Basın Etik Kurulu ne yapacak?

Zafer OPSAR 01 Ekim 2018 Pazartesi, 02:51

Türkiye'de yıllardır irtifa kaybeden, AKP iktidarı döneminde ise dibe vuran gazetecilik artık halkın haber alma hakkıyla ilgisi olmayan bir noktada bulunuyor. Birkaç istisna dışında, tek ses halinde bilgi çarpıtması, yalan, ve maniplasyondan ibaret bir medya var önümüzde. Bunlardan uzak kalmaya çalışan mesleğine saygılı gazeteciler ise otosansürün esiri olmuş durumda. Klavyenin başına geçince yazacağı satırların iktidarı rahatsız edip etmeyeceğini, başına birşey gelip gelmeyeceğini düşünüyor ve tuşlara ondan sonra dokunmaya başlıyor.

Halkın haber alma hakkının hiçe sayılması bir yana son yıllarda tehlikeli bir boyutta daha icra ediliyor gazetecilik mesleği. Mesleğimiz bazı sözümona gazetecilerin elinde birtakım maddi çıkarlar için tehdit ve şantaja dayalı yayıncılığa dönüşmüş durumda.

Türkiye'nin birçok yerinde olduğu gibi "İkinci Babıali" olarak tanımlanan Bursa'da da tehdit, şantaj ve tetikçiliği meslek haline getirmiş sözümona gazeteciler ortalıkta dolanıyor. Sayıları da her geçen gün artıyor.

Halkın haber alma hakkına saygı duyan, haber veren gerçek gazetecilerin bu yozlaşma ve bozulma karşısında meslekten uzaklaşmaları nedeniyle meydan bunlara kalmış durumda. Bu ortamın oluşmasında iktidarın basını susturmaya yönelik baskıcı uygulamalarına ses çıkarmayan, pasifleşen meslek örgütlerinin sessizliği de önemli rol oynadı.

Bursa'da son zamanlarda artan ve suç duyurularına kadar varan tehdit ve şantaja dayalı yayıncılığa dur demek için yapılan çağrılar üzerine Bursa Gazeteciler Cemiyeti'nin öncülüğünde Bursa Basın Etik ve Akreditasyon Kurulu oluşturuldu.

İlk toplantısını Bursa Gazeteciler Cemiyeti'nin öncülüğünde yapan Kurul'un amacı; Bursa'daki basın kuruluşları ile bu kuruluşlarda görev yapan gazetecilerin basın etik ilkelerine uyumunu değerlendirmek, kriterleri belirlemek, akreditasyon listesi hazırlamak ve basın özgürlüğünün gerçek anlamda sağlanarak, basın yoluyla tehdit ve şantajcılığın önlenmesine katkıda bulunmak olarak belirlendi.

Kurul'da, basın meslek örgütlerinden temsilcilerle birlikte bazı kamu kurum ve kuruluşları ile yarı kamu niteliğindeki BTSO'dan bir temsilci var ama nedense en önemli yayıncılık mecrası halini alan internet gazetecilerinin örgütü adına bir temsilci yok. Bursa'da internet gazeteciliği yapanları bir çatı altında toplamak üzere kurulmuş olan Bursa İnternet Gazetecileri Derneği (BUİGDER) varken.

Kurul'da yer alan belediye ya da diğer kurumları temsilen orada bulunan arkadaşlara kişisel olarak söyleyeceğimiz birşey olamaz. Hemen hepsi gazetecilik mesleğinden gelen arkadaşlar sonuçta.

Burada dikkat çeken, bu arkadaşların Bursa'daki çok sayıda yayın organının en önemli ilan-reklam kaynakları olan kurumların temsilcileri olması.

Toplantıda Basın Etik ve Akreditasyon Kurulu'nun görevleri şöyle belirlenmiş;

1) Basın etik ilkelerini, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi ve Uluslararası Basın Meslek İlkeleri doğrultusunda belirlemek,

2) Kurulun res'en ya da ihbar, duyum ve benzeri yollarla edindiği basın etik ilkelerine aykırılık iddialarına ilişkin bilgi ve belgeleri incelemek, değerlendirmek, sonuçlandırmak,

3) Gazetecilerin ve basın çalışanlarının etik ilkelere aykırı tutum ve davranışlarda bulunduğunun tespiti halinde, gerekçesini belirterek etik dışı tutum ve davranışın durdurulması için ilgili kurumları bilgilendirmek,

4) Basın toplantısı, basın gezisi vb organizasyonlara katılım için Basın Akreditasyon Listesi hazırlayarak ilgili tüm kuruluşlara ulaştırmak, basın kuruluşları için kriterleri belirlemek.

Bunlar da gayet güzel noktalar, kimsenin itiraz etmeyeceği.

Çünkü her önüne gelen, belediye bülteni gibi gazete çıkaran, bir internet sitesi açan, iki haber girişi yapıp, güncelleme yapmadan gazeteciyim diye ortaya çıkmamalı. İş takibi yapan kişilerin basın toplantılarında gazeteci sıfatıyla arz-ı endam etmelerinin önüne geçilmeli.

İtirazlara konu olan bölüm, basın kuruluşlarına ilişkin kriterler. Bir nevi Basın İlan Kurumu kriterleri olan kriterlerin akreditasyon şartı olarak ortaya konması. Ne diyor burada; Akreditasyonda öncelik basın ilanı alan günlük gazeteler, vergi mükellefi olan, en az bir haber ajansına abone olan ve basın yasası kapsamında en az 3 basın mensubu çalıştıran televizyon, radyo, internet haber siteleri ile bayi satış sözleşmesi yapan dergilerde olacak. Kurul, köşe yazarlığında ise; haftada en az 5 gün köşe yazısı yayınlaması ve geçiminin yazarlık ile sağlanması koşullarını belirledi.

İşte bu bölüm, işi sadece gazetecilik olan başta internet haber siteleri olmak üzere birçok yayın organının işinin hiç kolay olmadığını gösteriyor. Adam belediyelere uçuk faturaları dayatmış şantaj ve tehditle, tetikçilik yaparak sözümona gazetecilik yapıyor ve yukarıda sayılan şartları da karşıladığı için gazeteci sıfatı taşıyacak ama sadece habercilik yapan, oradan oraya koşturan, zar zor ayakta kalabilenler ise bu çerçeveye girmeyecek, akredite edilmeyecek.

Sorun işte burada başlıyor. Ben facebookta yaptığım paylaşımda bunu bir nevi ilan-reklam kriteri olarak tanımladığım için Bursa Gazeteciler Cemiyeti'nden arayan arakadaşlar, toplantıda reklamın 'r'sinin geçmediğini söylediler. Doğrudur, geçmemiştir ama kurulun yapısı ve akreditasyon için çizilen çerçeve aynı zamanda ilan-reklama teşmil edilebilecek bir çerçeve.

Ben işin bu noktasında durmaktan yana değilim. İlan-reklam verilir, verilmez kimse kimseyi buna zorlayamaz. Bu söz konusu kurumların kendilerinin belirleyeceği bir konu. Bu kurumlara yönelik bir tehdit ve şantaj varsa da o kurumun yöneticileri buna boyun eğmesin.

Merak ettiğim; mesela bu kurul basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkını hiçe sayan, ihlal eden kurum ya da kuruluşlara ilişkin ne yapacak?

Bir meslektaşımız iktidarın hoşuna gitmeyen bir haberden dolayı bir takibata, soruşturmaya uğradığında da tepki ortaya koyabilecek mi?

Önümüzde basın özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını hiçe sayan, baskı uygulanan onca örnek var ki, bunlar için ne yapılacak?

Bu konuda bir örnek vermek istiyorum, bunu Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi'nin hazırladığı kitaba da yazmıştım. Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonu protesto için Bursa Kent Meydanı'nda yapılan basın açıklamasına sivil toplum örgütlerinden partilere, TMMOB'dan sıradan vatandaşlara kadar herkes vardı ama Bursa'daki basın meslek örgütlerinin yöneticilerinden kimse yoktu. Basın özgürlüğünü herkes sorun etmişti ama basın meslek örgütleri sorun etmemişti.

Yani diyeceğim; basın özgürlüğü için, halkın haber alma hakkı için, yönetenlerin icraatlarının takipçisi olması gereken, politikacıların yanlış yapmamaları için onların ayaklarını ateşte tutması gereken dördüncü kuvvet için ne yapılacak?

Bunları sordum ama, Kurul'un yapısı buna müsait değil. Kurul, basın etiği adına gazetecilik yapanlar ile bu mesleği şantaj ve tehdidin aracı haline getirenlerin iş takipçiliği yapanların ayrılması konusunda birşeyler yapsın yeter, fazla birşey beklemiyorum...