'SSK'yı batıran adam Kılıçdaroğlu!'

Zafer OPSAR 13 Nisan 2018 Cuma, 18:57

Klişe retorik cümledir Erdoğan'dan başlayarak tüm AKP'lilerin dilinde; "SSK'yı batıran adam Kılıçdaroğlu!"...

Bu cümle sık sık tekrarlanır meydanlarda, salonlarda, kahvehanelerde... Ve AKP'ye oy veren vatandaşlara, "Ya, Kılıçdaroğlu ülkeyi yönetmedi, hiç iktidarda olmadı, ne yaptı" diye sorduğunuzda alacağınız yanıt, "SSK'yı batırdı ya, daha ne olsun" olur. Neden böyle yanıt verirler? Çünkü Erdoğan'ın belagatle tekrar tekrar söylediği bu söz kendisine oy veren seçmenlerin kafasına oya gibi işlenmiş, onlar da bunun böyle olduğuna kendilerini inandırmıştır.

AKP'li bakan ve milletvekilleri de bunu sık sık dile getirirler... Hatta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu 16 yıllık AKP iktidarları döneminde oluşan SGK açığından bile Kılıçdaroğlu'nun sorumlu olduğunu söylemiştir...

"SSK'yı batıran adam Kılıçdaroğlu" cümlesini en son Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu Bursa'da tekrar etti. Bursa'ya her gelişinde bir şekilde Kılıçdaroğlu'nu hedefe koyan Çavuşoğlu bu sefer, "SSK'yı batıran adam, kalkmış bugün sağlık sistemiyle ilgili laf ediyor. Önce sen kapının önünü temizle bakalım." dedi.

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu'na soralım o zaman; Kılıçdaroğlu'nun Genel Müdür olduğu dönemde battı dediğiniz SSK'nın açığı yaklaşık 2,5 milyar TL idi. Bugün SGK'nın açığı ne kadar? 21 milyar lira. Bundan da söz etsenize vatandaşa, neden bundan bahsetmiyorsunuz? Çünkü oy getirici bir tarafı yok değil mi?

16 yıldır iktidarsınız ama ne oluyorsa oluyor Kılıçdaroğlu'nun neden olduğu açık bir türlü kapanmıyor, arttıkça artıyor! Şu Kılıçdaroğlu SSK Genel Müdürlüğü yapmasaydı bu kadar açık da oluşmayacaktı!

Peki 16 yıllık AKP iktidarı boyunca değerlerinin çok altında satılan sayısız kamu işletmesi ve 'yap-işlet-devret' üzerinden yüklenici firmalara verilen hazine garantileri nedeniyle köprüler, havaalanları ve diğer projelerin bütçeye yükü ne kadar? Henüz bilmiyoruz, daha hesaplayamadık! Bunlar kimin cebinden çıkıyor peki? 

Ama benim halkım bir kurumun genel müdür eliyle batırılmasının mümkün olmadığını, hükümetlerin izlediği sosyal güvenlik politikalarının bunda etkili olduğunu, Demirel'in gökteki yıldızlara kadar vaatte bulunduğu 1991'deki seçim vaadi olan emeklilik yaşının 40'a düşürülmesinin bu açığın oluşmasındaki etkilerini sorgulamaz. Köprülerden geçmeyen araçlar için cebinden çıkan parayı sormaz. Ne diyor halkım? "O zaman Kılıçdaroğlu vardı kurumun başında, o sorumludur, ben onu bilirim!"

Sosyal devletlerde halkın sağlığına ilişkin harcamalar nedeniyle kar-zarar hesabı yapılmaz eğer bütçeyi zorlayan başka şeyler yoksa... Devlet vatandaşının emekli aylığı ve sağlık giderleri için toplanan primlere ek katkı veriyorsa buna sosyal devlet denir. 

Kapitalizmin beşiği ABD de dahil dünyanın birçok ülkesinde durum böyledir. Obama'nın ilk dönemindeki seçim vaatlerinden biri sağlık güvencesi olmayan milyonlarca ABD vatandaşına devlet tarafından bu güvencenin sağlanmasıydı. O zaman buna tepki gösteren Cumhuriyetçiler ülkenin birçok yerinde totemlere, duvarlara "Komünist Obama" yazmıştı.

Türkiye'ye 1994 yılında yüzde 150 ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek enflasyonunu yaşatan, 'vatandaşa iki anahtar'ın mucidi(!) Tansu Çiller de ülkenin sosyal kurumlarını yok ederken, "Son sosyalist devleti yıkıyoruz" demişti.

Vatandaşın sosyal güvenliği üzerinden kar-zarar hesabı yapılmaz, eğer kurumun çalışanlardan topladığı primlerin bir kısmı başka kurumlara aktarılıyorsa asıl sorun budur.

Sosyal Güvenlik Kurumunun zarar edip etmemesi o kurumun genel müdürünün neden olacağı bir durum değil, hükümetin uyguladığı ekonomi politikalarının bir sonucudur.

Bilmem anlatabildim mi?