Tek parti dönemi mi dediniz!

Zafer OPSAR 11 Temmuz 2020 Cumartesi, 22:08

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dilinden düşürmediği "tek parti dönemi" söylemi tepkilere neden olan birçok icraatını haklı göstermeyi amaçlayan bir söylem halini aldı...

Erdoğan bu söylemi ile gerçek bir demokrasi özlemini dile getiriyor olsaydı icraatlarının da buna uygun olması beklenirdi. Oysa ortada tam tersi bir durum var, demokrasi gelişmediği gibi demokrasinin kurum ve kuralları birbir ortadan kaldırılıyor, hedefinde de Cumhuriyet, Mustafa Kemal Atatürk ve aydınlanma devrimleri var.

Henüz Atatürk'ü doğrudan hedef tahtasına koymuş değil, ara sıra İsmet İnönü'yü isim vererek hedef alıyor, Atatürk'ü de o dönemin icraatları üzerinden zamam zaman hedefe koyuyor. Bunun son örneği Ayasofya'nın ibadete açılması kararında oldu. Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesine ilişkin 1934 yılında çıkarılan Atatürk'ün de imzası bulunan Bakanlar Kurulu kararını "ihanet" olarak tanımladı. 

İnsan ister istemez "bi dakka" demeden edemiyor bu suçlamalar karşısında. Kurulan cümlelerdeki suçlamalar ve belagat seviyesi Cumhuriyet ve aydınlanma devrimleri ile bir hesaplaşma olduğunu göstermiyor mu? Mesela 10 Kasım'da Anıtkabir'e gidip çıkışta Harf Devrimini hedef alan açıklamalar yapmak bir hesaplaşma değil mi? Bu hesaplaşmalar ile varılmak istenen yer neresi?

Erdoğan, ağır suçlamalarla tek parti dönemini hedef alınca, bir de onun yönettiği bugünün Türkiye'sine bakıyorsunuz acaba nasıl diye... Sanırsınız ki, ülke güllük gülistanlık bir demokrasi ile yönetiliyor tüm dünya da bize imrenerek bakıyor!

Sürekli olarak 80-90 yıl öncesini gündeme getirerek, dünyada o zaman dört dörtlük demokrasi varmış da Türkiye'de uygulanmıyormuş gibi tek parti dönemini diline dolayıp bugün ülkeyi o döneme benzer şekilde yönetmek nedir?

Şimdi çok parti var da düzen gerçekten çok partili mi? Muhalefetteki partilerin hangisinin görüşüne, önerisine kulak veriyor kendisi, kimi dinliyor, muhalefetin verdiği hangi yasa tasarısı Meclis'ten geçiyor, ya da AKP'nin getirdiği yasa tasarılarında muhalefetin verdiği hangi değişiklik önerisi kabul görüyor?

YSK'nin oy verme işlemi sürerken aldığı "mühürsüz oylar geçerlidir" kararı ile hukuken tartışmalı bir referandumla Başbakanlığı da kaldırıp tüm yetkileri elinde toplayan Erdoğan hangi kararında ilgili kuruluşların, partilerin görüşünü alıyor. En son Kanal İstanbul tartışmaları ortada, kendisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken "cinayet olur" dediği üçüncü boğaz köprüsünü yaptırdı... Ve daha sayısız icraat, kanun, kararname...

Muhalefet bir soru soruyor, "size hesap mı vereceğim, hesap verecek zamanımız yok" diye paylıyor, Meclis Genel Kurulu'na seçimle gelmemiş yardımcısını yolluyor.

Oysa hedefine koyduğu ama tek parti dönemini eleştirirken şimdilik ismini zikretmediği Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarında bile Meclis'e hesap vermiş, muhalifleri de en sert eleştirileri yapmıştır kendisine...

Peki bugünün Türkiye'sinin, Erdoğan'ın hep şikayet ettiği tek parti döneminden farkı ne? Buna "evet farkı var, Erdoğan ülkeyi çok demokratik yönetiyor, muhalefeti dinliyor" diyebilecek olan var mı?

Kuvvetler ayrılığı ne halde?

Türkiye'de demokrasinin bunca yıl sonra kurum ve kurallarıyla işliyor olması gerekmiyor muydu, AKP ileri demokrasi vaatleri ile iktidara gelmemiş miydi?

Ne oldu da bugün bu noktadayız? O zaman demokrasi sözlerinde samimi değiller miydi? Takiye mi yapıyorlardı? Siyasal İslamcılığın demokrasi ile ilişkisi kendisi iktidara gelene kadar mıydı?

İstediği yasayı komisyonda anayasaya uygun olup olmadığına bakılmadan ilgili kuruluşların görüşleri bile alınmadan, son Baro düzenlemesinde olduğu gibi apar topar Meclis'ten geçirten sanki başkası. Eğitimde 4x4x4'ü muhalefet milletvekillerinin yumruklanmasına kadar varan görüşmelerde sanki "cehape zihniyeti", Kılıçdaroğlu Meclis'ten geçirtti!

Hergün sayısız kararname çıkaran, ertesi gün çıkardığı kimi kararnameler için düzeltme kararnameleri yayınlayan Erdoğan, kendisinin bir kararname ile çözebileceği Ayasofya'nın cami statüsüne geçirilmesi konusunu neden Danıştay üzerinden çözme yoluna gitti, merak konusu.

Çünkü Ayasofya'nın müze oluşu bir Bakanlar Kurulu kararıydı, nitekim başka bir Bakanlar Kurulu kararıyla bu konu kolaylıkla çözülebilirdi.

Demokrasinin tüm imkanlarını kullanarak iktidar olan siyasal İslamcılık demokrasiyi dışlayarak, onun kurum ve kurallarını ortadan kaldırarak son sürat ilerliyor bakalım gidişat nereye...