Adalet duygusu

Tahsin BULUT 03 Haziran 2019 Pazartesi, 11:52

Devlet idaresinden iş hayatına, toplumsal ilişkilerden aileye hayatına kadar insanları en çok etkileyen duyguların başında adalet duygusu gelir. 

Adaletsiz ortamlar mutsuzluk üretir, ümitsizlik üretir. Adaletsizlik bireyin kimyasını bozar, başarısını ve hayata bakışını olumsuz etkiler. Bu yüzden hem bireysel hem de toplumsal başarının en temel unsurlarından biridir adalet. 

Yine adalet kavramı, devlette ve toplumda birlik inşa edici unsurlar arasında da en önde gelir. Kanun önünde eşitliğin sağlandığı, eşit rekabet koşullarında ve herkesin yararına bir düzende bütün zorluklar kolayca aşılabilir. 

ADALET YÖNETİMDE BAŞLAR

Adalet deyince hemen herkesin aklına ilk önce adliye kurumu gelir. Oysa adalet esas yönetimde başlar. Yönetimler ne kadar adil olursa, hem adli mekanizmaya üretilen sorun sayısı azalır, hem de insanların adalet duygusu daha işin başında zedelenmemiş olur. 

Her şeyden önce adalet, içinde insaf ve vicdan ölçülerini barındırır. Yöneticiler insaf ve vicdan sahibi olmazsa, haksızlığa karşı çıkıp haktan, doğrudan yana tavır almazsa,adalet sağlayıcı uygulamalardan uzak olurlar. 

Tarih boyunca adalet, yöneticilere yol gösteren aydınların, bilgelerin en çok üzerinde durdukları konu olmuştur. Mesela antik dönem düşünürlerinden Platon'a göre adalet, hem insana ait en yüce erdemlerden biridir hem de devletin temel unsurudur. Yine Platon, 'adaletsizliğin en büyüğü adil olmayıp, adil gibi görünmektir' der.

Neredeyse bütün kutsal kitaplarda da adalet öncelikli yer tutar. 

Hz. Ali devletin dini olur mu diye soranlara 'devletin dini adalettir' ve 'dinin devleti de özgürlüktür' demiştir. Yine bir hadiste, 'bir saat adaletle hükmetmek, bin saat ibadetten daha kıymetlidir' denilmektedir. 

Bu sözler, aynı zamanda adaleti ve özgürlükleri ıskalayarakdin temelli toplumsal dönüşüm peşinde koşan Siyasal İslamcıların, İslam dininin gerçek öğretisinden haberdar olmadıklarını gösterir.              

YÖNETİM TARİHİMİZİN ÖNCELİĞİ

Yönetim tarihimizde, adalet sağlayıcı unsurlar arasında bilgi ve liyakatin kılıçtan daha önemli olduğunu bilen sultanlara yol gösterici kaynaklarda, adalet hep öncelikli yer tutar. Mesela Selçuklu Sultanı Melikşah(1072-1092)'ın veziri Nizam'ül Mülk(1018-1092) devlet yönetimi üzerine yazdığı 'Siyasetname' adlı eserinde adaleti, devlet yönetiminin asli unsuru olarak belirtir.

Yine Siyasetname'deNizam'ül Mülk, 'devlet küfürle devam edebilir ancak zulümle devam edemez' der. Yani devletin dinin gereklerini yerine getirmediği için değil, adaletin gereklerine uymadığı için batacağını' söyler.

Yönetimde adalet kavramı, Koçi Mustafa Bey'in 'Koçi Bey Risalesi'nde(1631), Farabi'nin İdeal Devlet(Medinetü'l Fazıla-941), Yusuf Has Hacib'in'Kutadgu Bilig'(1069) ve Katip Çelebi'nin, 'Bozuklukların Düzeltilmesinde Tutulacak Yollar'(1627) adlı eserlerinde, temel kavramlardan biri olarak karşımıza çıkar.   

Tarihimizin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Fatih Sultan Mehmet, 'adaleti öldürdüğünüzde devlet de ölür' der. 

MODERN DEVLETİN GÜCÜ

Günümüzde modern devletin gücünün üç temel ayağı vardır. Yasama, yürütme ve yargı. Bu üç temel ayaktan birinin aksaması diğer ayakların da işlevini bozar. Ama aynı zamanda bu üç temel gücün ortak paydası adalete dayalı olmasıdır. Yani yasama organı kanun çıkarırken adaleti gözetmek zorunda, yürütme organı yönetimde adil davranmak zorunda, yargı ise kararlarında adil olmak zorundadır.  

Şeffaf, katılımcı, hesap verebilir ve liyakat esasına dayanan kamu yönetimlerinin egemen olduğu gelişmiş batı demokrasilerinde, yasama, yürütme ve yargı kayırmacı bir anlayışa dayanmadığından adaletin tesisi çok daha kolay gerçekleşmektedir. 

Öte yandan modern devlette yasamanın adalet sağlayıcı vasfı zaafa uğrarsa, yani kanunlar adil oluşturulmazsa, hukukun üstünlüğünün bir anlamı olmaz. Ya da başka bir ifade ile hukuk,  eğer kamu vicdanında karşılık buluyorsa adalet sağlayıcı vasfa sahip olur. Aksi halde kanun ve kurallar işler ama, kamu vicdanı kanamaya devam eder. 

Ülkemizde bunun çok sayıda örneklerine rastlarız.  Bu ülke, baklava çaldığı için çocuk yaştaki insanları 9-10 yıl hapis cezası ile cezalandıran, ama devleti dolandırıp, milletin parasını gasp edenleri de salıveren bir ülkedir. Yine bu ülke vergisini zamanında ödemeyenleri belirli aralıklarla affeden, zamanında ödeyenleri de böylece cezalandıran bir ülkedir. 

ADALET TESİS ETMEDE NERELERDEYİZ

Tarihimiz boyunca devlet yönetiminde adil olmaya dair bunca çabalara, öğretilere ve öğütlere rağmen, adalet sağlayıcı tutum ve uygulamalar bakımından, bugün geldiğimiz yer hiç de iç açıcı bir yer değildir. 

Kayırmacılığın, liyakati ihmalin, gelir dağılımındaki dengesizliğin hat safhaya vardığı, insanların gelecek endişesi içinde bunalıma sürüklendiği, yönetimlere ve yargı sistemine olan güvenin neredeyse ortadan kalktığı bir dönemi adeta tekrarlayarak yaşıyoruz.  

İçinde bulunduğumuz ülke koşullarında, hem yönetimde hem de yargıda adalet duygusunu yaralayıcı çok sayıda örneklere tanıklık ediyoruz. 

Yeri gelmişken hatırlatmak da fayda var; en son ve belki de adalet duygusunu en zedeleyici olan olaylardan birisi, İstanbul yerel seçimlerinin somut hiçbir gerekçeye dayanmaksızın tekrar edilmesidir. 

Yöneticiler ve adalet sağlayıcı kurumlar bilmelidirler ki, kamu vicdanını kanatan ve adalet duygusunu ağır biçimde zedeleyen uygulama ve kararlarla, hem insanların yaşama dair ümitlerini çalmış oluyorsunuz,hem de birlik inşa edici çabalara zarar vermiş oluyorsunuz.

Unutmayalım, devlet ve milletin bekası, esas bu durumda tehdit altında olur...