Ayasofya neden müze yapılmıştı?

Tahsin BULUT 22 Temmuz 2020 Çarşamba, 00:26

Ayasofya'nın neden müze yapıldığını bilmeyen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, BBC ve TRT World'e verdiği demeçte, Atatürk'ün Ayasofya'yı müzeye çevirmek için 11 yıl beklediğini belirterek, konunun tarihi açıdan araştırılması gerektiğini ifade etti.

Oysa Ayasofya'nın neden müze yapıldığı biraz tarih bilgisi olanlar için kolayca anlaşılabilecek bir konudur.

Dönemin tarihi, ideolojik saplantılardan ve uydurma tarih tezlerinden bağımsız biçimde, objektif olarak araştırıldığında, o döneme ait iki önemli hususun karşımıza çıkmakta olduğunu görürüz.

Birincisi İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın durumu, ikincisi Hatay'ın topraklarımıza katılma meselesi.

Boğazlar Meselesi

24 Temmuz 1923'de Lozan görüşmelerinde, barışı tesis ederek yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınma ve gelişmesine bir an önce başlamak, İstanbul'un işgalden kurtarılmasını da bir an önce gerçekleştirebilmek için, bazı konularda ileride düzeltebiliriz düşüncesi ile tavizler verdik.

Bunlardan birisi Musul'un durumu, diğeri Boğazlar meselesi, bir diğeri de Hatay meselesidir.

Musul'u, 1925'deki İngiltere destekli provokatif bir ayaklanma olan Şeyh Sait İsyanı ile kaybettik.

Lozan görüşmeleri sırasında, Boğazlar meselesi çözülemeyince, Boğazlar Komisyonu kurulmasını ve Boğazlara Türk askeri birliklerinin konuşlandırılmamasını kabul etmek zorunda kaldık.

Ancak ilerleyen zamanda, bu sorunu çözmek için çok sayıda diplomatik girişime başladık. Bugünkü Birleşmiş Milletlerin o zamanki adı olan Milletler Cemiyeti'nin toplantılarında Lozan'ın Boğazlarla ilgili maddesinin iptalini istedik. Bu arada Lozan Antlaşması'nda yapılacak değişikliği, imza koyan tüm ülkelerin onaylaması gerekiyordu. Bu konuda ikisi de Ortodoks olan Rusya ve Yunanistan engellerinin aşılması kaçınılmazdı.

İşte 1934'te Ayasofya'yı müze yaparak, Rusya ve Yunanistan'ı yanımıza almayı başardık ve 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesini kabul ettirerek, Boğazlarda Türk askerinin konuşlanmasını ve Boğazlar üzerinde egemenliğimizin kabul edilmesini sağladık.

Hatta Yunanistan Başbakanı Venizelos, Ayasofya'nın müze yapılmasından sonra yine 1934'te Atatürk'ü Nobel Barış Ödülüne aday göstermiştir.

Ayasofya zaten cami idi

Öte yandan Mustafa Kemal Atatürk, bir yandan akıl dolu titiz bir diplomasi ile Türkiye'nin çıkarları için çabalarken, diğer yandan Osmanlı mirasına duyduğu saygının gereği olarak, Montrö Sözleşmesi'nden kısa bir süre sonra, 19 Kasım 1936'da Ayasofya'nın tapusunu, Sultan Mehmet Vakfı adına 'Ayasofya-yı Kebir Camii Şerifi' olarak tescil ettirmiştir.

Yani Ayasofya'yı cami yaptığını iddia edenler, zaten tapu kayıtlarında cami olarak gözüktüğünden bihabermişler.

Yine 1939'da Hatay'ın kazasız belasız topraklarımıza katılmasında, Ayasofya'yı müze yapmanın, yani Türkiye'nin izlediği ılımlı ve akıl dolu dış politikanın katkıları büyük olmuştur.

İhanet

Tarihe ideolojik taassupla ve takıntılı reflekslerle bakmak aklı kör eden oldukça yanıltıcı bir tutumdur. O kadar ki, usta diplomasi ile elde edilmiş kazanımları anlayamayıp, yapılanları ihanetle suçlamak gibi bir cehaletin içine düşersiniz.

Ya da bilinen tarihi gerçeklerin üzerini maskeleyerek, beylik laflarla taraftarlarınızı ikna edebilirsiniz.

Ama aklıyla alay ettirmeyenleri asla ikna edemezsiniz.