Nereye varılmak istendiği belli

Zafer OPSAR 02 Ekim 2020 Cuma, 09:59

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Anayasa Mahkemesi'ni hedef alan çıkışının elbette bir nedeni vardı, devamının MHP lideri Bahçeli ile geleceğine, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da bundan memnuniyet duyacağına kuşku yoktu.

Soylu'nun AYM'yi hedef alan çıkışından sonra Bahçeli'nin üslubu ile "Ne yapmak nereye varılmak isteniyor?" diye sormuş ve amacın Anayasa Mahkemesi'ni işlevsiz hale getirmek hatta kapısına kilit vurmak olabileceğini dile getirmiştim.

Nitekim Bahçeli yanıltmadı ve başta bireysel başvurular olmak üzere kimi kararları ile iktidarın rahatsızlık duyduğu AYM'yi tartışmalı bir referandum sonunda tesis ettikleri tek adam rejimine göre yeniden yapılandırmak istediklerini açıkça söyledi.

Siz Bahçeli'nin hiç ekonomiye, hayat pahalılığına, halkın geçim derdine, hazine garantili 'yap-işlet-devret' projelerinin geleceğimizi nasıl ipotek altına aldığına, dövizin alıp başını gitmesine ilişkin bir şey söylediğini duydunuz mu?

Duymadınız, duyamazsınız çünkü o konulara girmez. Ama ülkenin, 83 milyonun geleceğini ilgilendiren siyasi mühendislik projelerini dillendirdiğini bunlara ön ayak olduğunu görürsünüz. Bahçeli konuşur, AKP ve Erdoğan bunların bazılarına karşı çıkar gibi yapar, sonra bir bakmışsınız yasalar Meclis'te gece yarısı geçer...

Erdoğan'ın bile yeniden parlamenter sisteme geçmeyi arzuladığı kulislerde konuşulurken, Bahçeli kendisinin önayak olduğu bu sistemin devamı için elde kalan son kale Anayasa Mahkemesini de etkisiz hale getirmek istiyor.

Aslında Anayasa Mahkemesi birçok kararı ile iktidarı memnun ediyor. OHAL döneminde çıkarılan ama OHAL'in gerekçesi dışındaki diğer KHK'ler konusunda verdiği karar ile varlığını inkar eden AYM, dün oy çokluğu ile verdiği "çoklu baro düzenlemesi"ne ilişkin kararında da farklı hareket etmedi. CHP'nin, düzenlemenin Anayasaya aykırılık iddiasıyla açtığı davada iptal talebini reddetti.

AYM'nin özellikle bireysel hak ihlallerine ilişkin kimi başvurulara ilişkin verdiği kararlar iktidarın, haliyle Bahçeli'nin canını sıkıyor. Bahçeli açıkça bu rahatsızlığını dile getirerek, yüksek mahkemenin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine göre yeniden yapılandırılmasını, deyim yerindeyse saraya bağlanmasını istiyor.

Her ne kadar çoğu kararından iktidar memnun olsa da ara sıra hoşlarına gitmeyen kararlar olduğu için Bahçeli, "Cumhurbaşkanlığıyla çelişmeyen bir Yüce Mahkeme kurulmalı" diyor. Yani 'benim kurulmasını sağladığım düzene ayak bağı olmasın' demek istiyor!

Bahçeli AYM'nin kaldırılmasını isterken, mahkemeyi kurulduğu 27 Mayıs dönemi üzerinden de hedefe koyuyor ve "demokratik, etkin, adil, tartışmaların odağı olmaktan çıkarılmış bir 'Yüce Mahkeme', deyim yerindeyse bir 'Divan-ı Ali' kurulması Türkiye'nin gücüne güç katacaktır" ifadelerini kullanıyor.

Anayasa Mahkemesi'nin 27 Mayıs sonrası kurulmuş olması onun yanlış olduğu anlamına gelmez. 1961 Anayasası kuvvetler ayrılığını tesis ederek, siyaset, ekonomi, eğitim ve çalışma yaşamına ilişkin çok önemli düzenlemeler getirmiştir. 12 Eylül'ün "ancak anayasası" bile kuvvetler ayrılığını önemli ölçüde korumuştur.

"Demokratik, adil" yeni bir mahkeme yapılanmasından söz ediyor ama ardından Anayasa Mahkemesi'nin son zamanlarda verdiği hak ihlali kararlarının "sancılı ve sakat" olduğunu ileri sürüyor, "Hak ihlalleri adı altında, milli haklara ve adalet duygusuna telafisi imkansız zararlar verilmektedir" ifadesini kullanıyor. Yani hoşuna gitmeyen kişiler için verilen hak ihlali kararları hoşuna gitmiyor ve kuvvetler ayrılığının tamamen ortadan kalktığı bir düzen istiyor.

Peki Türkiye'de demokratik parlamenter sistem altı yavaş yavaş ısıtılan sudaki kurbağa misali ölüme giderken muhalefet ne yapıyor? Ne yapacak, iktidarın yaptığı yanlışlarla kendiliğinden gideceğine umut bağlamış durumda. Ne acı. Göz göre göre ülke ekonomik ve siyasi olarak felakete sürükleniyor ve muhalefetteki partiler seyirci. İktidarın muhalefet partilerinin aralarındaki farklılıkları kaşımasının tuzağına düşüyorlar.

Bugün artık, demokrasiyi, hukuku, laikliği, yargı bağımsızlığını savunanların felakete doğru gidişe dur demesi gerekiyor. Birtakım ayrılıkları farklılıkları bir kenara bırakarak ortak mücadele etmesi gerekiyor. Eğer bugün muhalefetteki partiler demokrasinin asgari müştereklerinde biraraya gelerek bu gidişe dur demezse yarın çok geç olacak. Çok geç olduğunda da bugün demokrasi için biraraya gelemeyenlerin hepsi bunun bedelini ödeyecek.