'Unutturmayacağız, affetmeyeceğiz!'

Ankara'da 10 Ekim 2015'te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi'nde IŞİD'ın gerçekleştirdiği katliamda hayatını kaybeden 103 kişi Bursa'da anıldı. Anmada 10 Ekim 2015'te yaşadıklarını anlatan öğretmen Hülya Ağ, "Sonrasında tüm hastaneleri tek tek gezip, morglarda benzeyenlerini görüp bir türlü bulamadığım en sevdiğim yoldaşımın da ölenler içinde olduğunu öğrendim" diye konuştu.

Haber Giriş Tarihi:
Haber Güncellenme Tarihi:
https://www.bursaport.com

Ankara'da Tren Garı önünde 10 Ekim 2015 tarihinde Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Türkiye'nin dört bir yanından gelen binlerce insanın buluştuğu etkinlikte IŞİD'ın bombalı saldırılarında hayatını kaybeden 103 kişi katliamın 5. yılında Bursa'da anıldı. 

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) öncülüğünde Kent Meydanı önünde düzenlenen etkinlik, Kovid-19 tedbirleri kapsamında maske ve sosyal mesafe kurallarına dikkat edilerek gerçekleştirildi.  

Katılımcılar, "Ankara katliamını unutmadık 5 yıl oldu! Unutturmayacağız! Affetmeyeceğiz!" yazılı ve saldırıda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu pankart açtı.

Emniyet mensupları tarafından güvenlik önlemlerinin alındığı anma saygı duruşuyla başladı.

Topluluk adına basın açıklamasını TMMOB Bursa İKK sekreteri Ferudun Tetik, okudu. 

Açıklamada, "Başta 10 Ekim katliamı olmak üzere, 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimleri arasında bunca katliamın neden yaşandığının cevabı verilmeden, 10 Ekim katliamının arka planı aydınlatılamayacaktır. Katliam sonrası anket yapıp oylarının ne kadar arttığını araştıranların, "Kokteyl örgüt" diyerek davayı sulandıranların, yol kontrollerini kaldırarak katillere adeta koridor açanların, saldırı olacağı istihbaratını tertip komitesinden gizleyenlerin, patlamaların ardından birçok kişinin yaşamını yitirmesine neden olan gaz sıkma emri verenlerin, ambulansların geç gelmesinin sorumlusu olanların, güvenlik tedbiri almayanların katliamdaki rolü ortaya çıkarılmadıkça, asıl failler yargılanmadıkça 10 Ekim dosyası kapanmayacaktır." denildi.

"Düşen yapraklar sarı değil, kan kırmızısı"

Eğitim-Sen Bursa Şubesi üyesi Hülya Ağ, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı katliamında yaşadıklarını anlattı.

Hülya Ağ'ın konuşmasından bir kısım şöyle:

"Saat 10 a geldi. İl dışından gelen arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Alanda iyice sıkışma başladı öndekiler yavaş yavaş yürümeye başladılar. Heyecanla nasıl oluru konuşurken kulaklarımızı acıtan bir ses duyuyoruz. Sesin geldiği yere dönüyoruz. Arkadaşım şaşkın çünkü beraber geldiği dostu o sesin olduğu yerde. Çok kısa bir an aslında ama çok uzun bir an aynı zamanda. Yerden yukarıya çıkan toz bulutuna takılıyor gözüm. Anlamaya çalışıyorum. Çok geçmeden daha yakınımdan tanışıyorum o sesle. Bu sefer anlıyorum, bunlar bomba. Sesini duymamla sıcağını hissetmem aynı zamanda oluyor. Yerdeyim. Daha kısa bir an ama daha yavaş herşey. Aklıma gelen bunun ses bombası olduğu. Yoksa bu kadar yakınımda olup bunları düşünebilmem mümkün olamaz. Yerdeyken gözüm ikinci buluta takılıyor. Ağaç var orada, kocaman. Defalarca yanından geçerken bu kadar büyük olduğunu hiç fark etmediğim. Hani afiş asarsın üstüne,tüm afiş üstünde durabilir. Kocaman. Dallarını yapraklarını döküyor. Tamam, sonbahar ama daha erken. Yaprakları o kadar sarı değil. Zaten düşen yapraklar da sarı değil. Kırmızı. Kan kırmızısı.

Yerden kalkarken diğer yanımdaki arkadaş geliyor aklıma. Gözleri görmüyor. O yüreği ile gören birisi ve biliyorum ki hepimizden çok görüyor. Onunla birlikte kalkıyoruz yerden. Onu yakındaki otobüs durağına kadar götürüyorum. Herkes panik içinde. Bazısı koşuyor onları anlıyorum. Bazısı da yerde emekliyor ya da sürünüyor. Onları anlamıyorum, neden öyleler? Durağa giderken birilerinin üstüne basıyoruz. Aklıma 77 Taksimi geliyor. Yerdekileri kaldırıyorum. Göz göze geliyorum onlarla ve orada ki minneti görüyorum ama hala anlamış değilim. Sonra o sesin geldiği yere gidiyorum. Gerçek orada. Orada ve kan içinde.

Önce elimden geldiğince yardım ediyorum ama elimden çok ta bir şey gelmiyor. Kafam hızlı çalışıyor en azından. Kaç kişiye değdim hatırlamıyorum. O kadar çok ki. Kaç kişi elimde ölüyor sayamıyorum. Kaç kişiyi kurtardım bilmiyorum. Küçücük bir bedeni yerde görene kadar iyiyim. O anda aklıma Suruç geliyor. Polen'in gülüşünün yarım kalışı ve tamama eremeyeceği.

"Yerde çırpınan bir kuş, o da bizimle beraber"

Sonra tanıdık bir koku. İlk defa gaz bombasının kokusu bana iyi geliyor. O anda boğazıma yapışan kan kokusunu duymuyorum çünkü. Ama o gaz çok insanın da duyduğu son koku oluyor. Yanımızdan geçen polislerden bile gözü yaşaranları görüyorum. İnsan olan yönleri mi onları ağlatan yoksa gözüne bişey mi kaçmışta sulanmış gözleri anlayamıyorum. Kocaman bir beden var önümde kaldırmaya çalışıyoruz. Bir türlü gelemeyip çok sonra gelen ambulansa taşıyoruz. Geri dönüyorum aynı yere.O çocuk bedenine bir kez daha bakıp yüzünü okşuyorum. Kalkarken oradan, yerde çırpınan bir kuş görüyorum. O da bizimle beraber. Kuşu alıp o koca ağacın altına bırakıyorum.

Her şey bitti burada, ya da yeni başlıyor. Yerde kara kızıl renkli bayrakları görüyorum. Acaba kim o diyorum. Acaba sorusuyla bayrağın yanındaki bedenlere bakmaya gidiyorum. Yaklaşınca bayrakların birilerinin kanamasını durdurmak için sarıldığını görüyorum. Buna seviniyorum sonrasında sevindiğime utanıyorum. Bayrağın karası iyice azalmış. İyice kızıla dönmüş.

Sonrasında tüm hastaneleri tek tek gezip, morglarda benzeyenlerini görüp bir türlü bulamadığım en sevdiğim yoldaşımın da ölenler içinde olduğunu öğreniyorum."