Eğitim geleceğimizdir

Tahsin BULUT 04 Ağustos 2019 Pazar, 13:51

Hiçbir ülke yoktur ki, eğitimde başarısız olsun ama aynı zamanda zengin ve gelişmiş ülke olsun. Petrol zengini kimi Arap ülkelerinin durumu, petrole bağlı şimdilik bir zenginlikten ibarettir. Petrol sonrası zenginliklerini koruyacak bilimsel, teknolojik ve kültürel altyapıları yoktur.

Zaten petrol zengini ülkeler, gelişmiş ülke statüsünde değillerdir. Zira gelişmişlik, salt para ile ölçülmez. 

Gelişmişlik, temel hak ve özgürlükler, demokratik bilinç, siyasal hayata katılım, yaşam kalitesi, kadın erkek eşitliği, toprak, su ve hava kalitesi, ortalama ömür, eğitim düzeyi, sosyal politikalar ve sağlıklı şehirleşme gibi pek çok parametre ile ölçülebilen bir durumdur. 

Eğitimdeki başarısızlığın esas nedeni nedir?

Eğitimdeki başarısızlığımızın ayrıntılarda saklı pek çok alt nedeni vardır. Ancak kök sorun, bitmeyen kültür kavgamızdır. 

Bu kavganın arka planında da, aklı özgürleştiremeyen, cemaat mensubiyetini birey olmaya tercih eden, özgürlükler yerine yasağı yeğleyen, zihin olarak dünyevileşemeyen, düşünceyi ve aklı sınırlayan toplumsal ve siyasal kültürümüzün izleri vardır.

Cumhuriyeti kurarken en büyük üç meselemizden biri cehaletti. Yetişmiş insan gücümüz neredeyse yok denilecek kadar azdı. Okuryazar oranımız bile erkeklerde yüzde 5, kadınlarda binde 4 seviyesinde idi.  

Yeterince mühendisimiz, doktorumuz, öğretmenimiz, matematikçimiz, edebiyatçımız, sosyal bilimcimiz, bilim adamımız ve meslek sahibi insanımız yoktu. 

Halbuki batı ile rekabet edebilmenin yolu, müspet ilimlerde nitelikli insan gücüne sahip olmaktan geçiyordu. Osmanlı'nın son 200 yılında bir türlü beceremediği batı tarzı düşünüş ve üretim biçimini başarmanın başka yolu yoktu. 

II. Abdülhamid bile, Osmanlı'yı bir arada tutacak tek ideolojinin İslam olması münasebeti ile medreselere dokunmazken, batıyla mücadele etmenin batı tarzı eğitimden geçtiğini bildiği için, Türkiye'de(Osmanlı'da) ilk seküler okulları açtı. Trabzon Lisesi, Kayseri Lisesi, Balıkesir Lisesi, Erzurum Lisesi, İstanbul Kabataş Lisesi, Bursa Erkek Lisesi ve daha birçok seküler okul o dönemde açıldı. 

Tabiatıyla başta matematik olmak üzere müspet ilimleri yüzyıllar boyunca ıskalamış olan Osmanlı'nın, Abdülhamid'in bu hamlesi ile kurtuluşu mümkün değildi. Ancak 1789'da III. Selim'le başlayan, Sened-i İttifak, Tanzimat, Islahat Fermanı ve Meşrutiyetlerle devam eden modernleşme çabalarının Cumhuriyetle keskin dönüşümünü tamamlaması, müspet ilimler yönündeki tereddütleri de ortadan kaldırmıştır. 

Cumhuriyet döneminde eğitim

Cumhuriyetin en kıymetli eğitim projelerinden biri 'Köy Enstitüleri' idi. 

Her ne kadar köy okullarındaki çocukları eğitecek öğretmenleri ve köylerde tarım ve  sağlık görevlisi olacakları yetiştirmek amacıyla açılmış olsalar da, şehirleşmesi çok gecikmiş,  becerileri olmayan, müspet bilimden uzak Türk toplumunun bireylerini bilinçlendirmek,  meslek sahibi yapmak, kadın erkek bir arada okuyabilme ve çalışabilme olgunluğunu  kazandırmak, kadınlarımızın işgücüne katılımını sağlamak ve kent kır ayrımına dayalı  kalkınma ve gelişme farklılıklarını giderebilmek için ortaya konulmuş, topyekün bir kalkınma projesiydi.  

Köy Enstitüleri 1940'da ileri görüşlü Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından kuruldu. 

İkinci Dünya Savaşı sonlarında Sovyetler Birliği Türkiye'den Kars, Ardahan ve Artvin'i isteyince, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ABD'den askeri yardım talebinde bulundu. ABD ise Truman Doktrini çerçevesinde yardım etmeyi kabul etti, ancak Köy Enstitüleri gibi Sovyet sistemine benzeyen yapıların kaldırılmasını istedi. 

Ne yazık ki, eğitim tarihimizin bu en kıymetli projesi, Yücel'in ayrılmasından sonra gelen bakan tarafından önce Köy Öğretmen Okulları'na dönüştürüldü ve daha sonra da Demokrat Parti iktidarı döneminde 1954'de CHP'nin de desteği ile Köy Enstitüleri kapatılarak, ortadan kaldırıldı.  

Burada dikkat çeken kritik noktalardan birisi, Köy Enstitüleri'nin toplumun büyük ekseriyeti tarafından anlaşılamaması ve bunu sahiplenme şöyle dursun, özellikle kadın erkek bir arada olmasına tepki göstererek, bu okullar üzerinde çeşitli yalan tevatürler ortaya atıp, kapatılmasına destek verişidir. 

1950 sonrası eğitim

İlerleyen zamanlarda, eğitim konusu hep ideolojik kaygılarla ele alınmış, her gelen iktidar kendi politik endoktrinasyonu üzerinden nesil yetiştirme iddiaları ile eğitimi dünya gerçeklerinin uzağına düşürmüştür. 

Geleneksel kaygılar, dini taassup, kültürel çatışmalar, oy hesaplarına dayalı popülist politikalar, ideolojik ve siyasal farklılıklar, aklı ve bilimi önceleyen ortak bir eğitim politikası oluşturmayı ve üzerinde herkesin uzlaşabileceği bir eğitim sistemi kurmayı engellemiştir.

Akıl ve bilimin öncülüğünde, dünya ile rekabet edebilecek insan gücü yetiştirme yerine, çağın icapları ve gerçekleri ile örtüşmeyen, ideolojik takıntılarla, yalan yanlış tarih bilgileri ile intikam almaya dönük 'nesil yetiştirme' iddiaları üzerinden kurgulanmaya çalışılan eğitim sistemi, bugünkü iflas noktasına getirilmiştir. 

Özellikle son 10 yıllık eğitim politikaları, dünya gerçeklerinin çok uzağındadır. Hem ulusal hem de uluslararası ölçme ve değerlendirme sonuçları bunu bize açıkça göstermektedir.          

Eğitimde geldiğimiz yer

Gerek ortaöğretimdeki değerlendirmeler, gerekse üniversite sınav sonuçları eğitim sistemimiz açısından büyük bir trajedidir. Son 10 yılı aşkın zamandır, ilk kez eğitim harcamaları savunma harcamalarının önünde olmasına rağmen, bu ölçekte başarısızlığı kabul etmek mümkün değildir.

Yıllardır PISA verileri, esasen eğitimdeki kötü gidişi haber veriyordu. 

Kısa adı PISA olan 'Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı', yine kısa adı OECD olan 'Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün, 2000 yılında uygulamaya başladığı bir eğitim araştırmasıdır. Türkiye bu programa kendi rızası ile 2003 yılında dahil olmuştur. 

Program, Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.  

2012 verilerinde Matematik, Fen ve Okuma Becerileri alanlarında, 40'ncı sıralarda yer alan Türkiye,  2015 verilerinde 50'ci sıralara düştü. Hatta bazı verilerde sondan ikinci ülke olduk.  

Programı OECD ile birlikte yürüttüğü halde, OECD'ye güvenmeyen Türkiye, yerli PISA denilebilecek, ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi) adı altında bir programı uygulamaya koydu.  

Maalesef ABİDE'nin değerlendirmelerinde de sonuç değişmedi. 

8'nci sınıftaki her 100 öğrenciden 25'i dört işlem yapamıyor, yüzde 66'sı ise okuduğunu anlamıyor. 

Bu yıl açıklanan üniversite sonuçları

Öte yandan bu yıl açıklanan üniversite sınavları bakımından da, sınav tarihinin en kötü sonuçları ile karşı karşıyayız. Özellikle fen bilimlerindeki başarısızlık, geleceğimiz açısından kaygı verici boyutlardadır. 

Eğitimdeki bunca alt yapı yatırımına rağmen, bu başarısızlığı nasıl açıklayabiliriz?

Başta da belirttiğim gibi lise yıllarından kalma takıntılarla, rövanşist psikoloji ile ve teoloji ağırlıklı eğitim yapan İmam-Hatip üzerinden eğitimi kurgularsanız, eğitim bütçesinin aslan payını İmam-Hatiplerin altyapısına yatırırsanız, sonuç bu olur.

Ben teoloji eğitimine yani İmam-Hatiplere karşı değilim. Ancak bu alandaki planlama yanlıştır. İmam-Hatip eğitimi üzerinden bugünkü dünya ile rekabet edemezsiniz. Ayrıca PISA ve ABİDE raporlarında, en başarısız okul olarak İmam-Hatipler görülmektedir. 

İmam-Hatipler konusunu bir başka yazımda kapsamlı bir biçimde ele alacağım. 

Hem nicelik hem de nitelik açısından en öncelikli eğitim yatırımı mesleki ve teknik okullara yapılmalıdır. Erken yaşta meslek edindirme yerine herkesi üniversite kapısına yığmak, akılcı bir yaklaşım değildir. 

Eğitimi nesil yetiştireceğiz gibi, çağla, akılla örtüşmeyen bir takıntılı reflekse ve siyasetin oy devşirme alanı gibi talihsiz politikalara kurban etmek yerine, eleştirel aklı, soru sormayı, itiraz etmeyi, birey olmayı öğretecek, özgür ve yaratıcı düşünceyi geliştirecek bir sisteme kavuşturmalıyız.

Öte yandan öğretmen,eğitimin temel ögesidir. Öğretmen kalitesini ihmal ederek, eğitimde başarılı olunamaz. Öğretmen olmayı cazip hale getirecek ve öğretmen niteliğini yükseltecek tüm tedbirler alınmalıdır.

Dünya nereye biz nereye?

Teknoloji dehası Elon Musk, Neuralink adlı yeni bir proje ile insan beynini bilgisayar ara yüzüne bağlayacak bir çalışma yürütüyor. İlk deneyi 2020'de yapacağını söylüyor. Hedefi yapay zeka ile doğal zekayı bütünleştirmek.

Dünyada bunlar olurken, üniversite sınavlarında çocuklarımızın yaşadığı hezimeti gören, başta eğitimin sorumluları olmak üzere her vatanseverin uykularının kaçması lazım.   

Üniversite sınav sonuçlarındaki hezimetin nedenleri ve eğitimde yapılması gerekenler konusunda, bütün tv'ler, bütün radyolar ve yazılı medya günlerce, hatta haftalarca bu konuyu konuşmalıyken, neredeyse etkili ve yetkili hiç kimseden, hiçbir kurumdan ses çıkmıyor. Konu adeta unutturulmaya çalışılıyor.  

PISA verileri üzerinde, başarılı oldukları halde Finlandiya, Singapur, Danimarka, ABD, İngiltere, Japonya ve Almanya ligindeki ülkeler günlerce, haftalarca tartışıyorlar. Bizde ise konu gündemimizden bir günde çıkıveriyor. 

Eğer gerçekten büyük ülke olma iddiamız varsa, Türkiye'nin gündemi artık eğitim olmalıdır. Aksi halde, eğitimde bu geriye gidiş devam ederse, hep birlikte köle olmaya, çocuklarımızın, torunlarımızın 'gereksizler' diye adlandırılacak olan sınıfın içinde, çöp olmalarına razı olacağız. 

Hep söylüyorum; eğitim, aynı zamanda ekonomi demektir, insanı çevreyi, doğayı anlamak demektir, güvenlik demektir, sağlık demektir, yüksek yaşam kalitesi demektir, teknoloji, adalet, zenginlik ve refah üretmek demektir. 

Velhasıl eğitim her şeydir, eğitim geleceğimizdir.