Eğitim Sen: 'Okullar ders ziliyle değil, çözümsüzlükle açılıyor'

Eğitim Sen, 2026-2027 eğitim-öğretim yılı öncesinde yaptığı açıklamada eğitim sisteminin yapısal sorunlarına, velilerin artan eğitim harcamalarına ve eğitim emekçilerinin çalışma koşullarına dikkat çekti. Sendika, MEB’in önlük uygulaması, norm kadro baskısı ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” gibi düzenlemeler yerine eğitimin gerçek sorunlarına çözüm üretmesi çağrısında bulundu.

Haber Giriş Tarihi: 12.09.2026 13:03
Haber Güncellenme Tarihi: 12.09.2026 13:09
https://www.bursaport.com

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlaması öncesinde “Okullar ders ziliyle değil, çözümsüzlükle açılıyor: Eğitimin, öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin gerçek sorunları görmezden gelinemez!” başlıklı bir açıklama yayımladı.

Sendika, Türkiye’de eğitimin yıllardır biriktirilen yapısal sorunların ve derinleşen ekonomik krizin gölgesinde başladığını belirterek, milyonlarca öğrenci ve eğitim emekçisi okullara dönerken velilerin daha eğitim yılı başlamadan ağırlaşan eğitim harcamalarıyla karşı karşıya bırakıldığını ifade etti.

Eğitim Sen’in açıklamasında, eğitim sisteminin kamusal hizmetlerin tasfiyesi, eğitimin piyasalaştırılması ve dinselleştirilmesi, eğitim emekçilerinin güvencesizleştirilmesi politikaları nedeniyle ağır bir kriz yaşadığı savunuldu.

Okulların fiziki, hijyenik ve güvenlik sorunlarının sürdüğüne dikkat çekilen açıklamada, öğrencilerin okulda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemeğe ve temiz içme suyuna dahi erişemediği belirtildi.

Eğitim emekçilerinin ise yoksulluk sınırının altında kalan ücretler, güvencesiz istihdam, Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun yarattığı hiyerarşi, norm kadro baskısı ve artan idari müdahaleler altında çalıştığı ifade edildi.

“MEB eğitimin gerçek sorunlarından uzak”

Bütün bu sorunlar ortadayken Millî Eğitim Bakanlığı’nın yayımladığı “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” konulu 2026/70 sayılı Genelge’nin, Bakanlığın eğitimin gerçek sorunlarından ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gösterdiği ileri sürüldü.

Eğitim Sen, MEB’in eğitimin kamusal, ekonomik ve pedagojik sorunlarına çözüm üretmek yerine önlük uygulamasından norm kadro baskısına, Millî Eğitim Akademisi üzerinden yapılmak istenen düzenlemelerden “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” dayatmasına kadar şekilci, denetimci ve ideolojik yaklaşımını sürdürdüğünü savundu.

Açıklamada, “Öğretmenlerin ihtiyacı önlük talimatı ya da kılık-kıyafet dayatması değildir. Öğretmenin mesleki saygınlığı giydiği kıyafetle değil; ürettiği emek, mesleki özerklik, insanca yaşayabileceği ücret ve güvenceli çalışma koşullarıyla sağlanır” ifadelerine yer verildi.

Eğitim emekçilerini biçimsel kurallarla denetlemeye ve baskı altına almaya yönelik uygulamaların kabul edilmediği belirtildi.

Norm kadro ve alan değişikliği tepkisi

Eğitim Sen, norm kadro fazlası öğretmenlerin resen görevlendirilmesi ve Millî Eğitim Akademisi bünyesinde eğitime alınarak alan değişikliğine yönlendirilmesinin, eğitim emekçilerinin çalışma güvencesine açık bir müdahale olduğunu savundu.

Açıklamada, plansız öğretmen istihdamının, yanlış norm kadro politikalarının ve idari hataların sorumlusunun öğretmenler olmadığı vurgulandı.

Öğretmenlerin diplomalarını, branşlarını ve mesleki birikimlerini işlevsizleştirecek uygulamalardan vazgeçilmesi çağrısı yapıldı.

“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” eleştirisi

Bakanlığın 2026-2027 eğitim-öğretim yılında “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı verilen müfredatı kademeli olarak uygulamaya devam ettiği hatırlatılan açıklamada, Eğitim Sen’in söz konusu modele yönelik itirazları da sıralandı.

Sendika, bilimsel ve laik eğitimin temel ilkelerinden uzaklaşan, eleştirel ve sorgulayıcı düşünce yerine belirli değer ve ideolojik kalıpları merkeze alan bu anlayışı kabul etmediğini belirtti.

Eğitim programlarının bilimsel, laik, demokratik, cinsiyet eşitlikçi, kapsayıcı ve anadilinde eğitim hakkını esas alan bir anlayışla hazırlanması gerektiği ifade edildi.

“Kayıt parası alınmayacak” açıklamaları yetersiz

Eğitim Sen, MEB’in her eğitim-öğretim yılı başında olduğu gibi bu yıl da “kayıt parası alınmayacağını” ve velilere mali yük getirilmeyeceğini açıkladığını hatırlattı.

Ancak okullara ihtiyaçları oranında doğrudan ve yeterli bütçe ayrılmadığı sürece bu açıklamaların karşılığının olmayacağı savunuldu.

Kamu okullarının temizlik, güvenlik, bakım-onarım, kırtasiye, elektrik, su ve diğer temel giderlerinin merkezi bütçeden karşılanmadığında okul yönetimlerinin velilerden “bağış” istemeye yöneldiği belirtildi.

Eğitimin finansmanının giderek ailelerin üzerine bırakıldığı ifade edilen açıklamada, bu tablonun parasız ve kamusal eğitim hakkını fiilen ortadan kaldırdığı ileri sürüldü.

Eğitim harcamaları ailelerin bütçesini zorluyor

2026-2027 eğitim-öğretim yılının veliler açısından ağır bir ekonomik yükle başladığına dikkat çeken Eğitim Sen, kırtasiye malzemelerinden okul çantasına, kıyafetten ayakkabıya, servisten beslenmeye ve yardımcı kaynaklara kadar hemen her eğitim harcamasında yaşanan artışın özellikle düşük gelirli ailelerin bütçesini zorladığını belirtti.

Sendikanın açıklamasında eğitim kademelerine göre paylaşılan yıllık başlangıç giderleri şöyle sıralandı:

Açıklamada, ilkokul düzeyinde kırtasiye, çanta, okul kıyafeti, beden eğitimi kıyafeti ve ayakkabı giderleri eklendiğinde toplam başlangıç maliyetinin 6.700 TL ile 9.600 TL arasına çıktığı belirtildi.

Ortaokul düzeyinde bu maliyetin 8.800 TL ile 12.700 TL, lise düzeyinde ise 10.000 TL ile 14.700 TL arasına ulaştığı ifade edildi.

Bu rakamlara servis, ulaşım, beslenme, kantin, yardımcı kaynaklar ve eğitim yılı içinde ortaya çıkan diğer giderlerin dahil olmadığı vurgulandı.

Birden fazla çocuğu eğitim gören ailelerde bu yükün çok daha ağır hale geldiği belirtilen açıklamada, ailenin gelir düzeyinin çocuğun hangi eğitim materyaline ulaşacağını, nasıl besleneceğini ve nasıl bir eğitim alacağını belirler hale gelmesinin doğrudan eğitim hakkının ihlali olduğu savunuldu.

“Çocukların eğitim hakkı ailelerinin gelir düzeyine bırakılamaz” denildi.

“Ücretsiz yemek ve temiz su temel haktır”

Ekonomik krizin en ağır sonuçlarından birinin çocukların beslenmesi üzerinden yaşandığına dikkat çeken Eğitim Sen, çok sayıda öğrencinin yeterli ve dengeli beslenemeden okula gittiğini, okul saatleri boyunca sağlıklı bir öğüne erişemediğini belirtti.

Okulda ücretsiz yemek ve temiz içme suyu sağlanmasının bir yardım değil, çocukların temel hakkı olduğu vurgulandı.

Sendika, tüm öğrencilere ayrım gözetilmeksizin en az bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek ile temiz içme suyu sağlanması çağrısında bulundu.

Eğitim emekçileri güvencesizliğe mahkûm ediliyor

Açıklamada, eğitim emekçilerinin de yoksulluk sınırının altında kalan maaşlarla ve sürekli eriyen satın alma gücüyle yaşam mücadelesi verdiği belirtildi.

Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik gibi güvencesiz istihdam biçimlerinin kalıcı hale getirildiği, aynı işi yapan eğitim emekçilerinin farklı statü, ücret ve özlük haklarına mahkûm edildiği savunuldu.

Öğretmenleri “öğretmen”, “uzman öğretmen” ve “başöğretmen” olarak hiyerarşik biçimde ayrıştıran Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun ise öğretmenlik mesleğinin bütünlüğüne ve çalışma barışına zarar verdiği ileri sürüldü.

Eğitim emekçilerinin ihtiyacının unvan yarışı olmadığı belirtilerek, eşit işe eşit ücret, mesleki özerklik, güvenceli istihdam ve insanca yaşayabilecekleri ekonomik ve sosyal haklar talep edildi.

Eğitim Sen’den 10 maddelik çağrı

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, siyasi iktidara ve Millî Eğitim Bakanlığı’na şu çağrılarda bulundu:

  1. Bütün eğitim emekçilerinin ücretleri yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı, insanca yaşam ve çalışma koşulları güvence altına alınmalıdır.
  2. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik başta olmak üzere güvencesiz istihdam uygulamalarına son verilmeli, eğitim emekçileri kadrolu ve güvenceli olarak istihdam edilmelidir.
  3. Her okula ihtiyacı oranında doğrudan ve yeterli bütçe ayrılmalı; temizlik, güvenlik ve yardımcı hizmetler için ihtiyaç duyulan personel kadrolu olarak istihdam edilmelidir.
  4. Tüm öğrencilere en az bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek ile ücretsiz temiz içme suyu sağlanmalıdır.
  5. Temel kırtasiye ve eğitim materyalleri ücretsiz sağlanmalı, ailelerin okul başlangıç masrafları kamusal olarak karşılanmalıdır.
  6. Kayıt parası, zorunlu bağış ve benzeri uygulamalara son verilmesinin koşulları yaratılmalı, kamu okullarının temel giderleri bütçeden karşılanmalıdır.
  7. Okul servis ve ulaşım giderleri kamusal olarak desteklenmeli, yardımcı eğitim materyalleri ücretsiz kamu kaynaklarıyla karşılanmalıdır.
  8. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başta olmak üzere bilimsel ve laik eğitim ilkeleriyle çelişen müfredat uygulamalarına son verilmelidir.
  9. Eğitim programları bilimsel, laik, demokratik, cinsiyet eşitlikçi, kapsayıcı ve anadilinde eğitim hakkını esas alan bir anlayışla düzenlenmelidir.
  10. Öğretmenlerin mesleki özerkliğine yönelik önlük, kılık-kıyafet, resen görevlendirme ve irade dışı alan değişikliği gibi müdahalelere son verilmelidir.

Eğitim Sen ayrıca eğitime ayrılan kamu kaynaklarının artırılması ve eğitimin finansmanının velilerin omuzlarına bırakılmaması gerektiğini vurguladı.

“Parasız, kamusal eğitim hakkından vazgeçmeyeceğiz”

Eğitim Sen, 2026-2027 eğitim-öğretim yılına girerken tablonun açık olduğunu belirterek, bir tarafta eğitim harcamalarını karşılamakta zorlanan milyonlarca aile, diğer tarafta yoksulluk sınırının altında ücretlerle çalışan eğitim emekçileri bulunduğunu ifade etti.

Okulların ise en temel ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli bütçeden ve personelden yoksun bırakıldığı savunuldu.

Açıklamada, Bakanlığın görevinin öğretmenlerin ne giyeceğini belirlemek, eğitim emekçileri üzerinde yeni denetim mekanizmaları kurmak ya da ideolojik müfredat dayatmalarını sürdürmek olmadığı belirtildi.

MEB’in görevinin her çocuğun parasız, bilimsel, laik, demokratik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde nitelikli eğitim hakkını güvence altına almak; eğitim emekçilerine güvenceli ve insanca çalışma koşulları sağlamak olduğu vurgulandı.

Okulların bütçesiz bırakılması, eğitim harcamalarının velilere yüklenmesi ve eğitim emekçilerinin güvencesizleştirilmesinin aynı politikanın parçaları olduğu ileri sürüldü.

Açıklamada, çocukların hangi ailede doğduğunun alacağı eğitimi belirlemediği, velilerin çocuklarını okutabilmek için borçlanmak zorunda kalmadığı, öğretmenlerin geçinebilmek için ek iş aramadığı ve okulların temel ihtiyaçlarının velilerin cebinden değil kamu bütçesinden karşılandığı bir eğitim sisteminin mümkün olduğu belirtildi.

Eğitim Sen, 2026-2027 eğitim-öğretim yılında da öğrencilerin eğitim hakkı, velilerin üzerindeki ekonomik yükün kaldırılması ve eğitim emekçilerinin insanca yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması için mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini açıkladı.

Sendika açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:

“Parasız, kamusal, bilimsel, laik, demokratik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim hakkından vazgeçmeyeceğiz!”