
Yandı’dır Aslında Ofsaytın Türkçesi
Yaşantımız, çizgileri silik, tribünleri suskun sessiz bir maç aslında. * Tam gole giderken bir çizgi, bir anlık duruş, Bir kol kalkar göğe— ardından bir düdük çalar. Ve o ses gelir: “Bir adım erken… Bir söz fazla… Bir hamle eksik… Ofsayt.” * Gidemezsin. İçinde kalır. * Aslında “yandı”dır ofsaytın Türkçesi. Çocukluğumuzda oyunda “yandın” dediler mi kenara çıkardık. * Büyürsün. Şimdi de çıkarıyor yine kenara yaşam… Aynı sesle yine: “Ofsayt!” * Kenarda beklersin. İçindeki istek alev gibi. İnat gibi. Israr gibi. Öfke gibi yine kıvıl kıvıl yanar: “Bir daha oyuna girsem…” * Belki bu kez… belki bu kez gol olurum. * Golün sadece bir sayı değil, içindeki tüm “belki”lerin, yıllardır içinde tuttuğun düşlerin kısacık bir anda varoluşu olduğunu unutmadan. * Girersin yeniden oyuna. Daha sert koşarsın. Daha keskin bakarsın. Daha doğru vurursun. Yine o ses ünler: “Ofsayt!” * Sorarsın umarsızca: “Yine mi gol değil… yine mi ofsayt?” O an bu oyunda çizgiyi senin geçmediğini; yaşamın seni saha kenarında bıraktığını anlarsın. * Gece olduğunda kendi kendine fısıldarsın: “Bir kez… sadece bir kez gol olsaydım… ama belki yarın olur.” * Ertesi gün, parkın kıyısında buldular ölüsünü. Yüzünde o tanıdık, ince gülümseme— yıllardır sakladığı o kırık “belki”nin telaşsız kabullenişi gibi; kimseye göstermediği, kendine bile unutturduğu bir huzur kırıntısı. * En başından beri kimsenin izlemediği, kimsenin bilmediği siyah-beyaz, sessiz bir filmdi her şey.
Tanju Bağırgan