Zuhal KİŞİN KÖSEOĞLU 08 Mart 2016 Salı, 00:15

Bu yazıyı kaleme almadan önce, "İnsan Hakları Evrensel Bildirisi"ne bir kez daha göz attım: 30 maddelik bildirinin, yalnızca, yirmi beşinci maddesinin ikinci şıkkında, "Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. ..." şeklinde kadın ve çocuğa yönelik kaleme alınmış, tek bir ayrıma rastladım.

Babalar, ifadesine neden yer verilmemiş? Onların özel bakım ve yardım görme haklarına neden vurgu yapılmamış! Hatta ana ya da baba olamamış kimseler "özel bakım ve yardım" dışında tutulabilir mi!?

Otuz maddenin içeriğinde "herkesin" eğitimden sağlığa, barınmadan korunmaya, onurlu yaşamasından özgürlüğüne değin hemen her konuda hakları, güvenceleri sıralanıyor; ancak, yirmi beşinci maddenin ikinci şıkkı "insan hakları" temelinde bakıldığında, bana göre bir ayrıcalık teşkil ediyor. Eğer, insan haklarından her alanda eşitliği anlıyorsak, ki ben öyle anlıyorum, söz konusu bu ifade sıkıntılıdır.

"İnsan" kavramı, kimin aklına tek başına kadın ya da erkeği getirebilir: biri olmazsa diğeri de olmayan bir canlı türüdür, insan.

İnsan algısında var olan bir problem, sosyokültürel her alanda belirgin bir şekilde kusurlu bir yapılanma gösterecektir. Bunu kadın hakları sorunu, çocuk hakları sorunu, işçi hakları sorunu ... gibi, onlarca başlık altında isimlendirebilirsiniz.

Bilimsel düşünceye sahip bir akıl, insanın tarihsel var oluş sürecinin başlarında kadın ya da erkek ayrımının sınıfsal olmadığını bilir.

Genel anlamda ekonomiye dayandırılan bu ayrışma, süreç içerisinde, erkeğin doğasından gelen bir sonuçmuş gibi bir algı oluşturmakta.

Güçlü, kuvvetli ne varsa, erkekleştirildi. Tanrı bile.

Güçsüz, zaaflı olan ise kadını temsil eder oldu.

Yunan Mitolojisi'ne göre Tanrı Zeus, kendisinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus'a o kadar öfkelenir ki, insanlığı cezalandırmak için balçıktan, "Tanrılar armağanı" anlamına gelen ilk kadın Pandora'yı yaratır. Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a Pandora'yı eş olarak gönderir. Prometheus'un tüm uyarılarına rağmen, Epimetheus bu tanrısal güzellik ve zekaya sahip Pandora ile evlenir. Zeus, Pandora'ya evlilik hediyesi olarak bir çömlek hediye eder ve bunu açmamasını söyler. Pandora, tanrısal bu buyruğa rağmen, çömleği açar ve tüm kötülükler buradan dünyaya yayılır.

Söylencede, tanrısal da olsa bir erkeğin zafiyeti o kadar sırıtır ki tebessüm ettirir ...

Söylencede, bir kadının merak duygusu ile bilinmez bir şeyi anlama isteği ise tanrı buyruğu bile olsa dinlememesi kadının kararlılık ve gücüne örnektir, takdire şayandır.

Söylencede, kadının "tanrılar armağanı" olarak ifade edilmesi de pek çok açıdan irdelenmeye değer bir konudur.

Bir tek Yunan Mitolojisi üzerinden bu yorumlarda bulunduğum düşünülmesin; Kutsal Kitaplar'ın, Adem ile Havva birlikteliğinde, Havva'nın yasaklı elmayı yiyerek cennetten kovulmaları da aynı ölçekte değerlendirmeler içerir.

Örnekleri daha da çeşitlendirmeye sanırım gerek yok.

İnsanlık tarihi boyunca en genel anlamda ekonomiye dayalı nedenlerle yaşanan ve tarihsel başlangıcında göçler, savaşlarla kendini gösteren süreç, erkeği baskın karakter haline getirirken, doğurganlık özelliği kadının, adı ister mağara olsun ister gökdelen, evinin çok uzağına gidememesine neden olmuştur. Hele bir de ilksel insanın sadece üremeye yönelik dürtüsü dikkate alınır, nüfus planlaması gibi bir bilgiden yoksunluğu da hesaba katılırsa (bu noktanın burada mizahi olduğu malum), kadının evinden pek de uzaklaşamaması anlaşılmaz değildir.

Ölümüne savaşan erkek ise zaman içinde kaçınılmaz olarak kendini egemenleştirecek, gücün odağına yerleştirecektir.

Dikkate alınması gereken, erkeğin bedensel gücüne dayalı olarak kendini egemenleştirmesi yanı sıra insanı insan kılan akılsal ve duygusal can alıcı noktalarda ters orantılı bir tavır göstermesidir: bazı toplumlarda örneği olduğu üzere, erkeğin ölümünden sonra karısının kendini yakmasının erdem sayılması, erkeğe karısı tarafından koşulsuz hizmetin yüceltilmesi, tanrısal buyruk dayatmasıyla kadının örtünmesi ...

Çokça sıralanabilecek bu örneklerde erkeğin kıskançlık, bencillik, kendine güvensizlik gibi aslında insan psikolojisi ile açıklanabilecek yetersizliklerini görmek mümkün.

Erkek odaklı üretim ekonomileri, toplumun tüm kurumlarının sosyokültürel yapısını her ne kadar erkek egemenliğinde şekillendirse de buna koşulsuz itaatle izin verenin kadın olduğu göz ardı edilmemeli. Öğrenilmiş bir çaresizlik örneği sayılabilecek bu durum, hem erkek hem de kadın için bir insanlık ayıbıdır. İnsan olgusunun merkeze alındığı bir toplumsal yapılanmada, kadın, çocuk, işçi sorunu ... yaşanmayacağı kesindir.

Bu konuya hangi perspektiften bakılırsa bakılsın, sorun "insan" odaklıdır. İnsanı odağa almadığınızda, bu çatı altında yer alan bireyleri birbirine hasım etmiş olursunuz. İnsan değeri temel alınan her durum ve koşulda, kimin için ne yapılması gerekiyorsa o yapılır.

Kadının kendini mağdur görme ve gösterme kolaylığından da vazgeçmesi onun en önemli erdemidir. Erkek kadının hasmı değildir; insan olgusunda bütünleyicisidir. Oğulu yetiştiren ana, sosyokültürel yapılanmadaki yeri ve değerinin idraki içinde olmak zorundadır. Bu sorumluluğu taşımayan ve engelleyen erkek de insanlık suçuna ortaktır.

Not: Bu yazı Çağdaş'ın Mart sayısında yayınlandı

@zuhalinkalemi