Türkiye sorunlarını çözemiyor

Tahsin BULUT 29 Eylül 2019 Pazar, 23:31

Yönetim sistemimizde sorun çözme kabiliyetinin tıkanması adeta Türk siyasetinin geleneği haline gelmiştir. Çok partili siyasal hayata geçtikten sonra, ortalama on yılda bir siyasetimiz çözüm üretme yerine, sorun üreten ya da kendisi bizzat sorun olmaya başlayan bir mekanizmaya dönüşüyor. 

Sık sık koalisyon dönemlerinin istikrarsızlığından bahseder, hükümetlerin ömrünün kısalığının hemen her alanı ve özellikle de ekonomiyi olumsuz etkilediğini söylerdik.

Oysa yaklaşık 18 yıldır kesintisiz iktidarda olan Ak Parti'nin tek başına iktidarına rağmen, Türk siyasetinin ve Türkiye'nin temel sorunları çözülememiş ve sözde başkanlık sistemine geçilmiş olmasına rağmen de, krizlerin ve sistemdeki tıkanmanın önüne geçilememiştir.

Türkiye'nin sorunları yapısaldır

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, Türkiye'nin sorunları yapısal sorunlardır. Bu yapısal sorunlar, aynı zamanda siyasal alanın yapısal sorunlarından beslenmektedirler. 

Yapısal sorun ne demek?

Yapısal sorun ismi üzerinde, yapı ile ilgili, yani her alanda var olan sistemle veya sistemsizlikle ilgili sorunlardır. Yapıyı değiştirmeden gerçekleştirilen bütün düzenlemeler onarım niteliğinde olup, sorunların çözümünde yetersiz kalmaktadır. 

Peki Türkiye'nin yapısal sorunları deyince ne anlıyoruz?

Bunları kısaca, devlet idaresi ile ilgili sorunlar, siyasal sistemle ilgili sorunlar, devlet-vatandaş ilişkisinden kaynaklanan sorunlar, demokrasi ve temel haklarla ilgili sorunlar, hukuk sistemimizden kaynaklanan sorunlar, eğitim ve sağlıktaki yapısal sorunlar, ekonomideki yapısal sorunlar şeklinde özetleyebiliriz. 

En başat yapısal sorunumuz, devlet idaresi ile ilgilidir. Kuvvetler ayrılığına dayalı yani yasama, yürütme ve yargıyı birbirinden ayırmış, merkezi yönetim yerel yönetim ilişkisini muğlaklıktan çıkarmış, kamu idaresini şeffaflaştırmış, kayırmacılığı tasfiye etmiş, liyakat esaslı kamu yönetimini hakim kılabilmiş bir devlet idaremiz söz konusu değildir. 

Reform yapmadan çözüm üretilemez

Kamu idaresinde Cumhurbaşkanlığı Sistemi diye bir sisteme geçilmiş olmasına rağmen, yukarıda bahsettiğim temel sorun alanlarında hiçbir iyileşme söz konusu değildir. Aksine yeni sistemin kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmış olması ve tek adam rejimi gibi çağdışı bir sistemi ortaya çıkarmış olması, sorunların daha da ağırlaşmasına vesile olmuştur.

Yönetim anlayışının, paydaş katılımına dayalı yerinden yönetime evrildiği bir çağda, tüm yetkileri bir kişide toplamak, suyu yokuşa akıtmaya benziyor. 

Geçen yüzyılların rejimine dönerek, geleceği inşa edemezsiniz

Bir kere devlet idaresi yerel nitelikli sorunların tamamının çözümünü, bütçeleri ile birlikte yerel yönetimlere bırakacak biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. Merkezi idare, iç ve dış güvenlik, yargı, dış politika, eğitim ve sağlığın temel politikaları, düzenleyici ve denetleyici politikalar ve ulusal ölçekteki diğer sorunlar dışındaki tüm yetkilerini yerel yönetimlere devretmelidir. 

Mevcut sistemde vatandaş 20 yıl önceki gibi her gün TBMM'ye taşınmakta, sorunlarının çözümü için milletvekillerini iş takibine zorlamaktadır. Oysa vatandaşın pek çok sorunu yerel niteliklidir ve yerinden yönetimle çözülebilir sorunlardır.

Yeri gelmişken belirtmek lazım, yerinden yönetimle ilgili ülke bütünlüğü hususundaki endişeler son derece yersizdir. Zira bizim teklifimiz siyasal yerinden yönetim değil, idari yerinden yönetimdir.  

Bu noktada merkezi yönetimin esas yapması gereken, devletin asli görevi olan denetim vazifesini doğru dürüst yerine getirmektir. Bugün Güneydoğu'daki kimi HDP'li belediyelerin PKK'ya destek olması, devletin denetim yetersizliği ve sistemin şeffaf olmayışının ürünüdür. 

Yapısal sorunlar birbirini tetikliyor

Yapısal sorunların bir başka özelliği ise, birbirini tetikler nitelikte olmasıdır. O bakımdan, idari sistemde yapılması gereken reformlar yapılmazsa, diğer alanlarda yapılacak reformlardan da istenen sonuç alınamaz. Mesela sağlığın ve eğitimin alt yapıları yerel yönetimlere devredilmez ise, temel politikaların reforme edilmesinden yeterli çözüm üretilemez. Nitekim üretilemiyor... 

Yine idareden kaynaklanan sorunlar adaletin yükünü artırmaktadır. Haksız atamalar, kayırmacılık, vatandaş mağduriyeti, kurumlar arası koordinasyonsuzluk, bürokratik engeller ve yasal yetersizlikler gibi birçok başlıkta idare sürekli yargıya sorun üretmektedir. Yine merkezi yönetimde kuvvetler ayrılığının tesisi edilemeyişi, yargı bağımsızlığını engellemekte, bunun sonucunda da adaletsizlikten kaynaklanan sorunlar büyümektedir. 

Yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı hiçbir sistem sorun çözemez. Bu durum ekonomik alanda da sorunların büyümesinin bir başka nedenidir.  

Öte yandan siyaset kurumunun kendisi başlı başına sorundur. Vatandaş katılımına kapalı, oligarşik yapıların egemenliğinde bir parti sistemi sürgit devam etmektedir. Demokratik geleneklerin oluşmadığı böyle bir parti sisteminin, ülkeyi demokratikleştirmesini beklemek hayalden öte bir şey değildir. 

Ekonomideki sorunların da yapısal olduğu tüm ekonomistlerin ortak görüşüdür. Ekonomik sorunlar aynı zamanda, devlet idaresi, demokrasi, temel haklar ve hukuk sistemindeki reformlarla yakından ilgilidir. Eşit rekabet koşullarında herkesin erişebildiği ve yarışabildiği bir ekonomik sistem kurmadan, ekonomik alan da düzelemez. 

Kısacası temel hak ve hürriyetlerden hukuk sistemine, eğitimden sağlığa, birey devlet ilişkilerinden ekonomik sisteme kadar her alanda sorun çözme yeteneği, öncelikle demokratikleşmeye, kamu idaresinin şeffaflığına ve liyakat esaslı dönüşümüne bağlıdır.  

Kronikleşmiş somut sorunlar

Yaklaşık 18 yıllık güçlü Ak Parti iktidarına rağmen, devletin kronikleşmiş sorunları başta olmak üzere, vatandaşın gündelik hayatıyla ilgili pek çok sorun çözülememiştir. 2002 öncesi bu sorunlar ne durumda ise, bugün de aynı durumdadır. Hatta bazıları daha da kötüye gitmiştir. 

Bunları somut örneklerle anlatalım.

Mesela devletteki çok başlılık devam ediyor. Düşünün,büyükşehir statüsündeki bir kentin imar planları hem ilçe belediyeleri, hem büyükşehir belediyeleri, hem TOKİ, hem Çevre Bakanlığı tarafından yapılabilmektedir. Örneğin Bursa'da bu 4 kurum istediği gibi uygulama imar planı(1/1000'lik plan) yapabilmektedir. Böyle bir şehirde, imar düzeninden, sağlıklı büyümeden, sağlıklı çevreden bahsedilebilir mi? 

Amiyane tabirle kimin eli kimin cebinde belli değil. 

Devletin hem merkezi hem de yerel idarelerinde kayırmacılık yaygın bir hastalığa dönüşmüştür. İşe insan almaktan, ihaleleri kimin alacağına kadar her kademede kayırmacılık söz konusudur. Liyakat esaslı bir sistem kurulmamıştır. 

Merkezi idarede ve yerel idarelerde şeffaflık yoktur. Pek çok iş kapalı kapılar ardında, halka hesap vermeden icra edilmektedir. Kanunen yasaktır ama hem ihalelere fesat karıştırılır, hem de rüşvetin bini bir paradır. Fakat bu konularda birilerinin mahkum olduğu da çok nadir rastlanan bir durumdur. 

Öte yandan halk sadece seçim dönemlerinde, meydanlarda liderlerini alkışlayarak siyasete ve kamu idaresine katıldığını zannetmektedir.

Bugün kim çıkıp diyebilir ki, bu ülkede torpil olmadan ya darüşvet vermeden bir iş yaptırmak mümkündür?

Devlettin merkezi birimlerinde ya da belediyelerde işe girmek isteyen herkes bir yakın aramak zorundadır. Devletin herhangi bir kurumuna işi düşen herkes birilerinden yardım talep etmektedir. Hastaneye giden hasta tanıdık doktor aramakta, çocuğunu okula kaydedecek vatandaş, tanıdık bir eğitimci ya da siyasetçi aramakta, işyeri açan bir vatandaş ruhsatlandırma ile ilgili mutlaka bir tanıdığın kapısını çalmaktadır. 

Bankalardan hele de kamu bankası ise kredi kullanmak isteyen bir girişimci mutlaka etkili bir siyasetçiyi bulmak zorundadır. 

Mahallesine yol, çevre düzenlemesi yaptırmak isteyen muhtar bile, ilgili belediye ile aynı siyasal düşüncede olmak zorundadır. 

Devlet vatandaşı ile mahkemelik durumda

Hala daha vatandaşla devlet arasında birçok yerde arazi anlaşmazlıkları devam etmektedir. Devlet vatandaşıyla mahkemelik durumdadır.  

Bürokrasideki 'mevzuat hazretleri' denilen vatandaşa zulüm mekanizması, bunca teknolojik gelişmeye rağmen bir çok alanda devam etmektedir. 

Eğitimin çağın ihtiyaçlarına göre belirlenmesi gereken ilkelerinin yerine, ideolojik ve siyasi hesaplara dayalı uygulamalar öne çıkmaktadır. Eğitimdeki veriler içler acısı durumdadır. 

Eskiden devlet bazı binaları yapar, birilerine rant sağlar, sonra o binalar mevzuat hazretleri yüzünden çürür, devlet de millet de seyrederdi. Bugün güçlü Ak Parti iktidarına rağmen aynı durum devam etmektedir. Bunun en bariz örneği Bursa'daki Çelik Palas Oteli ek inşaatıdır. Vaktiyle Emekli Sandığı tarafından yapılan Çelik Palas Oteli ek binası 20 yıldır çürümeye terk edilmiştir. Öte yandan metruk bina çevre sakinlerinin güvenliğini tehdit etmekte, vatandaşlar nezdinde büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Devletin kurumu kendi yarattığı sorunu çözememektedir. 

20 yıl önceki iktidarlar döneminde adalete olan güveni ortadan kaldıran af uygulamaları, bugün de devam ediyor. İmar affı, kamu alacakları affı vs... Adeta işini düzgün yapan ya da borcunu vaktinde ödeyen insanlar cezalandırılıyor. 

Yine 20 yıl önce olduğu gibi mafya bozuntuları racon kesmeye devam ediyor. Bir takım çeteler karşı fikirdeki insanları sokak ortasında darp ediyor, yani organize suç örgütleri ortalıkta cirit atıyor. Kolluk kuvvetleri ve yargı sanki eli kolu bağlıymış gibi çoğu kez yasaların gereğini hakkıyla yerine getiremiyor. 

Her dönem olduğu gibi kanun ve yönetmelikler uygulanamaz biçimde çıkıyor, torpili olan yırtıyor, gariban vatandaş eziliyor. 

Yani kanun önünde eşitlik anayasada var ama uygulamada hak getire... 

Yukarıda sıraladığımız vatandaşın işini zorlaştıran, huzurunu kaçıran, adalet duygusunu zedeleyen, devlete olan güvenini sarsan sorunlar, ülke genelinde binlerce örnekle çoğaltılabilir.  

Avrupa'nın o bizi kıskandığınısöyledikleri ülkelerinde, bu yukarıda bahsettiğim sorunlar 200 yıl öncesinde kalmış sorunlardır. 

Sistemsizlik

Bütün bu içten içe insan hayatını kemiren sorunların çözümü tüm bu alanlarda reform yapmaktan, kalıcı sistemler kurmaktan, kamu idaresinin şeffaflaşmasından geçiyor. 

Sistemsizlik hemen her alanda temel sıkıntımızdır. 

Sistem kurma yerine, 'şimdi sıra bizde' mantığı ile, devleti ele geçirip bir taraftan yandaşlarla ganimet paylaşmak, diğer taraftan devleti kendi ideolojisine göre biçimlendirmek iktidarların temel görev anlayışı olmuştur.   

Oysa 2002'de Ak Parti'yi iktidara taşıyan nedenler, bu saydığım sorunlardı. Güçlü iktidarların esas işi vatandaşın bu gündelik sorunlarına çözüm üretmektir. Nitekim Ak Parti iktidara,'hiçbir şey eskisi gibi olmayacak' taahhüdü ile gelmişti.  

Maalesef bazı altyapı yatırımları dışında, yukarıda örneklendirdiğim gibi pek çok alanda her şey eskisi gibi olmaya devam ediyor. Hatta eğitim, kutuplaşma, adaletsizlik, çarpık kentleşme, kayırmacılık, yolsuzluk, liyakatsizlik ve ideolojik kadrolaşma gibi birçok alanda da eskisinden beter durumdayız. 

Teknolojinin akıllara durgunluk veren bir hızla geliştiği, demokratik değerlerin, hak ve özgürlüklerin, insani yaşam kalitesinin hızla yükseldiği bu çağda, hala geçen yüzyılların sorunları ile boğuşup zaman kaybetmek çok ağırıma gidiyor.  

Esasen Türkiye sorun çözmeyi becerebilecek birikime sahiptir. Bunun için bu birikime duyarlı olacak, şimdi sıra bizde demeyecek, iyi niyetli siyasetçilere ihtiyacımız var. 

Bu ülkede herkesin yararına bir düzen kurmak, çok zor değildir. 

Yeter ki iyi niyet olsun.