Magna Carta'nın selamı var (!)

Suat Oktay ŞENOCAK 11 Temmuz 2019 Perşembe, 00:54

Magna Carta nedir biliyor musunuz?

Magna veya Magna Carta Libertatum, (yani Büyük Ferman)
1215 yılında imzalanmış bir İngiliz belgesidir.
Bu belge ile kral ilk kez "kendi isteğiyle" yetkilerini kısıtlamış...
Aslında modern çağların ilk yazılı anayasası olan Magna Carta dünyanın özgürlük adına attığı en büyük adımlardan biri olarak kabul edilir.

1215 yılında dönemin İngiltere Kralı John'un sınırsız yetkilerinden feragat ettiği, "hukukun" kendi arzularından daha üstün olduğunu kabul ettiği, bir anlamda tarihin akışını değiştiren bir antlaşmadır.

Magna Carta 63 maddeden oluşmuştur ve birçok önemli maddesi vardır fakat 39. maddenin önemi farklıdır. Çünkü 39. madde günümüz hukuk sisteminin temellerini atmıştır.

39. Madde şöyle yazılmış:
"Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır."

Magna Carta'nın en önemli maddeleri ise şöyle:
1) Hiçbir özgür insan yürürlükteki yasalara başvurmaksızın, tutuklanamaz, hapsedilemez, mülkü elinden alınamaz, sürülemez, ya da yok edilemez.
2) Adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir özgür yurttaş adaletten yoksun bırakılamaz.
3) Yasalar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan oluşan bir kurula danışmadan haciz yoluyla veya zor kullanarak toplanamaz.

Peki Magna Carta'nın imzalanmasının ardından ne değişti, ne sonuçları oldu?
- Derebeylikler, Kral karşısında daha güçlü duruma geldi.
- İngiltere bu anlaşma ile parlamenter sisteme geçti.
- Halka verilen özgürlükler kişisel hakları da beraberinde getirdi.          

Magna Carta o dönem 47 adet kopya olarak hazırlanmış. Günümüze ise sadece 4 kopya ulaşabilmiştir.
Kopyalardan biri Sallisburg Katedrali'nde, iki tanesi British Museum'da, bir tanesi ise Lincoln Katedrali'nde bulunmaktadır.

Peki neden Magna Carta'yı anımsatma ihtiyacı hissettim dersiniz?

Çünkü günümüzde, günümüz Türkiye'sinde bir kraldan çok yetkilere sahip olan seçilmiş bir Cumhurbaşkanı, 1215 yılında yani bundan tam 804 yıl önce soylu bir kralın gösterdiği erdemi gösteremiyor!

Dünyada bırakın seçilmiş bir siyasetçiyi hiç bir kralın sahip olmadığı yetkilerle ülke yönetme derdinde!
Peki ne demişti daha önceki açıklamalarında Sn Erdoğan; "Seçimle gelen, seçimle gider!"
Gitmeye niyeti var mı? Ya da seçimle gider mi, kaybetmeye tahammülü var mı?
Bunu 31 Mart Yerel Seçimleri'nde gördük, tüm dünya gördü!
Sadece Sn Erdoğan ve ona inananlar görmedi, görmek ve anlamak istemiyorlar.

Gazeteci Mehmet Y. Yılmaz "Reis babanın bir çiftliği var!" başlıklı yazısında bu konuya şöyle değinmiş;

Belediye parasıyla, hazine yardımıyla vakıf faaliyeti yapıyorsanız ona vakıf denmez, "keriz söğüşlemek" denir ki o kerizler de biz yüce Türk milleti oluyoruz!

Türkiye Cumhuriyeti, şimdiki gibi garip bir Anayasa'ya sahip bir devlet değil de Ticaret Kanunu'na tabi bir şirket, Cumhurbaşkanı da bu şirketin murahhas azası olsaydı, genel kurula ya da yönetim kuruluna verdiği raporda bu parayı nereye ve hangi gerekçeyle harcadığını açıklamak zorunda olurdu. Açıklamakta zorlanacağı bir ödeme de canının bir hayli sıkılmasına, görevden alınmasına bile neden olabilirdi.

Böyle kişilerin ardından da "şirketi kendi çiftliği gibi yönetmiş" diye konuşulur.

Vaktiyle krallar, padişahlar da böyle hesap vermek zorunda olmadan hazinede toplanan parayı istedikleri gibi harcayabilirdi.

Ama sonra günün birinde İngiltere'de bir çayırlık alanda Magna Carta diye bir belge imzalandı ve kralların keyfince vergi toplamaları ve sonra da bunu keyiflerince harcamalarının önüne denetim engelleri kondu.

Şimdi sorarım size bu millet Sn Erdoğan'ı milletin parasını istediği gibi harcasın, istediği cemaate, vakfa ya da kuruluşa bağışlasın diye mi seçti?
2018'de Sn Erdoğan, "Biz Ekonomide kurtuluş savaşı veriyoruz" demişti.
O zaman sormak lazım, ekonomik kurtuluş savaşı böyle mi verilir?
Tüm yükü vatandaşın sırtına bindirerek mi?

Bunu demesine rağmen maaşına yüzde 26 zam yaptırdı, Ayrıca Saray'ın bütçesi de yüzde 233 artırıldı.
Emeklilere ise yüzde 5 zam yapıldı. Böyle kurtuluş savaşı olur mu?

Bu arada Erdoğan'ın "Ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz" dediği yıl, dönemin CHP Bursa Milletvekili Erkan Aydın 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in fedakarlığını Meclis'te anlatmış ama tüm vekiller anlatılanlara aval aval bakmışlardı.

Bir yanda kriz nedeniyle maaşına zam yapılması önerisine karşı çıkan Ahmet Necdet Sezer, diğer yanda masraftan, israftan asla ödün vermeyen Recep Tayyip Erdoğan!

İkisi de cumhurbaşkanı sıfatı taşıyor da acaba hangisi gerçekten cumhurun yani halkın başkanı, hangisi doğru davranmış, siz karar verin!

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, Erdoğan yaptığı açıklamada Türkiye'nin Suriyeliler için 37 milyar lirayı (dolar da olabilir) aşan bir harcama
yapması da ise büyük bir olay!

Düşünsenize bu paralar Suriyeliler için değil de bizim halkımız için harcansaydı... Hastahaneler okullar ve hatta yeni ve taptaze İmam Hatipler(!) açılsaydı fena mı olurdu?!

Ankara'da ODTÜ'nün kampüsünde ağaçlar kesilmeye başlanınca öğrenciler eylem yaparak bu kesime karşı çıkmışlar. Öğrenciler de ağlaya haykıra kesimi engellemeye çalışmışlar...

Hani derler ya "alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste" diye. Merak ediyorum bu ah ne zaman tutacak, bu ağaçların, doğanın, hayvanların, bu garibanların ve mazlumların, ahı ne zaman tutacak, biz görebilecek miyiz? Ya da daha ne bekliyor ah tutması için? Neden hala tutmuyor, Yoksa ah mah hepsi hikaye mi, kim ne yapıyorsa bu dünyada yanına kâr mı kalıyor?

Talan her tarafata, her yerde talan, rant ve çıkar, menfaat, vicdanları kurutmuşa benziyor!

Günün, sadece günün değil her dönemin mana ve ehemmiyetine uygun şiir Tevfik Fikret'ten geliyor:

Ne diyor Tevfik Fikret Yağma Sofrası şiirinde;

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugün ki mideler sağlam, bugün ki çorbalar sıcak;
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
Yiyin, efendiler yiyin; bu cümbüşlü sofra sizin;
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!


YAZININ GÖRÜNTÜLÜ VERSİYONUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN