CHP Kurultayından geriye kalanlar

Zafer OPSAR 05 Şubat 2018 Pazartesi, 11:02

CHP 36. Kurultayının ikinci gününde dağıtılan kumanyanın neden olduğu gıda zehirlenmesinin yarattığı toksik etkiyi attıktan sonra şimdi kurultaya ilişkin notlar ve yorumlarımı yazabilirim.

"Kurultaylar partisi" olarak tarihe geçen CHP'nin birçok kurultayını izledim ancak bu kurultay kadar heyecanı, vizyonu, ülkeyi içinde bulunduğu siyasal açmazdan çıkaracak bir siyasi projenin olmadığı, kararlılığı düşük kurultaya tanık olmadım.

Çok umutlu olmamakla beraber CHP milletvekilleri İlhan Cihaner ve Selin Sayek Böke'nin kurultaydan önce kaleme aldıkları 'sol manifesto'nun bir heyecan dalgası yaratacağını düşünüyordum ama o da henüz partide beklenen etkiyi yaratmış değil.

Aslında, 16 yıllık AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği durum muhalefetin iktidara gelebilmesi için her türlü nesnel koşulları sunuyor ancak öznel koşullar nedense bir türlü varlığını ortaya koyamıyor. CHP'nin temel sorunu da bu sanırım.

Ortak önerge ile Kurultay Divan Başkanlığı'na getirilen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen kurultay yönetiminden kötü not aldı. Muharrem İnce'nin adaylığına ilişkin yaşanan tartışma Büyükerşen'in hatasından kaynaklandı. Bir kenti yönetmek bir kurultayı tüzük hükümlerine uygun şekilde yönetmek için yetmiyormuş. Büyükerşen böylesi bir hataya nasıl düştü anlamak zor. Bu konuda hukuksal birtakım girişimler olsa kurultay tehlikeye bile girebilir.

Genel Başkan seçiminde Kılıçdaroğlu'na, bin 81 imzaya rağmen sandıktan 790 oy çıkarken; 165 imzayla seçime giren Muharrem İnce, 447 oy aldı. Kılıçdaroğlu'nun oy sayısı, imzacı sayısının 291 altında kaldı. İnce ise imzacı sayısından 282 fazla oy aldı. Bu durum da delegelerin imza verirken dürüst davranmadıklarını, ya da parti yönetiminden bir şekilde çekindiklerini ortaya koydu.

İnce'nin Divan Başkanı Yılmaz Büyükerşen'in adaylığının yeterli imzayı bulamadığına ilişkin açıklamasına verdiği tepki de haklıydı, çünkü Büyükerşen çifte imzalara ilişkin konuyu çözüme kavuşturmadan kendisi mükerrer imzaları Kılıçdaroğlu lehine değerlendirmişti ki bu doğru değildi.

Büyükerşen konuşmasında kurultayı Kurtuluş Savaşı'na giden yolda önemli kararların alındğı Sivas Kongresi'ne benzetti ancak kurultayın hiç de öyle bir havası yoktu.

CHP'nin önünde bir tüzük düzenlemesi de kaçınılmaz görünüyor aslında. Deniz Baykal'ın Genel Başkanlığı döneminde karşısına çıkması muhtemel rakiplerinin aday olmalarını engelleyip iktidarını sağlama alma amacıyla tüzükte yaptırdığı birtakım düzenlemeler sorunları da beraberinde getirmiş vaziyette.

Hal böyleyken 49 delegenin hem Kemal Kılıçdaroğlu hem Muharrem İnce'nin adaylığı için imza vermesi, sonra sandıkta Muharrem İnce'ye 447 oy çıkması nasıl açıklanabilir. Parti içi demokrasi konusunda her şeye rağmen diğer partilerden daha iyi noktada olan CHP'de bu durumun yaşanması şaşırtıcıydı.

Ankara Spor Salonu'ndaki kurultayda partililerin oturduğu tribünler ile delegelerin oturduğu bölümün heyecanlarının aynı olmadığı o kadar belliydi ki, tribündeki partililer oy kullansa heralde Muharrem İnce kazanırdı.

Salonda, "Adalet güneş gibi doğacak", "Hukuk bizimle birlikte gelecek", "Yine, yeniden Cumhuriyet", Enis Berberoğlu: Güzel günler göreceğiz, birgün mutlaka buluşacağız özgürlükte", "Tutuklu gazetecilere özgürlük", "Emanetimiz Cumhuriyet, gücümüz halk", "Özgür basın varsa özgür toplum vardır", "Biz biriz, biz bütünüz, biz vatanseveriz", "Biz adaletli bir Türkiye istiyoruz", "Barışı birlikte inşa edeceğiz" pankartları arasında laikliğe vurgu yapan bir pankartın olmaması dikkat çekiciydi. Atılan sloganlar arasında da laiklik yoktu. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında da bu konu geçmedi. Halbuki bugün ülkemizde yaşananlar demokratik rejim için laikliğin ne kadar önemli olduğunu her geçen gün daha fazla hissettiriyor. Galiba CHP bu konuda ortasını bulamıyor. Ya Baykal döneminde olduğu gibi laiklikten başka şey konuşmuyor ya da bugün olduğu gibi üzerinde durulmuyor, kenarlarından geçiliyor.

Saat 10.50 sıralarında Kemal Kılıçdaroğlu eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile salona girdi ve hazırlanan platform üzerinde tur atarak partililer selamlayıp karanfil attı. Kılıçdaroğlu salona girerken anons edilirken, aynı şey Kılıçdaroğlu'ndan 20 dakika önce salona giren Muharrem İnce için yapılmadı.

Seçilmesi sonrasında parti içinde tepkiler alan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hedefe koyarak neredeyse konuşmasının tamamını ayırdığı CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu salona ilk girenlerden biri oldu. Tribünlerin önünde turlayarak partilileri selamlayan Kaftancıoğlu'nun alkışlarla başlayan karşılaması, Muharrem İnce'yi destekleyen tribüne vardığında "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganlarına dönüştü.

Kılıçdaroğlu açış konuşmasında Almanya'da tedavisi süren Antalya Milletvekili ve eski Genel Başkan Deniz Baykal'a geçmiş olsun dilekleri ile kurultayın selamını iletti.

Bunu Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ankara Güvenpark'tan başlattığı Adalet Yürüyüşü gösterimi izledi.

Kılıçdaroğlu açış konuşmasında Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasına önemli yer ayırdı. Haksız bir tutuklama olduğunu ifade etti. Herkesin bildiği bir konunun devlet sırrı olmadığını kaydetti.

İstanbul İl Örgütü pankartı açıldı ancak konukların oturduğu tribünü kapattığı için kısa süre sonra kaldırıldı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında "YSK içindeki çeteden de hesap soracağız, gayrimeşru bir referandum ve anayasadır." İfadelerini kullandı ancak buna ilişkin ne yapacaklarını söylemedi. Mesela Kılıçdaroğlu, "Biz Parlamenter sistemde kalmaya kararlıyız ve 2019 seçimlerinden sonra yapacağımız ilk iş budur. Halkımızdan bunun için oy isteyeceğiz" demedi.

İşte CHP'nin sorunlarından biri bu... Kararlı ve cesur duramamak, başlattığı bir mücadeleyi yarım bırakmak, arkasını getirmemek. Muharrem İnce de konuşmasına özellikle buna vurgu yaptı. Üstelik kurultayın teması da "Adalet ve Cesaret" olarak belirlenmişti. O zaman ülkenin geleceği konusunda cesaretli olmak gerekmiyor mu?

Mesela referandum gayrimeşru dedikten sonra buna uygun politikalar izlemeniz gerekir. Mesela 16 Nisan akşamı YSK önünde toplanmak, ya da Meclis'ten çekilmek gibi. Mesela buna ilişkin cesur bir açıklama yapan parti sözcünüzü açığa düşürüp istifasına yol açmazsınız değil mi?

Topluca dokunulmazlık kaldırma operasyonuna "anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz" demezsiniz mesela. Anayasaya aykırı ise evet demezsiniz. Siz böyle derseniz iktidara "anayasaya uymuyorsunuz" deme hakkınız olmaz. Muharrem İnce'nin vurguladığı gibi "elalem ne der AKP ne der" diye siyaset yapılmaz. Nitekim İnce kurultay sonrası bir TV programında HDP Eş Genel Başkanları ile milletvekillerinin cezaevinde olmayıp referandum kampanyası yürütmeleri halinde hayır oylarının yüzde 2-3 daha fazla çıkacağını söyledi.

Mesela Kılıçdaroğlu, Atatürk'ün Bursa Nutku'nu bir kez daha hatırlattı, vatandaşın Cumhuriyet'e sahip çıkmak için direnme hakkından söz etti. İyi güzel de, vatandaş önce sizden direnme bekler. Nerede? Meclis'te anayasaya uygun davranıp 'hayır' diyerek... Nerede? YSK önünde, meydanlarda... 

Tribünler İnce'nin konuşmasıyla coştu

Heyecansız geçen kurultay, Muharrrem İnce'nin konuşmaya başlaması ile hareketlendi tribünlerde coşkulu tezahüratta bulundu.

Muharrem İnce'nin hitabet yeteneği, Erdoğan'ın CHP'ye yönelik salvolarına verdiği yanıtlar yerli yerinde. CHP seçmeninin nabzını iyi tutuyor ve Kılıçdaroğlu'nun vurgulamakta yetersiz, cılız kaldığı noktalara 90 dereceden atış yapıyor. Bu Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki başarısı dikkate alındığında önemli ancak ciddi bir siyasi programla desteklenmediği ciddi bir muhalefet hattı inşa edilmediği zaman sonuçsuz kalmaya mahkum.

Muharrem İnce'nin "Yol ayrımındasın Türkiye, geleceğimiz elimizden alınıyor, Cumhuriyetimiz yıkılıyor, umutlarımız elimizden alınıyor. AKP bir siyasi parti değil, ülkeyi yağmalamak için örgütlenmiş bir yapıdır. Amaçları Cumhuriyet gemisini karaya oturtmak... Ama Cumhuriyet'i kuran parti Cumhuriyeti kurtaracaktır. Umutlarımıza kelepçe vurdurmayacağız. Kendimize güvenecek ve kazanacağız." sözleri tribünlerdeki partilileri hareketlendirdi.

CHP'de de tuzu kuru olanların bulunduğunu, bunların üçbeş belediyeye sığınıp başka yerleri düşünmediklerini, parti yönetiminin de tıpkı iktidar gibi baskıcı bir anlayış sergilediği, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimindeki Ekmeleddin İhsanoğlu'nun çok yanlış bir tercih ve dayatma olduğuna ilişkin sözleri üzerine yükselen yuh seslerini susturan İnce, "Bizim Genel Başkanımız yanlış yapar ama haram yemez" dedi.

İnce'nin bu iktidar döneminde din ile vicdan arasındaki bağın kopartılarak, yeni bir dini anlayış yaratıldığına başörtüsü serbestisi ve içki yasağına ilişkin düzenlemeler dışında ne varsa serbest olduğuna ilişkin sözleri de dikkat çekti.

İkinci gününde dağıtılan kumanyanın neden olduğu gıda zehirlenmesi yüzünden çok sayıda partili konuk ve gazetecinin hastanelik olması kurultay kayıtlarına geçti. Pazar günü Bursa'ya dönüşte otobüste kabusa dönen yolculuk sonrası ertesi gün toparlayabildim.

CHP Kurultayı çok önemli bir dönemden geçen ve önümüzdeki yıl sonuna kadar üç seçimi yaşayacak olan Türkiye için ortaya somut bir siyasal çıkış projesi koymadı. Her an baskın bir seçim beklenirken daha CHP'nin Cumhurbaşkanı adayını bile belirlememiş olması da düşündürücü.

Galiba CHP de Türkiye freni patlamış kamyon gibi hızla ilerlerken yaşanacak bir çarpma sonrası kendine gelecek.