19 Mayıs bir gençlik hareketidir

Zuhal KİŞİN KÖSEOĞLU 19 Mayıs 2020 Salı, 00:19

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nda sözü bir gencimize verdik. 10 Kasım 2002 tarihinde dünyaya gelen Barış Evci, henüz lise son sınıf öğrencisi ve bu yıl üniversite sınavına girecek. Aklın yaşta değil, başta olduğunun en güzel örneklerinden biri olan Barış ile idealleri ve hedefi üzerinden siyaseti, eğitimi, tarihi, tarih bilincini, gençliği, geleceği ...konuştuk.

Geçen yıl Budapeşte'de gerçekleştirilen MUN (Model United Nations / Model Birleşmiş Milletler) Konferansı'nda, "Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik Komitesi"nde yer alan Barış Evci, bu yıl da Barcelona'da yapılması planlanan "Ekonomik ve Sosyal Konsey"e katılacaktı. Ancak organizasyon salgın nedeniyle iptal edildi.

Sevgili Okur,

Bugün köşemden sizlere tanıtmak istediğim kişi, 10 Kasım 2002'de dünyaya gelmiş Barış Evci isimli bir gencimiz. Barış henüz on sekiz yaşını tamamlamamış ve liseden bu yıl mezun olacak bir öğrenci.

Kendisiyle yaklaşık bir yıl önce tanıştım. Sohbetimiz sırasında, onun bilgi donanımına ve muhakeme yeteneğine duyduğum hayranlıkla beraber, geleceğe yönelik hedeflerini öğrendikçe, onlara armağan edilmiş bu gün geldiğinde bu söyleşiyi mutlaka yapmam gerektiğine karar verdim.

Aklın yaşta değil, başta olduğunun en güzel örneklerinden biri olarak Barış'ı sizler de tanıyın ve sizlerin de benim gibi geleceğe ilişkin umutlarınız artsın istedim. Çünkü Barış Evci gibi gençlerimizin bu toplumda seslerinin duyulması, geleceğimiz açısından olduğu kadar bugünümüz için de çok büyük önem ve değer taşıyor.

Onlara kendilerini ifade etme imkânları tanıdığımızda anlayacağız ki geleceği inşa edecek bu bireylerin potansiyellerine uygun koşulları oluşturmak en büyük sorumluluğumuz ve onlara kulak vermek ZO RUN DA YIZ!

Barış Evci ile korona günlerinde söyleştik

-Barış, öncelikle seni öğrenci kimliğin ile tanıyalım; kaçıncı sınıf öğrencisisin? Hangi bölümde okuyorsun?

Lise son sınıf yani 12. Sınıf öğrencisiyim. Geçen yıl Sayısal bölümdeyken, mesleki tercihlerim nedeniyle eşit ağırlık bölümüne geçtim.

- Bu yıl üniversite sınavına gireceksin; eğitimini almayı düşündüğün alan nedir?

Sosyal Bilimler alanından herhangi bir bölümün düşünce yapıma uygun olacağına karar verdim. Başta Uluslararası İlişkiler bölümünü düşünürken, şu anda Hukuk bölümünün karakterime birebir olduğuna inanıyorum ve hedefim de bu yönde.

- Neden bu bölümde okumak istiyorsun?

Bu isteğimin nedenini, yasal ifadelere ve metinlere olan ilgimin yanı sıra ciddiyete, resmiyete ve hakkaniyete verdiğim öneme bağlıyorum. Bunun dışında, uzun süredir ilgi duyduğum Siyasi Bilimler ve Anayasa Hukuku alanındaki okumalarımın da etkisinin olduğu görüşündeyim.

Ülkemizde her yurttaşın hakkını savunabilecek adil insanların var olması gerektiğine inanıyorum; bir toplumda bu ihtiyacı hukuk alanı karşılayabilir inancındayım ve bir miktar da gelecek kaygısı bu tercihte bulunmama neden olan etkenler.

- Bugün 19 Mayıs, Atatürk'ün bu günü siz gençlere armağan etmesindeki amacını ne olarak değerlendiriyorsun?

101 yıl önce bugün yokluklar içinde bütünsel bir mücadelenin fitili ateşlendi. Bu fitili ateşleyenler ise yaşlılığı, durağanlığı ve tükenmişliği simgeleyen, eski bir çağa ait olan bir devletin yöneticileri değildi: gençliği, devingenliği ve kıvılcımı simgeleyen ve halkın gereksinimlerine kulak veren, her türlü zorluğa karşın yılmayan bir kesimdi.

Bu mücadelemiz, en başından beri genç bir düşünce anlayışı ile alevlendi, büyüdü ve meyvelerini verdi. Bu nedenle Kurtuluş Savaşı adını verdiğimiz ve halen devam eden bu uzun ve sürekli yenilenen sürecin, aslında bir gençlik hareketi olduğuna inanıyorum.

Atatürk'ün bu anlamlı armağanının aslında mücadelemizin ruhuna yüklediği bir anlamın ifadesi olduğunu düşünüyorum.

- Gençlik senin için ne anlam ifade ediyor?

Benim için gençlik, en basit tanımıyla geleceği ifade ediyor. Bir toplumun gelişebilmesinin ancak ve ancak yeni kuşağın kendini yenilemesine bağlı olduğuna inanıyorum. Bu da önceki kuşakların yeni nesillere güçlü bir eğitim ve öğretim verebilmesi ile mümkün.

Her toplum, kendine uygun biçimde, kendi ulusal öğretileri ve yaşama kendi bakış açıları ile gençliği uyanık tutmalıdır. Ancak bu kalıplandırma belli bir ölçekte olduğu zaman yararlı olabilir çünkü gençlik, kendi yapısı gereğince sınırlandırmaları kabul etmeyen bir oluşumdur.

Gençlik, bu devingen ve değişime açık yapıya sahip olduğu için geleceği kurabilir, çünkü yaşam her daim yenileşmeden ibarettir. Yenileşmek ve yeni çağa ayak uydurmak ise gençliğin yapabileceği bir beceridir.

Bu yenileşmeyi kendi içinde gerçekleştiren toplumlar daha üst düzeyde bir toplum yapısına ulaşırken, bu yenileşmeye ayak uyduramayan toplumlar daha kötü yaşarlar.

- Bir genç olarak, günümüz gençliğinin yaşama bakışını, yaşam felsefesini değerlendirir misin?

Evet, ben de henüz on sekiz yaşını tamamlamamış bir gencim; ne yazık ki gençlerin çoğunun gerçeklerden ve güncel yaşantımızın sorunlarından uzakta olduğuna tanıklık etmekten üzüntü duyuyorum. Dünyada ve ülkemizde yaşanan toplumsal ve çevresel olaylar karşısında duyarsızlıkları nedeniyle etkisiz kalmaktalar. Boş gündemlerle daha fazla zaman harcıyorlar.

Çağımızın en önemli gelişmesi olan bilgiye hızlı erişim, birçok yararla birlikte pek çok zararı da bünyesinde barındırmaktadır. Bu zararlardan biri, bir sürü bilginin kaynaksızca ve araştırılmaya zaman bırakılmadan gençlerin önüne servis edilmesidir.

Alınan yanlış bilgiler ile oluşan bir sanal kamuoyu ortamına bir de milyonlarca insanın katılmasını eklediğimiz zaman, düşüncelerin olumsuz gelişimine son derece açık bir ortam görüyoruz.

Bunun dışında küreselleşme süreci ile oluşan bencillik ortamında gençlerimizin sosyal yönlerinin oldukça olumsuz etkilendiğini de düşünüyorum. Gençlerin önemli bir kısmı öncelikli olarak kendilerini ve kendilerinden olanları önemsemekteler. Hatta bu durumun etkisi ile bir grup diğer grubu dışlayabiliyor.

Benmerkezci bu bakış açısı, adeta gözlerine inen bir perde gibi birçok olayı doğru görmelerini engelliyor diye düşünüyorum. Ancak bütün bu olumsuz etkenlere karşın, geleceği devralacak bu kuşağın şu anki yetkili kişilere kıyasla, değişime daha açık olduğuna ve topluma daha yararlı olacağına inancım tam.

- Geleceğe ilişkin korkuların, kaygıların var mı? Nelerdir? Bu kaygılarına neden olan etkenler hakkında neler söylersin?

Başta, herkeste olduğu gibi bir iş edinme konusunda ciddi ve yerinde kaygılarım var. Başarılı üniversitelerden mezun olan insanlarımızın bile iş bulamaması ve yaşamlarını sürdürecek temel bir ücreti alamaması bu kaygımı yaratan temel etkendir.

Bunun dışında, insanların nerdeyse her konuda ayrışmasının, gelecek için en tehlikeli ve toplum adına en zarar verici bir durum olduğunu düşünüyorum. Toplumumuzda bireyler sahip oldukları ayrı fikirleri, inançları ve çeşitli konulardaki farklılıkları yüzünden birbirlerinden uzaklaşmaktalar; gruplaşmalar içinde her kesimin kendini üstün görmesi de olağanmış gibi bir hâl aldı.

Geleceğimizin güvenli olması için, insanların birbirlerinin düşünce ve inançlarına karşı saygılı olması gerekmekte. Bu saygı, toplum ve birlikte yaşama kavramlarını ayakta tutan temel ilkedir. Ek olarak ülkemizin, coğrafyamızdaki iç ve dış etkenlere bağlı sorunlar karşısında, Cumhuriyetin getirdiği kazanımları korumasının geleceğimiz açısından önemli olduğuna inanıyorum.

- Toplumumuzda genellikle gençlerin siyasetle ilgilenmemesi istenir; sen bu konuda ne düşünüyorsun? Ve sence, siyaset, günümüz gençliğinin ilgisini oluşturuyor mu? Bu konuya ilişkin değerlendirmelerin nelerdir?

Toplumda gençler üzerine uygulanan bir apolitik olma baskısı var. Bu baskının son derece yanlış olduğuna inanıyorum. Çünkü siyaset, her yurttaşımızın haklarını koruması ve ülke yönetimine eşit olarak etkin bir biçimde katılması için bir araçtır.

Bu baskının kökeninde 12 Eylül 1980'deki askeri darbe sürecinde gelişen apolitik toplumun yaratılmasının olduğunu düşünüyorum çünkü o dönemde ülkeyi askeri bir rejim ile yöneten Milli Güvenlik Konseyi, halkın haklarına sahip çıkmaması ve demokrasi isteğinde bulunmaması yönünde amaçlar gütmekteydi.

Siyaset, aslında tarihsel süreç içinde gençlerin ilgisini her zaman çeken bir konu olmuştur; şimdi de gençler arasında siyasete belli bir düzeyde ilginin olması doğal, ancak çağımızın dayattığı gereklilikler açısından yeterli değildir.

Gençliğin gündemini dağıtan oldukça sanal aktiviteler yüzünden,gençliğin gerçek yaşamdan kopması da söz konusu. Gençliğin, aidiyet duyduğu topluma karşı siyaseti bırakmamasını ve siyasetin bir demokrasi mücadelesi olarak görülmesini öneriyorum.

- Gençlerin siyasetle ilgilenmesinin, bir ülkenin geleceği açısından ne gibi katkıları olabilir?

Gençlik, geleceğin ve değişimin kendisi olduğundan, önceki kuşağın göremediği bir sürü sorunu görebilmekte, farklı açılardan değerlendirebilmekte ve bunlara bir sürü alternatif çözümler üretebilmekte. Bu beceri kuşağın yaşı büyüdükçe, istisnalar dışında, oldukça azalmaktadır.

Gençlerin siyasetle ilgilenmesi, bu söz ettiklerimin gerçekleşmesini sağlayacaktır sanıyorum. Bu ilginin genel kapsamda arttırılması amacıyla, gençlerin düşüncelerini dile getirebilecekleri, ülke konuları hakkında tartışabilecekleri ortamların yaratılması, okullarda "siyaset eğitimi"nin bir ders kapsamında verilmesi, dolayısıyla eğitimin daha demokratikleştirilmesi uygun olur düşüncesindeyim.

- Fen Bilimleri alanında meslek sahibi olmak isteyen bir gencin, siyasete yönelik ilgisinin olması, onun hedeflerine ulaşması açısından bir engel oluşturur mu? Çünkü ülkemizde genellikle böyle bir düşünce hâkim.

Siyaset her yurttaşın ilgilenmesi gereken bir konu iken, herhangi bir mesleğe engel olacağına inanmıyorum. Ayrıca bugün bazı siyasetçilerimiz de pozitif bilim alanlarının yetkin isimleri ve bunlar da bir zamanlar genç insanlardı.

Barış Evci, bilgi donanımı, görüşleri ve sorulara verdiği yanıtlarla geleceğe dair umut veriyor...

- Siyaset kavramının düşüncelerindeki karşılığı nedir?

Siyaset, benim için hepimizin birer parçası olduğumuz bu toplumun güncel sorunlarına çözüm önermek ve mevcut çözüm önerilerini tartışarak en uygununu bulma eylemidir. Siyaset, hepimizin içinde bulunduğu ve yaşadığı toplumsal gerçekliklerden ibarettir.

Birçok insanımız tarafından siyaset, parti tutmakla ve taraftar olmakla nitelense de bana göre, siyaset ile taraftarlık kavramı birbiriyle hiç ilişkisi olmayan kavramlardır. Ve bence siyaset taraf tutulası bir eylem olmamalıdır. Siyaset, mantıksal bir düşünce yöntemi içinde en uygun çözümü bulmak ise bu mantığa ters olan taraflılığın yaşama yansıtılmaması gerekir.

- Bir siyaset insanında görmek istediğin özellikler nelerdir?

Bir siyaset insanının öncelikle düşünmesi gerekenin kendisinin değil, toplumu olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü siyasetin doğası, toplumun sorunlarına çözüm üretmektir. Siyaset, siyaset insanlarınca bir meslek olarak görülmemelidir, bir görev olarak görülmelidir.

Bir siyaset insanının bu özellikleri dışında etik, dürüst, saygılı, gerçeklere karşı susmayan, topluma örnek olabilen ve vicdanına hesap verebilen biri olması gerektiğini düşünüyorum. Bu saydığım özelliklere toplumumuz insanları arasından çıkan siyasilerin de daha zamanı olsa da ulaşacağına inanıyorum.

- Günümüz siyasetçilerinin, ülke sorunlarına yaklaşımı konusunda neler düşünüyorsun?

Günümüz siyasetçilerinin neredeyse tamamının kendisini ve yakınlarını düşündüğünü söylemek sanıyorum ki doğru olacaktır. Mevcut siyasetçilerin konuşması gereken binlerce sorun varken konuşabildikleri ve uzlaşabildikleri tek sorun maaşlarının kendi özel yaşantılarına yetmemesi sorunudur.

Toplumumuzun her yanında insanlar fikirlerinin, inançlarının, görüşlerinin farklılıklarından ötürü ayrıştırılıyor ve siyaset de ne yazık ki günümüzde bu amaca hizmet ediyor. Bir öğrenci olarak bizzat içinde bulunup, öğrenim yıllarımın her aşamasında yaşayarak deneyimlediğim eğitim sistemimizde, araştırdıklarımla birlikte anlıyorum ki bir yüzyıla yakındır uyguladığımız politikaların çoğu zamanın gerisinde ve çağa ayak uydurabilecek nitelikte değil.

Ülkemizde bilimsel araştırmalar, arşivler, tarihsel kaynaklara verilmesi gereken değer, şehirleşme faaliyetleri, teknolojide yapılması gereken gelişimler, yerli atılımlar konusunda çağa göre dünya ortalamasında olsak bile, bunun yeterli olmadığını bilmeliyiz: Asıl sorun bunlar!

 Siyasetçilerin ayrıştırmaktan ziyade bu konulara odaklanmasını, ülkenin geleceği açısından gerekli, daha doğrusu zorunlu görüyorum.

- "Siyasi etik" kavramına ilişkin düşüncelerini öğrenebilir miyiz? Bu açıdan ülkemiz siyasetçilerine 10 üzerinden not verecek olsaydın kaç puanla değerlendirirdin?

Günlük siyasetin genelinde, herhangi bir toplum için uygun olmayan bir dil kullanılıyor. Bu dil, toplumun her kesimini oldukça olumsuz etkiliyor. İnsanların bireysel görüşlerine saygı duyulması, önemsenmesi ve o şekilde kabul edilmesi çağın gerekliliklerindendir. Siyasetçilerimiz bu çağın gerekliliğini uygulayamıyor.

Siyasi ortam, toplumun kendine örnek aldığı ve siyasilerin örnek alınmak istediği bir ortam olduğundan,siyasetçilerin örnek alınacak şekilde davranması toplumumuz açısından yararlı olacaktır. Bütün bunlar düşünüldüğünde siyasetçilerimize gerek önemsedikleri konular açısından, gerek davranışları, gerek etik anlayışları açısından yüksek bir not veremem.

- Sosyal bilimler alanına seni yönlendiren etkenler nelerdir?

Siyasetin bir toplum gerçeği olması ve bu konunun bilimsel düzeyde incelenmesinin gerekliliğine olan inancım, bu konuya olan ilgimin kaynağıdır. Günlük yaşantıda duyduğum birçok kavramı doğrudan doğruya kabul edemediğim ve sorgulama gereksinimi duyduğum için her konuda araştırma yapılmasına önem veririm.

Siyasi Bilimler alanında da araştırılması gereken bir sürü uygulama ve bilgi yanlışlığı bulunmakta. Bunun dışında, çocukluğumdan beri tarihe olan derin ilgimin de yoğun olarak beni sosyal bilimler alanına yönelttiğini düşünüyorum. Çünkü tarih bilimi her ne kadar ekonomik, sosyal, kültürel ve benzeri toplumsal olayları içerse de temel olarak özünde siyasi bir yapıyı barındırır.

Örneklemek gerekirse, devletlerin kuruluşları, yönetim biçimleri, hangi dönemde hangi siyasi, idari akımların etkin olduğu gibi konular, tarih ile siyaset biliminin ortak konu başlıklarıdır ve bu iki ilgi alanımın da birbirinden beslenerek, beni bu alana yönelttiklerini söyleyebilirim.

- Bu alanda ideallerine yönelik hedeflerini öğrenebilir miyiz?

Öncelikli hedefim, temel düzeyde kendime yararlı olan işler yapmanın yanında, toplum adına, insanlar adına yararlı işler yapabilmek ve ülkeye karşı sorumluluklarının bilincinde olan bir birey olmaktır. Dürüst, vicdanlı ve gerçekleri söyleyen kişiliğimin sürmesini de doğal olarak hedeflemekteyim.

Bu isteğimi her alanda, her meslekte ve her koşulda gösterebileceğime inanmakta ve yaşamın bilinmezlerle dolu bir yol olduğunu görmekteyim. Yaşama gerçekçi bakmanın doğru olacağını düşündüğümden, bölüm anlamında bir hedefim olsa da kariyer yapmak ya da ileriki yılları planlamak adına şimdiden kesin bir şey söyleyemem!

 İnsanın yaşamın değişimine göre ayak uydurması en doğru olandır kanımca.

- Toplumumuzda tarih bilgisinin öneminin bilindiğini düşünüyor musun?

Üzücüdür ki büyük bir tarihsel geçmişi olan bir toplum olmamıza ve tarihi eser gibi bir coğrafyaya sahip olmamıza karşın, doğru tarihsel bilgilerden ve gerçeklerden mahrumuz. Tarih yazıcılığımızın eskiden beri güçlü olduğunu söyleyen tarihçi çevreler bulunsa da eskiye ait olan tarih oldukça taraflı, öznel ve doğruluğu tartışılır bir haldedir.

Günümüzde ise artık kesinleşmekte olan tarihsel bilgiler yanlış ve uygunsuz kaynaklar aracılığı ile saptırılmakta ve olmayan olaylar insanlara ve özellikle de gençliğe sosyal ağlar aracılığı ile hızla akmaktadır. Toplum genelimizde eleştirel ve araştırmacı bir bakış açısı da yerleşmediği için, doğru bilgiyi elde etmek için, bilginin kaynağına erişmek gibi bir kaygı yaşanmıyor.

Hızla yayılan tarihsel bilgilerin akademik kaynaklarla birlikte değerlendirilmesinin ve karşılaştırılmasının yapılması gereklidir. Bütün bu olumsuz olayları düşündüğümüzde ve toplumumuzun profiline genel olarak baktığımızda tarih bilgimizin oldukça sınırlı olduğunu ve bir sürü yanlış öge barındırdığını tekrarlamam gerekiyor.

- Tarih bilincine sahip olmak deyince ne anlıyorsun ve topluma katkısı açısından neler söylersin?

Bir benzetme yapmam gerekirse, tarihini bilmeyen bir toplum hangi okullarda okuduğunu, hangi işlerde çalıştığını, hobilerini, fobilerini, arkadaşlarını, ailesini ve düşüncelerini bilmeyen bir insandan farksızdır yani kendisi değildir, özünü bilmiyordur.

Tarih, topluma hangi dönemde neler yaptığını, hangi sorunlara karşı nasıl çözümler geliştirdiğini öğretir. Günümüzde yaşadığımız ve gelecekte yaşayacak olduğumuz bir sürü sorunun benzeri aslında geçmişte yaşanmıştır: Benim düşünceme göre insan doğası, milyonlarca yıl alacak bir kalıtsal değişime uğramadığı sürece, tarihe kaynaklık eden insanî düşüncelerin değişmeyeceğini ve her dönemde farklıymış gibi görüleceğini zannediyorum.

Tarihin bu yararlarını bilmek ve buna uygun olarak iyileştirmelerde bulunmak ise tarih bilinci dediğimiz kavrama karşılık gelmektedir. Tarih bilincine sahip olmak, gelişmek ve ilerlemek isteyen bir toplum için olmazsa olmazdır.

Barış Evci, Budapeşte'de yapılan BIMUN Konferansı'nda Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik Komitesi'nde

- Barış, ulusal ya da uluslararası düzeyde katıldığın bir sosyal sorumluluk programı var mı?

Evet, uluslararası alanda dünya sorunlarının öğrenciler tarafından ele alınarak, çözüm önerileri ile raporlaştırıldığı ve bu raporların Birleşmiş Milletlere gönderildiği MUN(*) (Model United Nations / Model Birleşmiş Milletler) Programı'na katıldım.

Geçen yıl Budapeşte'de gerçekleştirilen BIMUN Konferansı'nda "Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik Komitesi"nde yer aldım.

Bu yıl da Barcelona'da gerçekleştirilecek olan BIMUN "Ekonomik ve Sosyal Konsey"de yer alacaktım, ancak koronavirüs salgını nedeniyle bu konferans iptal oldu.

- COVİD-19 salgını nedeniyle, okul ortamında eğitiminizin sekteye uğramış olması, seni nasıl etkiledi?

Açık söylemek gerekirse, okulların salgın nedeniyle tatil edilmesi bütün öğrenciler ve öğretmenler adına olumlu bir durum; çünkü okullarımızda gerek öğrenci, gerek öğretmenler açısından bakıldığında, nitelikli eğitimle ilgisi olmayan bir sürü şeyden uzaklaşmış olduk. Türkiye genelini dikkate alarak söylüyorum, yanlış yapan bir sürü öğretmen ve idareci uygulamalarını da dikkate alırsanız, bu sürecin öğrenciler açısından olumsuz olduğunu söyleyemeyeceğim.

Örneğin, müfredat baskısının öğretmenleri de zorladığını düşünüyorum. Çağın gerisinde kalmış bir müfredat programı ile ders işlemek zorundalar ve  bizler de bu yığının içinde bunalıyoruz.

Öğrencilere öğrenmeleri için dayatılan konuların çok büyük bir kısmı, yaşamla, gerçeklikle, mantıkla bağdaşacak düzeyde değil. Eğitim bence, toplumun yapısına uygun olarak, toplumun gereksinimleri doğrultusunda, nitelikli bireyler yetiştirme işidir. Biz ise yıllardır bu gerçeği kabul edip doğru bir yoldan gitmeyi seçmek yerine yanlış yöne doğru ilerlemekte ısrar ediyoruz.

Bu eğitim anlayışımız yüzünden gençlerimiz hayal kuramıyor, farklı bakış açıları geliştiremiyor. Oysa öğrencilere nitelikli psikolojik desteklerin sunulması, kişiliklerini geliştirecek eğitim ve değerlendirmelerin yapılması gerekiyor.

Başkaca sorunlara dikkat çekmem gerekirse, eğitim ortamlarının iyileştirilmesi, müfredatın önemli oranda hafifletilmesi ve soyut bilgiden ziyade somut bilgilere yer verilmesi ve derslerin uygulamalı olması çok önemli.

Kısacası, eğitimin yaşamın gerçekleri ile örtüşüyor olması gerekiyor. Ayrıca öğretmenlerin yaşam standartlarının yükseltilmesi, eğitim alanında hizmet verenlere gereken değerin verilmesi son derece önemli ayrıntılardır. Eğitime ilişkin bütün görüşlerimizi sil baştan yeniden değerlendirmemiz ve masaya yatırmamız gerekmektedir.

Dolayısıyla salgının okullarımızı tatil etmesi bence olumsuz bir etkiye yol açmadı!

- Bu süreç nedeniyle, sınav tarihlerinde değişiklik yapılmasının motivasyonunuz açısından olumlu olduğunu düşünüyor musun?

Sınav tarihlerinin önce 1 ay sonrasına ertelenmesi ve belli bir süre geçtikten sonra 1 ay erkene yani eski tarihlerinin biraz önüne alınmasının bütün öğrencileri oldukça olumsuz etkilediğini düşünüyorum.

Çünkü bize başta vaat edilen elli günlük bir süre varken bir anda bu süre elli gün oluyor, bir oran vermek gerekirse söz verilen çalışma günlerimizin toplamının yüzde kırkını kaybetmiş oluyoruz. Özellikle sınava oldukça az bir süre kalmışken bunun yapılması öğrencilerin gevşetilmiş planlarında bazı konulara daha az çalışmaları ve sınavda belli bir düzeyde genel bir eksikliğin yaşanması söz konusu.

Çok önemli anlarda bile sınav ertelenmesi durumunda sınavların öne alınması gibi bir durumun ülkemizde veya başka ülkelerde yaşandığına ben tanıklık etmedim. Birçok öğrencimiz tarafından uygun bulunsa da bulunmasa da veya toplumumuzun farklı kesimleri farklı tepkiler gösterse de ben, sınavın ertelenip sonra yeniden öne alınmasının öncelikle vicdani ve ardından hukuki olarak değerlendirilmesi gereken bir konu olduğuna inanıyorum.

- Sınav sorularının, müfredat kapsamımda işlenen konular bağlamında sorulacak olması ve sınav süresinin otuz dakika daha uzatılması, bu yıl sınava gireceklerin lehine bir durum oluşturuyor olabilir mi?

Sınavın içeriği ile son zamanlarda açıklanan haberlerin sınav sistemi açısından iyileştirici ölçekte olacağına inanıyorum. Sorularda son sınıfın ikinci döneminden konu gelmemesi isabetli ve mantıklı bir karardır. Sınavın ilk basamağında iki milyon adayın neredeyse tamamının süre sıkıntısı vardı. Yüz yirmi adet oldukça uzun soruya karşılık (ki bizim eğitildiğimiz sistem bizi bu tarz sorulara alışkın olarak yetiştirmedi), yüz otuz beş dakika tanınıyordu.

Okul sıralarında genel olarak sürekli bir parça okuma şeklinde bir eğitimimizin olmaması ve rahatsızlık boyutuna varmayan dikkat dağınıklığının yaygınlığı nedeniyle bu süre oldukça yetersiz kalıyordu. Tanınan ek otuz dakika ile sınavın, kendi amacı olan sorularla öğrencilerin bilgilerini, yorumlama ve diğer konulardaki becerilerini ölçme amacına uygun olarak iyileşeceğine inanıyorum.

Ancak bu süre artırma durumunun sonraki sınavlarda da uygulanmasının gerekli olduğuna ve hıza değil, beceri ölçümüne önem veren testlerin geliştirilmesinin çağın bir gerekliliği olduğuna inanıyorum.

- Barış, 10 Kasım 2002 tarihinde dünyaya gözlerini açmışsın. Atatürk'ün senin için taşıdığı değer ve anlama ilişkin düşüncelerini öğrenebilir miyiz?

Toplumumuzda Atatürk'ün bir sürü konuda ve özellikle benliği konusunda yanlış anlaşıldığını düşünüyorum.

Pek çoğumuz onu dünyevi, ölümlü ve kendisine özgü yaşamıyla değerlendiriyor ama bu değerlendirme, sevdiğimiz ve yolundan gittiğimiz Atatürk'ü tam anlamıyla ifade etmiyor. Onun deyimiyle, önemsiz olan ve dünya üzerinde bir kavram ifade etmeyen bedeni her canlı gibi ölümü tattı.

Ancak kendisini, daha doğrusu kendisi olarak nitelediğimiz onun öncülük ettiği bu ulusal uyanışı özel kılan değer, onun yaptığı işlerin ve bu işlerde uyguladığı ilkelerin yaşama, gerçeğe ve toplumun benliğine uygun olmasıdır.

Atatürk bu ayrıntılarıyla incelendiğinde aslında bizim, kişiler olarak anlamlar yüklediğimiz bir şahsiyet değil, toplumumuzun bugünkü yaşamına ermesini sağlayan ve daha ileriki çağlara da ulaşmasını sağlayacak olan bir hayat damarıdır.

Bu damarı canlı tutan bir sürü kişi oldu, bunların eski kuşağa ait olanları dünya üzerinden silindi ancak mirasları halen daha yeni kuşak ile yaşatılmakta ve daha ileriye götürülmektedir. Aslında Atatürk bir kişi değil, hepimizde var olan topluma aidiyet hissinin ve memleket sevgisinin bir ifadesi, hepimizin izlediği bir yoldur.

 Atatürk'ün bir kişi olarak ölümüyle umutsuzluğa düşen gençler yanılmaktadır çünkü Atatürk'ün hatırlanmasını istediği bu hareket ve devingenlik onlardadır. Bu nedenle, yine kendi deyimiyle, ölümlü bir insan olan Mustafa Kemal'i anarken, yaşayacak olan Atatürk'e ve onun ifadesi olan yeni hayatın kurucuları olacak gençliğe başarılar diliyorum.

- Barış çok teşekkür ediyorum. Ve sınavında BAŞARILAR DİLİYORUM.

 Bu arada dileğim, ülkemiz ve tüm dünyaya hayırlı olacak kişilerin bu yarışta ipi göğüslemeleri.

*MUN (Model United Nations / Model Birleşmiş Milletler) : Birleşmiş Milletlerin öğrenciler seviyesindeki simülasyonudur. Okullardan öğrenci delegeler seçilir ve bu öğrenciler belli ülkeleri ve BM kurumlarını temsil ederler.

MUN'a katılan öğrenciler, uluslararası ilişkiler, dünya sorunları ve güncel olaylarla ilgili detaylı bir araştırma içine girerler. Her konferansta temsil edecekleri farklı ülkelerin bakış açısıyla o sorunlara çözüm getirecek yasa tasarıları hazırlarlar ve bunları haftalık çalışma saatlerinde tartışarak, araştırma yaparlar. Katıldıkları konferanslarda ise dünyanın farklı ülkelerinden gelen gençlerle birlikte sorunlara getirdikleri çözümleri tartışarak, diplomasinin taktiklerini kullanarak BM çatısı altında önergeler hazırlarlar. (Kaynak: MUN Anabilim Eğitim Kurumları)