Çarpık medya düzeni

Tahsin BULUT 27 Kasım 2019 Çarşamba, 22:03

Toplumla iletişimi sağlayan gazete, televizyon, dergi, internet gibi kitle iletişim araçları, günümüz devlet modeli içinde, yasama, yürütme ve yargı güçlerinden sonra dördüncü güç olarak addedilmektedir.

Devletin oturduğu bahse konu bu üç ayaktan birinin amacı dışına çıkması veya diğer ayakların alanını gasp etmesinin kamu düzeninde yaratacağı travma ve kaos ne ise, kitlelerin kamusal yaşama etkin katılımının önemli bir aracı olması gereken medyanın da, amacı dışına çıkması aynı ölçekte toplumsal travmaya ve kaosa neden olabilmektedir. Zira medya, sosyal alanın bilinçlenmesine, yönlendirilmesine ve verimliliğine en fazla katkıda bulunan kurumdur.

Medya ne ölçüde hür ve objektif ise ve kitlelerle halk eksenli bir gündemle, sağlıklı iletişim kurma becerisini ortaya koyabiliyorsa, demokrasinin gelişimine de o derece katkıda bulunuyor demektir.

Esasen bu yanıyla basın, aynı zamanda demokrasinin en önemli ölçütüdür.

Medya siyaset ilişkisi

Türkiye'de tıpkı sivil toplumun gelişiminde olduğu gibi, medyanın gelişiminde de hayat alanı olarak devlet önemli bir yer tutar. Bu yüzden olacak ki, medya siyaset ilişkisi, Cumhuriyet tarihimiz boyunca hep sıkıntılı olmuştur.

Amacı, objektif bilginin herkese ve her yere yayılmasını sağlamak ve kamu yararına denetim yapmak olması gereken medya, çoğu kere bu amacının dışına çıkarak, siyasetle organik bağlar kurmayı, bu bağlar üzerinden kişisel ya da grupsal çıkarlar devşirmeyi tercih etmiştir.

Bugün içinde bulunduğumuz medya düzeni, yukarıda bahsettiğim ilişkiler bakımından tarihimizin en kötü zamanlarından birini yaşamaktadır.

Medyanın çok büyük bir bölümünü oluşturan ve havuz medyası diye adlandırılan kesim, iktidarla girdiği ilişkiler bakımından adeta medya olma vasfını yitirmiştir. Çıkar ilişkileri her şeyin önüne geçmiştir.

İş o derece gemi azıya almış ki, olaylar ve haberler çarpıtılarak verilmenin ötesinde, kurgu olay ve kurgu haberlerle toplumun aklıyla alay edilir hale gelinmiştir. Bırakın kitlelerin kamusal yaşama etkin katılımını sağlamayı, medya kitleleri manipüle etme aracına dönüşmüştür.

Çoraklaşmış sosyal alanı sulayan bir arazöz vazifesi görmesi gereken medya, sosyal alanı daha da çoraklaştırmanın başrolüne soyunmuştur.

Düşünebiliyor musunuz, bir medya mensubu CHP'li bir milletvekilinin Saray'a çıktığını, 80 yaşında bir başka medya mensubuna pas ediyor, o da bunca tecrübesine rağmen haberi doğrulatmadan köşesinde kaleme alıyor.

Ve Türkiye'de gündem muhtemelen masa başında uydurulmuş ya da senaryosu bir merkez tarafından kaleme alınmış bu asparagas haber etrafında günlerdir meşgul ediliyor.

Siyaset, medya ile girdiği kirli ilişkiler nedeni ile, bu düzmece haber üzerinden birbirini topa tutuyor.

Oysa Türkiye'nin yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar, iç ve dış güvenlik gibi hayati önemdeki sorunlarının konuşulacağı yerde, adeta havanda su dövülüyor.

Gazeteci, hekim ve hakim

Yıllar önce gazeteci Sevinç Feyzioğlu ile bir sohbetimiz sırasında, 'Gazeteci bir hekim kadar titiz ve dikkatli, bir hakim kadar adaletli olmalıdır' demişti.

Gerçekten de medyanın ve medya mensuplarının, halkın haber alma özgürlüğünü yerine getirme ve objektif haber ve bilgilerle kitlelerin kamusal yaşama etkin katılımını sağlama rolünü bihakkın yerine getirmesi için, bir hekim titizliği ve dikkati ile çalışması ve bir hakim kadar adil olması gerekir.

Zira titiz ve dikkatli olmayan hekim, hastasında yaşamsal zararlara sebep olabilir. Adil olmayan hakim ise kamu düzeninin bozulmasına, huzur ve güven ortamının yok olmasına neden olur.

Medya düzmece, objektif olmayan ve manipülatif haber ve yorumlarla, bu titizliği ve dikkati gözetmez, adil olmayı ıskalarsa, toplumun bütünlüğüne, kamu düzenine, değer yargılarına ve adalet duygusuna büyük zarar verir.

Şüphesiz ki her kesimde olduğu gibi medyada da istisnalar olacaktır. Ancak geldiğimiz noktada medyanın durumu, meslek ahlakına bağlılığın, değerleri korumanın istisna olduğu bir duruma dönüşmüştür.

Bu medya düzeni sürdürülemez

Bir kere siyaset medyayı, toplumu aldatma, yalan yanlış bilgi ile kandırma amacıyla bir silah gibi kullanma alışkanlığından vazgeçmelidir.

Siyasetçiler yaşanmış bunca tecrübeden sonra, medyanın tetikçi olarak kullanılmasının neticesinde, iktidar gücünü veya pozisyonlarını kaybettikleri gün, aynı silahın kendilerine dönebileceğini hatırlamalıdırlar.

Medya sahibi ve medya mensupları da, toplumda güvenilir olmayan bir kurumsal yapının, nihai olarak onların da işine yaramayan ve itibarsızlaştıkça tükenen bir mekanizmaya dönüşeceğini bilmelidirler.

Öte yandan medya mensupları, kendi elleri ile özgürlüklerini ipotek altına sokmamalıdırlar. 

Ayrıca bu iletişim çağında, internet üzerinden toplum kendi medyasını yaratmaktadır.

Bu yüzden, yazılı ve görsel medya karşısında, internet medyası giderek daha çok ilgi görmektedir. Gerçi orada da büyük bir denetimsizlik söz konusudur.

Bu yüzden siyaset kurumu medyayı ele geçirme yerine, medyanın halkın haber alma özgürlüğünü sağlayıcı, tabiatıyla basın özgürlüğünü tesisi edici düzenlemeleri ve bu özgürlüklerin kötüye kullanımını önleyici tedbirleri gündemine almalıdır.

Bütün bu tekelleşme, baskılar ve karmaşık ilişkiler eksenindeki medya düzeni, kabul edilemez bir düzendir. Toplumun nefes almasını önleyen bu düzen aynı zamanda sürdürülemez bir düzendir.

Bu düzen mutlaka gelişmiş demokrasilerdeki gibi değişmeli ve şeffaflaşmalıdır. 

Önce kendisini sonra da medyayı çürüten siyaset kurumu, medyanın özgürleşmesi,  halkın kamusal yaşama katılımını ve haber alma özgürlüğünü sağlaması yönünde gerekli düzenlemeleri bir an önce yapmalıdır.

Aksi halde çürüme kangrene dönüşecek...