Zuhal KİŞİN KÖSEOĞLU 12 Şubat 2020 Çarşamba, 00:36

"Sekiz, dokuz yaşlarındaydım; başrolünü Hale Soygazi'nin oynadığı bir film izlemiştim. Kadının kendini ifade etme çabasını, erkek egemen toplumda var olma mücadelesini anlatıyordu. Filmin son karesinde kadın kendisine yüklenen bütün sıfatlardan arınırcasına, çıplak bir şekilde daktilosunun başına geçiyor ve şöyle yazıyordu: Kadının Adı Yok."

Yüz yüze hiç görüşmediğim, sadece telefon aracılığıyla konuştuğum Urfalı Halime Arslan, bu yazıyı kaleme almak üzere yaptığım son telefon söyleşisinde bu anısını aktarıyordu. Henüz otuz dokuz yaşında ve dört çocuk annesi olan bu kadınla iletişim kurduğumuz ilk günden bu yana, akıllara kazınması gereken bir adının olduğunu anlamıştım.

Aynzeliha, Halime, Züleyha...

14 Kasım 1981'de Urfa'da dünyaya geldiğinde, ailesinin "Aynzeliha"  olarak koymak istediği isim Türkçe olmadığı gerekçesiyle, Nüfus Müdürlüğünde kabul görmeyince, varlığı "Halime" adı ile devlet nezdinde resmiyet kazanıyor. On altı yaşında evlendiğinde ise eşinin ailesi, "Züleyha" ismini uygun görüyor.

O, bir insan olarak varlığının kesinleştiği ismi ile "Halime" olarak anılmayı seviyor.

Müezzin bir babanın dördü erkek, beşi kız çocuğundan biri Halime Arslan. Kızlar arasında ilkokulu bitirmiş tek kardeş. Zehir gibi bir akla sahip olduğu her cümlesinden belli ama devamı gelmemiş okul hayatının. "Niye?" Diye soruyorum. "Sonrası yoktu ki bizim için", diyor.

Enes Arslan, çevresel etkilere rağmen, özveri ile eşi Halime Arslan'a destek oluyor. Kendisinin de mücadeleci olduğunu belirten Enes Bey, eşi için de "Savaşçı" nitelemesinde bulunuyor.

"Evlendirilmek üzere kuruluydu toplumdaki geleceğimiz. Başka türlüsünü bilmedik ki!"

Her telefon görüşmemiz sonrası, zihnim Halime Hanım'ın pek çok sözünde asılı kalıyor. Annem, teyzem, kayınvalidem ...gibi nice cevher kadının bu toplumda nasıl kör hayatlar içinde kaybolduğunu düşünüyorum.

Ben değil, Halime Hanım da böyle düşünüyor. "Urfa'da kadın olmak nedir?" soruma, "Varlığının farkına varmadan yaşamış mağdurlar, kendini ifade etmekten yoksun, yaşanmamış hayatlar ..." karşılığını veriyor. Son olarak ekliyor, "Benim için zorluk!".

Öyle bir "zorluk" ki, on üç yıl sonunda "panik atak" tanısı konulana dek, pek çok farklı ilaç ile hayata tutunma çabası vermiş. Eşi Enes Bey, Urfa'da adı konulamayan hastalığı nedeniyle, Antep'te bir doktora kendisini götürdüğünde, "Neyin var?" sorusuna, "Hiçbir şeyim yok! Yalnızca bana nefes alabileceğim bir ilaç verir misiniz?" demekle yetinmiş.

Varlığının hiçe sayılması yüzünden, alıp veremediği soluk için derman istemiş doktordan.

"Her şeyin bir çözümü olduğuna her zaman inanırım. Çözümsüz değil, bir yolu vardır, derim" sözlerinin ardından, "Ama kimse sizi dinlemiyor ki" diyor, telefonun ucundaki ses. Bu sözleri, "Sizi depresyona sürükleyen neydi?" soruma karşılık veriyor. "Uçuk kaçık" bulunduğunu söylerken de sözlerinin karşılığında aldığı tepkilerin genellikle, "Sen ne kafadasın!" şeklinde olduğunu.

Ha Urfa, ha Bursa ... ha Doğu, ha Batı ...sorgulayan ve hayatına sahip çıkarak yaşayan kadın için tanıdık cümleler bunlar. Kadın diyerek daraltmak da istemiyorum çemberi, insan için tanıdık cümleler. Erkek egemenliğine izin veren kadınlar, erkek egemenliğini sürdürmek isteyen erkekler. İnsanlaşamamış kadın ve erkekler.

"Resim, sesli düşünmek demek"

Söz olup çıkmasına izin verilmeyen nefesi, aklının basıncında yüreğince de kaldırılamaz olunca, doktoru da görmüş ki ilaçlarla derman bulacak bir insan yok karşısında. Halime Hanım'ın zihnine derman bir uğraş edinmesini istemiş.

İlkokul yıllarında da severek yaptığı resim gelmiş Halime Arslan'ın aklına. Öğretmeninin de beğenisi ile sınıf duvarına asılan, arkadaşlarının isteği üzerine onlara da yaptığı resimler ... belki bu nedenle aklına ilk gelen uğraş olmuş.

Urfa Halk Eğitim Merkezinde yer almayan resim kursları için 2018 yılına kadar beklemiş Halime Hanım. Kursların başlamasıyla birlikte de henüz beş yaşındaki kızı Ümran'ı da yanına alarak devamsızlığı olmayan tek kursiyer olarak sürdürmüş iki yıl boyunca.

Kendisiyle yolumun buluştuğu süreçte, sonuçsuz bir uğraşı gibi gelen kursu bırakma noktasındaydı. Yaptığı resimler bir kenarda kendisi gibi suskun ve küskün bekliyordu.  Resim dediğin izleyicisi ile buluşur, şiir dediğin dinleyicisi ile ... ya bunlar ne işe yarayacaktı!?

Dokuz, on gibi bir sayıdaydı tabloları. Ben resimden anlayan biri olmamama rağmen, kızı Merve'nin fotoğraflarını gösterdiği resimlerinin büyüsü, içimde kocaman bir ateşi parlattı: Aydınlık olduğu kadar sıcak!

Her şey o kadar ani gelişti ki! Hayal olmaktan çıkıp her şeyi ile gerçeklik kazanan sergi için ne çok insan gönüllü seferber oldu. Değil Halime Hanım, ben bile bu süratte ve bu denli el vereniyle organize olan sergi hazırlığı karşısında şaşkınım.

Bursa Ördekli Kültür Merkezi'nde 15 - 21 Şubat 2020 tarihleri arasında Halime Arslan'ın, "Gönülden ... Tuvale, Urfa'dan Bursa'ya" isimli ilk kişisel resim sergisi sanatseverlerle buluşacak. Eşi Enes Arslan'ın da özveriyle katkıda bulunduğu bu sergi için Arslan Ailesi'ni bir hafta süresince Bursa'mızda ağırlayacağız.

Resim yapmanın kendisi için, "sesli düşünmek" ve "sessiz çığlıklarının sesi" anlamlarına geldiğini belirten Halime Arslan'ın bu ilk kişisel sergisi için, sadece sanatseverleri değil, kadın ya da erkek, "insan olma"nın bir değer olduğunun bilincinde olan ve bu amacın büyük emekler gerektirdiğine inanan herkesi 15 Şubat 2020 Cumartesi günü saat 12:00'de gerçekleşecek açılışa bekliyoruz.

Resim yapmak kadar kitap okumayı da çok seven Halime Hanım'a hangi tür kitaplar okuduğunu sorduğumda, ilk yanıtı, "Batı Klasikleri" oluyor. Okuduğu kitaplardan birkaç isim istiyorum; "Gorki'nin Ana, Tolstoy'un Anna Karanina, Diriliş, Dostoyevski'nin Budala, Kumarbaz, Suç ve Ceza, Charles Dickens'ın İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar, Goethe'nin Gönül Yakınlıkları, Faust", diye soluksuz sıralıyor ve "Daha başkaları da var da şu an ilk aklıma gelenler bunlar" derken, Türk eserlerini de ihmal etmediğini belirtiyor. Birkaç örnek de onlardan veriyor: "Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan, Orhan Pamuk'un Kafamda Bir Tuhaflık Var, Kırmızı Saçlı Kadın ..."

Bu söyleşi için yaptığım telefon görüşmesi ardından yine zihnime çengel atan nice düşünce arasında kendimi sorguluyorum, çevremde entelektüel geçinen kadın ve erkekleri düşünüyorum, okur görünen okumazlar üşüşüyor aklıma.

Bu yazının ilkin başlığı beliriyor zihnimde: Kadının Adı Var.