"24 yıllık özelleştirmenin geliri 2026’da faize ödenecek"

CHP Genel Başkanı Özgür, AK Parti iktidarının Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında var ettiği ekonomik değerleri, kuruluşları haraç mezat sattığını belirterek, "24 yıllık özelleştirmenin geliri 2.7 trilyon lira, 2026’da faize ödenecek para 2.7 trilyon lira. Bu dedesinden - babasından iki kuşaktan 80 yıllık şirketi alıp da bir gece kumarda batıranlar var ya memleketi batıran AK Parti’nin o hayırsız evlattan hiçbir farkı yok bu milletin gözünde." dedi.

Haber Giriş Tarihi: 29.04.2026 00:57
Haber Güncellenme Tarihi: 29.04.2026 00:57
https://www.bursaport.com

Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, tutuklu bulunan CHP'li belediye başkanları ve beraberindekilerin duruşlarından, mücadelelerinden onur duyduklarını söyledi. CHP Genel Merkezi'nde 7 ayrı toplantı ile CHP'yi hedef alan operasyonları ve son gelişmeleri değerlendirdiklerini belirten Özgür Özel, alınan kararları aşama aşama uygulamaya koyacaklarını söyledi.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü öncesi grup toplantısında emekçileri ağırladıklarını ifade eden Özel, "Dokuz gündür Kurtuluş Parkı’nda direnen ve açlık grevi yapan, aç - susuz bir büyük mücadele veren Doruk Madencilik işçilerini, Sivas Divriği’de 106 gündür direnen Çiftay Madencilik işlerini, İzmir’de 505 gündür direnen Temel Conta işçilerini, Mersin limanında 49 gündür diren Özgüneş işçilerini, Belediye- İş’in, Genel-İş’in örgütlediği çok değerli emekçilerimizi bugün grup toplantımızda ağırlıyoruz. İzmir’de 466 gündür direnen Digel Tekstil işçileri bugün mahkemede haklarını arıyorlar. Gönüllerimiz onlarla birlikte. Gaziantep’te işçilerin haklarını savunduğu için Türkiye’nin ortalamasının üç katı iş kazaları ve uzuv kayıplarına, makinaların durdurulmadan temizlenmesine sessiz kalmayan ve bütün Türkiye’nin dikkatini bu haksızlığa, bu katliamlara çeken BİRTEK-SEN’in Genel Başkanı Mehmet Türkmen’i 44 gündür tutuklu olduğu cezaevinde Cumhuriyet Halk Partisi grubundan en derin dayanışma duygularımızla selamlıyoruz. Özel İtalyan Lisesi’nde eşit işe eşit ücret mücadelesi veren ve 86 gündür işten atılan, mücadele eden eğitimcileri, öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyoruz.” dedi.

“12 YIL ÖNCE DE ELİMDE SARI BARETLE KÜRSÜDEYDİM”

“Bugün benim açımdan zor günlerden biri" diyen CHP lideri Özel, şöyle konuştu:

"12 yıl önce, 28 Nisan 2014 günü Manisa Milletvekili olarak elimde biraz önce arkadaşların burada yere vurduğu sarı bir madenci bareti ile birlikte Meclis kürsüsüne çıkmıştım. Dünya İş Kazalarını Önleme Günü’nde Soma’da yaklaşmakta olan faciaya dikkat çekerek, ‘İyi haberler gelmiyor. Madencileri siyasi mitinglere götürüp getirmekle bu işler olmuyor. Madende şikayetler çok fazla, büyük bir felaket gündeme gelebilir’ deyip bir araştırma komisyonu kurulmasını istemiştik. Dönemin bakanının yolladığı bilgi notuyla Adalet ve Kalkınma Partisi ‘O maden Türkiye’nin, belki de dünyanın en güvenli madenlerinden biri’ demişti. AK Parti oylarıyla reddedildikten 15 gün sonra Soma katliamını yaşadık. Hep birlikte 301 madencimize ağladık. O gün 301 kişi öldüğünde günlerce ülkenin gündeminde olan konuya şöyle bir dönüp bakınca, insan ibret alıyor gerçekten. O günden bugüne dört Soma daha olmuş, sadece madenlerde. Bin 267 madenci hayatını kaybetmiş. AK Parti’nin iktidarı döneminde öyle bir kez Soma olmamış. Hani, ‘Bu mesleğin fıtratında var, olur’ dediği Soma’dan bir tane olmamış, yedi tane olmuş."

“SON 23 YILDA 116 SOMA FACİASI KADAR EVLADI KAYBETTİK”

“Ayrıca son 23 yılda 35 bin işçinin Türkiye’de iş kazalarında, cinayetlerde hayatını kaybettiğini, 35 binin bir rakam olmadığını, bu 35 binin 35 bin gözü yaşlı anne, gözü yaşlı baba, dul kalmış eş ve babasız kalmış çocuklar demek olduğunu hepimiz hatırlayalım. Son 23 yılda Türkiye işçi sınıfının tam 116 Soma faciası kadar evladını kaybettiğini, neferini kaybettiğini hatırlayalım. Soma’nın üzerinden 12 yıl geçti. Ama madencilerin çilesi bitmedi. Doruk Madencilik işçileri 16 gün önce Eskişehir’den yola çıktılar, Ankara’ya geldiler. Dokuz gündür de Ankara’dalar, açlık grevindeler. Ücretlerini ve tazminat haklarını istiyorlar. Uzun süredir ödenmeyen maaşlarını almak istiyorlar. Sürekli ücretsiz izne çıkarılmaya isyan ediyorlar. Ben kendilerini ziyaret ettim. İşçilerin, çocuklarıyla 23 Nisan gününde gözyaşları içinde nasıl bir araya geldiklerini gördük. Neredeyse o günden bugüne her gün polis ablukası var, gözaltılar var. Ne yapmış bu madenciler, ne yapmış? Suç mu işlemişler? Birinin malına göz mü dikmişler? Birinin huzurunu mu bozmuşlar? Ne yapmışlar da polis her seferinde tam karşılarında kimsenin karşısında durmadıkları kadar dik ve kararlı duruyorlar? Adımın atana gözaltı yapıyorlar, içeriye koyuyorlar.”

“HEPSİNİ SATTILAR, ŞİMDİ O PARAYI FAİZE ÖDEYECEKLER”

“Özelleştirmelerle hem kamuyu zayıflattılar hem üretimi azalttılar, hem de işçileri önce güvencesiz yaptılar sonra da işsiz bıraktılar. Cumhuriyet’in fabrikaları, şirketleri haraç mezat satıldı. Sümerbank, SEKA, Tekel, Türk Telekom, Petkim, Tüpraş, şeker fabrikaları, demirçelik fabrikaları, elektrik dağıtım şirketleri, limanlar, termik santraller ve madenler teker teker yok pahasına, şeffaf olmayan süreçlerin sonunda ve hep yandaşları bularak. İşte bu Doruk’un sahibi 2 bin 368 tane maden ruhsatını depolamış, AK Parti’nin yarattığı ve kendisinin AK Parti’ye yarattığı imkanlar dahilinde. İşte AK Parti’nin kara düzeni budur. Ne oldu peki? Hepsini haraç mezat sattılar. Bu işletmelerin çoğu kapandı. Kapanmayanın üretimi azaldı. Devletin gücü zayıfladı, üretim düştü, işçiler güvencesiz kaldı, işsiz kaldı. Özelleştirilen şirketlerde en az 60 bin işçi işinden oldu. Soma’da, Ermenek’te patronların para hırsı yüzünden canlarından oldular. Ve sonuç? Yani yaptınız, yaptınız, yaptınız. Devletin resmi rakamları: Özelleştirmeler Sümer Holding’den başlıyor, Elektrik Dağıtım A.Ş., Türk Hava Yolları, Türkiye Petrol Rafinerisi, Et Balık, SEKA, TURBAN, Demirçelik, şeker fabrikaları, Petrol Ofisi, termik santraller, Petkim, Tüpraş, Havaş gidiyor. 100 özelleştirme olduysa Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yüzde 89’unu AK Parti yaptı. Ve devletin resmi rakamıyla toplam 60 milyar dolar, yani 20 yıl önceki lira, hepsi dolara çevrilmiş devletin rakamlarıyla 60 milyar dolar aldılar bundan. Devleti sattılar, 60 milyar dolar elde ettiler. 2.7 trilyon lira bugünkü kurla. Öyle acı, öyle, inanılmaz öyle katlanılmaz ve o kadar öyle manşetten bir iş ki bu, 24 yıllık özelleştirmenin geliri 2.7 trilyon lira, 2026’da faize ödenecek para 2.7 trilyon lira. Yani Atatürk’ün Cumhuriyetin o 10 yılda 15 milyon genç yaratıp, Anayurdu dört baştan demir ağlarla ördüğü, basma fabrikalarından termik santrallere, oradan rafinerilere, Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan bütün bu kurumları getirdi, bunların tamamını sattılar ve o parayı bu sene faize ödüyorlar. Bu dedesinden - babasından iki kuşaktan 80 yıllık şirketi alıp da bir gece kumarda batıranlar var ya memleketi batıran AK Parti’nin o hayırsız evlattan hiçbir farkı yok bu milletin gözünde.”

“ALMAN HANS’LA ARADAKİ ALIM GÜCÜ FARKI 12 KAT”

“Bu kara düzen maalesef her iki işçiden birini asgari ücretli yaptı. Kimi rakamlar yüzde 55, kimi rakamlar yüzde 50’nin biraz altında. Ama asgari ücret ve hemen üzerinde ücret alanlar iki kişiden biri. Bu asgari ücret dediğiniz şey, emekçinin ilk bir yıl aldığı ücrettir arkadaşlar. Bütün dünyada böyle. Asgari ücret ilk bir yıl alınır ve kıdemle birlikte hızla uzaklaşılır. Asgari ücreti bir yıllık yeni işçi alır, bir yıl sonra hızla o asgari ücretten uzaklaşılır. Bugün Türkiye’de asgari ücret neredeyse kayıt dışı istihdam ve asgari ücret altında çalışmaya zorlananlar da hesaba katılırsa, asgari ücret neredeyse ortalama ücret olmuş durumda. Resmi rakamlara göre ortalama ücret, asgari ücretin bir kol mesafesi uzağında. O yüzden de Türkiye’de hem asgari ücretliler zorla hem de bütün maaşlar ona göre şekillendiği için geriye kalan ücretliler zorda. Bakın 2015 yılı, bundan sadece 11 yıl önce, Türkiye Avrupa’da asgari ücret olarak 14 ülkeden iyiydi. O günden bugüne AK Parti yönetiyor halen. Bugün sondan altıncı ülkeyiz. Yani Avrupa’da eskiden bizden asgari ücrete daha düşük maaş veren sekiz ülke önümüze geçmiş. Arkamızda beş ülke kalmış. Bu Avrupa Birliği üyeleri değil, orada zaten hepsinden gerideyiz, çoğundan geriyiz. Belki birinden ilerdeyiz. Ama Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Moldova ve Ukrayna dışında bizden daha düşük asgari ücret veren bir Avrupa ülkesi yok. Almanya’da asgari ücret 2 bin 343 Euro. Türkiye’de 654 Euro. Ve Türkiye’de kur bu kadar baskılandığı halde, normal ekonomi serbest çalışacak olsa, yani birilerine carry trade’ler falan vadediliyor olmasa, parayı getirdiğindeki kur, çıkarkenki cuma akşamki kur önceden taahhüt ediliyor olmasa, bu kur bugün bunu yüzde 40-50 üzerinde olacak, gerçek anlamda asgari ücret 350 - 400 dolarlarda olacak. Satın alma gücü oralarda. Bir yanda 2 bin 343 Euro olan Almanya’da Hans var. Bir yıl oluyor sonra başlıyor 3 bin 500, 4 bin, 4 bin 250. Öyle kalmıyor 2 bin 300’de yıllarca. Ama ilk bir yıl 2 bin 300 alan Hans’ın Almanya’daki işçiye ortalaması yüzde 9 arkadaşlar. 100 işçiden dokuzu sadece asgari ücret ve üstünde alıyor. Biz de 100 işçiden 55’i. O 2 bin 343 alıyor, bizimki 650 alıyor. O gidince dana kıymayı bizim parayla 350 liraya alıyor, bizimki 950 liraya alıyor. Hem alım gücünde, gıda alımında üç kat fark var aleyhimize, hem de maaşta dört kat fark var aleyhimize. Yani asgari ücretin satın alma gücü olarak Almanya ile Türkiye arasında 12 kat fark var. Avrupa Birliği’nin en kötüsü sayılacak ülkelerde Portekiz, bin 73 Euro alıyor. Yunanistan bin 27 Euro alıyor. Türk işçisi 654 Euro alıyor, hem de bu kadar baskılanmış kura rağmen.”

“İKTİDAR OLDUĞUMUZDA DEVR-İ SABIK YARATMAYACAĞIZ”

“Daha önce söyledim: ‘Ateşle oynayan elini yakar. Ateşle oynayan evini yakar. Yargı ile oynayan memleketin geleceğini yakar’ diye. Bu yargı çetesi ve talimat aldıkları siyasetçiler, her hukuksuzluk adımlarının tek tek not alındığını sakın unutmasınlar. Biz bize yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayacağız. Devlet de unutmaz millet de unutmaz. Bu devlet son yıllarda liyakatsizliklerle elde tuttuğunuz ve mahcup ettiğiniz bu devlet köklü bir devlettir. Bu topraklarda 1000 yıllık devlettir. Son Cumhuriyeti kuruluşu 103 yıllık Sivas Kongresi’ne dayanan bir devlettir bu devlet. O yüzden bugün 3 - 5 şaklabanın yaptığı işleri ne devlete ne millete mal etmeyiz. Ama bu devletin hafızasını da kimse hafife almasın. Bunu da hatırlatırız. Şerefli yargı mensupları ve emniyet mensuplarının da bu hafızaya güvenmelerini, bu hafızanın onların ortaya koydukları tutumu sonu bazen görevden alma, bazen haksız tayinler, bazen tenzili rütbeler olabilir. Ama şunu görmek lazım ki, şerefli yargı mensuplarının, emniyet mensuplarının da güvencesi bu devletin hafızasıdır, bu devletin kurucu Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu devlete ihanet etmeyenlere göstereceği vefasıdır. İktidar olduğumuzda devr-i sabık yaratmayacağız. AK Parti‘ye oy atanı, üye olanı, o dönemde iş bulanı asla suçlamayacağız. İşin buralara varacağını, bu çirkinliklere geleceğini kim bilebilirdi? Ama bu aşamada hâlâ haysiyet cellatlığı yapanları, halen kanunsuz emir verenleri, kanunsuz emre uyanları, cübbesinin olmayan düğmesini eliyle ilikleyip, el pençe divan durup, oradan aferin bekleyenleri, verdiği kararlarla makam kapanları asla ve asla unutmayacağız. Bu ülkeye demokratik olgunluğu, barışı ve kardeşliği getireceğiz. Yargı çetesini ve hamilerini unutmazken; bunların dışında suça bulaşmamış, kötü niyeti olmayan, ama bir dönem bu partilerle ilişkisi olmuş herkese de temiz bir sayfa açacağız. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın.”

“DARBE YAPMA SUÇUNUN DOKUNULMAZLIK OLARAK YORUMLANMAYACAĞINI BİLDİRİRİZ”

“Bu iktidar kime özeniyor derseniz? Özendiklerinin en başında artık kötü bir taklit gibi duran Brezilya örneği vardır. Brezilya’da Bolsonaro, diktatör Bolsonaro, rakibini siyasette yenemeyince yargı silahını çekmiştir. Brezilya’da Bolsonaro, karşısında aday olacak olan Lula’yı yolsuzluk suçlamasıyla hapse atmıştır. Suçlama, kumpas kurularak sonradan ispatlanacak bir kumpasla üç tane villayı Lula’nın kendi üstüne geçirme iddiasıdır. Lula’nın kendini, oğlunu ve avukatı hapse atmıştır. Bu tanıdık hikayede, bu hapse atma işlemini gerçekleştiren hakim Moro, bu işlemleri yaptıktan hemen sonra Bolsonaro tarafından Brezilya Adalet Bakanlığı’na atanmıştır. Yani bu kadar korkunç bir benzerlik, adeta Brezilya’daki o otoriter rejimin Türkiye’de aynen kopyalanmasının bir sonucudur. Bugün Moro‘nun dokunulmazlık zırhı altında Brezilya’da parlamenter olduğunun altını çizmek isterim. Ancak Türkiye’de hangi dokunulmazlık zırhı altına girerseniz girin, anayasal düzeni ortadan kaldırmak suretiyle darbe yapma suçunun asla ve asla dokunulmazlık olarak yorumlamayacağını şimdiden bildiririz.”

“YETKİ TANIMAZ BİR ŞIMARIKLIK İÇİNDELER”

“Bu darbeyi yapanlar, bir yandan da kendilerini aklama paniği içindeler. Haksız zenginleşmeleri, yolsuzluklarını kapatma peşindeler. Bir yandan yeni göreve gelmişler ve geldikleri görevde anayasa tanımaz, yetki sınırlarını tanımaz bir şımarıklık içindeler. Adeta şöyle; suç işlemiş, sırtı sıvazlanmış, ele avuca sığmaz bir keratayı istediği başka bir tarafa götürüyorsun. ‘Onu da isterim, bunu da isterim’ diyor. Elinde tuttuğu her şeyi de birlikte götürmek istiyor. İşte şimdi Adalet Bakanlığında, 7 yeni daire başkanlığı kurmaya kalkışmak ve bunların her bir tanesi aslında Cumhurbaşkanlığı 1 No’lu Kararnamesi’nin 39’uncu Maddesi kapsamında Adalet Bakanlığında olmayan, her birisi İçişleri Bakanlığının yetki alanlarına giren bu yerleri kurmaya kalkmak, sözde kurdum demek ama bir yanda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin olmaması… Tut ki olsun ki devletin aklı, zihni, vicdanı, İçişleri Bakanlığı’nın yetkilerinin Adalet Bakanlığı’na alınmasın mahsurları ki anayasada ‘kuvvetler ayrılığı’ yazıyor. Yasama, yürütme, yargı ayrıdır. Sen, yargı görevini bıraktın, yürütmeye geldin. Yürütmenin içine yargı yetkileri yazamazsın. Anayasada olmayan, İstanbul’da fiilen yaptığın Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı gibi bir görevi kendine ihdas edemezsin.”

“‘BAKANIMIZIN TALİMATI’ DİYE SERVİS ETTİ, YAPMA YA?”

“Burada tehlikeli ya da çok tehlikeli bir iş yapılmaktadır. Tehlikeli kısım, eski yetkilerini bırakmak istemeyen, en tepe tarafından şımartılmış, ne yaptığını bilmeyen birinin kendi için ve özellikle geçen günlerde olduğu gibi Tunceli’deki Gülistan Doku cinayeti… Orada 1,5 yıldır ki arkadaşlarım defalarca rapor ettiler. Pırıl pırıl, gencecik bir savcı var. Tunceli başsavcısı kadın, Cumhuriyet’in yetiştirdiği ve hepimizin gurur duyacağı bir başsavcı çalışıyor orada. 1,5 yıldır kafayı takmış, ‘Gülistan Doku cinayetini çözeceğim’ diyor. Emeklerinin karşılığını bir yerde görüyor, ipin ucunu yakalıyor, cesaretle çekiyor, ‘Sökülsün, nereye giderse gitsin’ diye. O gün Adalet Bakanlığı’dan bilgi notları servis ediyordu; ‘Bakanımızın talimatıyla oldu.’ Yapma ya? ‘Sayın bakanın kararlılığı sonuç verdi.’ Bak sen. ‘Sayın bakan ‘Ucu nereye giderse gitsin’ dedi. Önceki dönemlerden farklı olarak…’ Bir de bunu bold ve italik yazmış. ‘...Önceki dönemlerden farklı olarak…’ Kimi suçluyor? Abdülhamid Gül’ü suçluyor. Daha önceki bütün Adalet Bakanlarını, son 10 yılda görev yapmış olanları suçluyor. “Nereye ucu dokunursa dokun’ talimatını vermiştir.’ Bu haberleri her yerde tak, tak, tak çıktı. O bilgi notunu ifşa ettik. Ertesi gün ‘Talimatı ben vermedim.’ Hangisini vermedin? Gülistan Doku talimatını vermediğini biliyoruz. Ama o yalancı bilgi notu talimatını bal gibi sen verdin. Kimin emrinde çalışıyor o uyuşturucudan bilmem ne olan, eski görevi dezenformasyon olan, yan odada duran yetkisiz yetkili? Bilmiyor muyuz? Bilmiyor mu basın mensupları kim olduğunu, kimin ne yaptığını? Şimdi tehlikeli olan bunun kendine ‘PR yapayım’ derken yetki aşımlarıdır. Buna devlet bir ‘Dur’ der, bir akıl ‘Dur’ der. Daha tehlikeli olan rejimin bu kullanışlı aparatı yeni bir yetki, yeni bir fazla konumlandırıyor oluşudur. O zaman çok daha büyük tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu Erdoğan’dan yüz bulup yapıyorsa kötüdür. Erdoğan buna yol verip, bunları yaptırmaya niyetleniyorsa o zaman çok daha kötüdür. Ama şu kadarını söyleyelim. Faili meçhul cinayet, en büyük derdimiz. Bunun üstüne savcılarımız, hakimlerimiz gider. Yeter ki gerekli güvenceyi veriniz. İçişleri Bakanlığı’nın kahraman polisleri, emniyet müdürleri, daire başkanlarının yetki alanları bellidir. Bunlara ‘İçişleri’nde bu işler olmuyor. Ben bunu Adalet Bakanlığı’ndan adli kollukla, şunla - bunla yapacağım’ demek bu ülkedeki herkese hakarettir.”

“DOĞRUYA ‘DOĞRU’ DEMEK, SÖZÜN AĞIRLIĞINI KORUR”

“Bir de bir küçük notum var. Ben normalde burada bu sözümü bitirmeden önce o Ayaş Kaymakamı, düne kadar olanı, böyle batırıp da ezip ezip, sonra da dönüp İçişleri Bakanı’na, Ankara Valisi’ne bir sürü şey söyleyebilirdim. Şimdi söyleyemem. Asla söyleyemem. Çünkü dün Ankara Valisi; o hadsizlik olduğunda ilk o paylaşımı cuma günü kaldırtan, dün yeni hadsizliğe anında müdahale eden Ankara Valisi, Ankara Valisi gibi çalışmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Ankara Valisi gibi. İçişleri Bakanı kendisinin birçok uygulaması ile ilgili eleştiri hakları saklı olmak üzere, Ayaş Kaymakamı’na soruşturma açıp, onu tenzili rütbe ile yolladığında bu vakitten sonra benim İçişleri Bakanı’na ve Ankara Valisi’ne söyleyecek bir sözüm yoktur. Görevlerini devlet adamı gibi yapmışlardır. Kendilerini kutluyorum. Doğruya ‘doğru’ demek, yanlışa ‘yanlış’ dediğin günkü sözün ağırlığını korur. Biz neyi eleştiriyorsak ki devletle parti ayrımının ortadan kalkmasını eleştiriyoruz. AK Parti bizi icraatta, belediyecilikte, onda, bunda geçiyor da ona mı laf ediyoruz? Ama devleti bir partinin emrine, partiyi bir devletin yönetimine getirmeye kalkarsanız; kaymakamlarınız ilçe başkanlığına soyunursa, valiler il başkanı gibi davranmaya başlarsa işte biz kıyameti orada kopartmaktayız.”

“SANDIK İÇİN SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

“Yaşadığımız her sorunun hiç şüphesiz tek kaynağı, AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştirmek için, millete bir sandık lazımdır. Bu sandık için sonuna kadar mücadele edeceğiz. O sandıklara milletle birlikte yorulmadan koşacağız. Oy oy, zarf zarf, sandık sandık kazanacağız. Köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir kazanacağız. İnsan insan, umut umut, mücadele mücadele kazanacağız. Doğudan batıya, kuzeyden güneye tutmadık el, gitmedik köy, varmadık hiçbir yer bırakmadan tüm gönüllere gireceğiz, tüm kulaklara konuşacağız, tüm gözlere bakacağız. Biz bu milletin ferasetine ve adaletine güveniyoruz. Onlar iktidarı değiştirecekler. Biz bu ülkenin makus kaderini değiştireceğiz. Bir kez daha. Yürüyeceğiz; dört mevsim yedi bölgeye, yürüyeceğiz günden geceye. Biz Türkiye ittifakıyla, Türkiye’nin bütün demokratlarıyla birlikte kazanacağız. 4 Mayıs’ta Cumhuriyet Halk Partisi 81 ildedir, 973 ilçededir. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yolun sonu iktidardır, yolun sonu selamettir. Hepinize sevgi ve selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”