları kullanarak kârını arttırma eğilimindedir. Panayır halkı özellikle geceleri pis kokudan yakınmaktadır. BUSKİ AAT işletmelerinin özel şirket sözleşmesi iptal edilerek doğrudan Belediye’nin işletmesine alınmalıdır.
DOSAB, BOSB ve NOSAB AAT’leri Nilüfer Çayından çok daha şeffaf su deşarj etse de seyreltilmiş renkli ve köpüklü deşarjlarına son vermelidir.
Deri OSB AAT’nin içinde deri parçacıkları yüzen deşarjı müsilaj nedenidir. İleri Biyolojik niteliğe çıkarılmalıdır.
Çevre ŞİD Bakanlığı’nın AAT deşarjlarından anlık olarak ölçtüğü sonuçlar, internette herkesin erişimine açık olarak yayınlanmalıdır.
Tüm bunların ötesinde AKP iktidarı iklim krizinin yaratığı susuzluk sorununa karşı il, havza ve ulusal çapta kurduğu Su Kurulları, Su Tahsis Yönetmeliğindeki insan ve tarım önceliğini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Bu kurullar kaldırılmalı yönetmelik eksiksiz uygulanmalıdır. Son olarak AKP çıkarmaya çalıştığı Su Kanunu, su tahsis yönetmeliğini aşmak için kullanılacağı kaygısını taşıyoruz. Yeni kanun değil, kanunlarda zaten var olan koruma, tahsis ilkeleri uygulanmalı, su kirleten ve kaçak kullananlara yaptıklarına pişman edecek cezalara yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır."
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bursa Su Kolektifinden Uludağ ve Bursa Ovası için su alarmı
Bursa Su Kolektifi, Uludağ’daki su tahsisleri, kaçak kuyular ve sanayi kaynaklı kirlilik nedeniyle kentin ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olduğunu belirterek, kamu kurumlarını göreve çağırdı.
Bursa Su Kolektifi (BSK), Uludağ ve Bursa genelindeki su kaynaklarının hızla tükendiğine dikkat çekerek kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, suyun yaşamın temel unsuru olduğu vurgulanırken, dünyadaki su varlığının büyük bölümünün kullanılamaz nitelikte olduğu hatırlatıldı.
22 Mart Dünya Su günü dolayısıyla bugün DSİ Birinci Bölge Müdürlüğü önünde saat 12.30'da düzenlenen basın açıklamasını Bursa Su Kolektifi'nden Candan Göz ve Hüseyin Gün okudu.
BSK, 2023 yılında milli park sınırlarından çıkarılarak Uludağ Alan Başkanlığı’na devredilen yaklaşık 2 milyon 100 bin metrekarelik alanın büyüklüğüne dikkat çekti. Bu alanın mevcut turizm tesislerinin bulunduğu bölgenin yaklaşık beş katı olduğuna işaret eden kolektif, bölgede su şirketlerine ait kaptaj tesislerinin bulunmasının, bu genişliğin şirketlere su tahsisini kolaylaştırmak amacıyla belirlendiğini savundu.
Açıklamada, su şirketlerinin düşük maliyetlerle elde ettikleri suyu yüksek fiyatlarla halka sattığı öne sürülerek, “Belediyelere ödenen bedeller sembolik düzeyde kalırken, tahsis edilen miktarın çok üzerinde satış yapılıyor” denildi. Bu durumu denetlemek isteyen Bursa Büyükşehir Belediyesi yetkilerinin, Bursa Valiliği tarafından devralındığı iddia edilerek, bunun kamu yararına değil şirketlerin çıkarına olduğu savunuldu.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
"Dünyada su olmasa kuru bir toz ya da kaya olacaktık. Hepimiz sudan var olduk. Bedenimizin yüzde 55 – 60’ı sudur. Dünyanın da yüzde 70’i suyla kaplıdır. Uzaydan bakıldığında çoğunluğu sudan oluşmuş gibi görünse de dünya hacminin yalnızca binde biri sudur. Dünyadaki suyun yüzde 97,5'i okyanus ve denizlerde tuzlu su olarak bulunur. Nehir, göl ve yeraltı suyu dünyadaki tüm su varlığının yalnızca yüzde 1’idir.
2023 yılında milli park sınırlarından çıkartılarak Uludağ TAlan Başkanlığına devredilen 2 milyon 100 bin m2 alan halen turizm amacıyla kullanılan otel ve tesislerin bulunduğu alanın beş katıdır. Devredilen alanda su şirketleri kaptaj tesislerinin varlığı, şirketlere su tahsisine yönelik yasal zorlamaları ortadan kaldırmak için alanın bu kadar geniş tutulduğunu göstermektedir. Su şirketleri yarım litre suyu halka 15 – 20 liraya satarken karşılığında 2 – 3 kuruş Belediyelere ödeme yapar. Bu neredeyse bedava maliyetin yanında kendilerine tahsis edilen miktardan birkaç kat fazla su satışı yaparlar. Bu fazlalığı sorgulayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Valiliği emriyle yetkileri alınarak Valilik bünyesindeki kuruma verilmesi halkın değil şirketlerin çıkarınadır. Buna derhal son verilmelidir.
AKP için TAlan Başkanlığı bile yetersiz kaldı ki içinde bulunduğumuz ayda Milli Parklar Kanunu’nda yapılan değişikliklerle su şirketlerine su tahsislerinde planlamayı ortadan kaldıran ayrıcalıklar getirdi. Uludağ 1961’de milli park ilan edildi. Yapılan son bilimsel araştırmada 1990’dan bu yana bitkisiz erozyon yüzey alanları %70 arttığını kanıtladı. Bu kayıp, su şirketleri kaptaj tesisleriyle susuz bırakılan ve geçmişte volfram madenciliğiyle talan edilen Uludağ için beklenen sonuçtur. Görünen o dur ki AKP iktidarı, hem doğal yaşamındaki canlıları, hem de Bursa halkını susuz bırakma pahasına devlet eliyle yaratılan su baronlarının çıkarlarını kolluyor. Bu yasal düzenlemeler kanunla yapılsa da adil ve halk için değildir. Yapılması gereken, su şirketlerine verilen tahsis süreleri doldukça DSİ’nin tahsisi iptal etmesi, Uludağ’da kaptaj tesislerini yıkarak su milli parkta kendi doğallığına bırakılmasıdır.
2025’te kurak ve susuz bir yaz mevsimi geçirdik. Çeşmelerimizden akan suda kesintiler oldu. Yeraltı suyu çare olarak devreye alındı. Orhaneli Çınarcık Barajından su getirilerek şebeke sistemine verildi. Susuzluk derinleşirken Bursa’da yeni yatırımlara izin verilmeye devam ediliyor. Bir kentin gelişimi su yeterliliğiyle sınırlıdır. Sanayi yatırımları ciddi miktarda su tüketir. Bursa’da su varlıkları alarm verirken susuzluğa bu günden hazır olunmalı, Bursa sanayi yatırımlarına kapatılmalıdır.
BSK olarak yaptığımız incelemelere göre, 2018 imar affından sonra geçen 7 yılda ovadaki kaçak tesislerin sayısı yüzde 105 arttı. Bunlar AKP iktidarından yeni imar affı beklentisiyle yapıldı. Ovayı katleden kaçak tesislerin hepsi yeraltından kaçak su çekip kirleterek derelere kaçak deşarj yapıyor. Suyun %70’i tarımda kullanılıyor derler ama Bursa’da böyle olmadığını hiçbir amaçla kullanılmayacak düzeyde kirletilen Nilüfer Çayı kanıtlıyor. Uludağ’dan akan derelerden yılın 10 ayı sızıntı suyu bile gelmez. Yalnızca birkaç ay geniş dere yataklarından cılız miktarda su akar.
Soruyoruz! Uludağ’dan akan dereler kuruyken Nilüfer Çayı yatağında tam dolu olarak nasıl akıyor?
Soruyoruz! Bursa Ovasında 50 yıl önce toprağın birkaç metre altında çıkan su, günümüzde nasıl oldu da 250 metre dibe çekildi?
Bursa’da özellikle tekstil boyahanelerinde bir yasal kuyuya karşılık 3 – 5 kaçak yeraltı su kuyusu olduğunu herkes bilir, DSİ de bilir ama görevini ihmal ederek görmezden gelir. Su kuyularından çekildikten sonra birçoğu kaçak deşarjlarla ya da Yeşil Çevre gibi yerlerde ise arıtılmış demenin olanaksız olduğu deşarjlarla Nilüfer Çayı ve onu besleyen derelere boşaltılmaktadır. Ovadaki kaçak fabrika ve tesisler derhal yıkılmalıdır. Yeşil Çevre AAT kimyasal ve ileri biyolojik arıtma yapmalıdır.
Önünde bulunduğumuz kurum DSİ çiftçilere yeni kuyu açma izni vermezken, sanayicinin açtığı kaçak kuyuları görmezden geliyor. Oysa yeraltının röntgenini çeken, kaçak kuyu suyu kullanıldığını tesisin içine bile girmeden belirlenen yöntemler vardır. AKP iktidarı yönetimindeki DSİ, bu yöntemleri kullanmıyor. DSİ görevini ihmal ederek yeraltı su düzeyini böylesine dramatik düzeyde aşağıya çekilmesine göz yummaktadır. Bununla birlikte yapılan son bilimsel araştırmalar, Bursa Ovasının her yıl 6 cm çöktüğünü, yamulduğunu ortaya koydu. Sanayi kaynaklı aşırı yeraltı su kullanımı sonucu Bursa Ovasındaki çökme 10 yılda 60 cm, 50 yılda 3 metre gibi dehşet büyüklüktedir. Kaçak yeraltı su kullanımına karşı gerekeni yapacak kurum şu an önünde olduğumuz DSİ 1. Bölge Müdürlüğüdür.
Bununla birlikte yeraltı su kullanımında kanun ve yönetmelikler, kaçak yeraltı suyu kullanan sermayedarı caydırıcı olmaktan çok kaçak kullanımı teşvik edecek niteliktedir. Kaçak kuyu suyu kullanımı, yalnızca yazılı şikayet olması durumunda DSİ denetime gider, komik para cezası ve kuyunun kapatılması gibi cezalar uygular. Kaçak kuyu suyu kullananlara karşı DSİ düzensiz aralıklarla ama sürekli, önceden haber vermeksizin en son teknolojik aygıtlar kullanarak denetimler yapmalı, kaçak kullanım para cezasıyla değil, hapis ve işletme kapatma gibi caydırıcı cezalarla engellenmeli, kaçak kuyuların ruhsatlandırılmasına kesinlikle izin verilmeyecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
BSK olarak yaptığımız araştırmalarda Nilüfer Çayıyla birleşen derelerin kuru dere yatakları, Gürsu’da kaçak Karesi Tekstil ve Yeşil Çevre Atıksu Arıtma Tesisi (AAT) arıtılmış demenin olanaksız olduğu deşarjlarıyla kirletildiğini belirledik. Kaçak nitelikteki Karesi Tekstil derhal kapatılmalı, Yeşil Çevre AAT’nin kimyasal ve ileri biyoloji deşarj standartlarına uygun deşarj yapması sağlanmalıdır.
Doğu AAT’nin yıllarca kapasitesinin yetersiz bırakıldı, Büyükşehir’e gelen yeni yönetimin tamamladığı yatırımın bile geliştirilmesi gerekmektedir. Doğu AAT gelişim tamamlanmalı ve BUSKİ AAT’lerinde arıtılan su tarımsal sulama için kullanılacak çalışmalar yapılmalıdır. Kanalizasyonu Nilüfer Çayına boşalan köyler için derhal yani AAT yatırımına başlanmalıdır.
Şirketler buldukları açıkları kullanarak kârını arttırma eğilimindedir. Panayır halkı özellikle geceleri pis kokudan yakınmaktadır. BUSKİ AAT işletmelerinin özel şirket sözleşmesi iptal edilerek doğrudan Belediye’nin işletmesine alınmalıdır.
DOSAB, BOSB ve NOSAB AAT’leri Nilüfer Çayından çok daha şeffaf su deşarj etse de seyreltilmiş renkli ve köpüklü deşarjlarına son vermelidir.
Deri OSB AAT’nin içinde deri parçacıkları yüzen deşarjı müsilaj nedenidir. İleri Biyolojik niteliğe çıkarılmalıdır.
Çevre ŞİD Bakanlığı’nın AAT deşarjlarından anlık olarak ölçtüğü sonuçlar, internette herkesin erişimine açık olarak yayınlanmalıdır.
Tüm bunların ötesinde AKP iktidarı iklim krizinin yaratığı susuzluk sorununa karşı il, havza ve ulusal çapta kurduğu Su Kurulları, Su Tahsis Yönetmeliğindeki insan ve tarım önceliğini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Bu kurullar kaldırılmalı yönetmelik eksiksiz uygulanmalıdır. Son olarak AKP çıkarmaya çalıştığı Su Kanunu, su tahsis yönetmeliğini aşmak için kullanılacağı kaygısını taşıyoruz. Yeni kanun değil, kanunlarda zaten var olan koruma, tahsis ilkeleri uygulanmalı, su kirleten ve kaçak kullananlara yaptıklarına pişman edecek cezalara yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır."
En Çok Okunan Haberler