Eğer Ayla Oscar alamazsa...

Suat Oktay ŞENOCAK 01 Aralık 2017 Cuma, 15:20

Ayla filmini nihayet izledim.

Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi'nin yabancı dilde verdiği Oscar'a Türkiye'nin aday adayı...

Bugüne kadar Oscar'a aday olsun diye yolladığımız en iyi yapım olduğunun altını çizmek isterim.

Gerçekten de olmayan Türk sinemasının çok çok üzerinde bir prodüksiyon var ortada.

Konusunun gerçek ve Kore Savaşını işleyen ilk film olması kuşkusuz gişedeki başarısının da karşılığı...

Oscar heykelciğini alarak tarihe geçeceğini umuyorum, alamasa bile en azından adaylık koparacak düzeyde bir iş Ayla!

İyi bir film...

Bakın "film" diyorum; gerçekten yaşanmış bir olayın yeniden kurgulanıp sinemaya aktarılması söz konusu. Gerçeğin bire bir aynısı olmasını beklemek, yok efendim tarihi gerçekleri anlatmıyormuş da, yok şöyle değil de böyleymiş gibi bir takım zırvalıklar filmin kalitesini de gişesini de etkilemiyor. Tekrar anımsatıyorum bu bir film...

Gerçek ise filmin sonunda perdeye yansıyor.

Filmin sonundaki bu olayı yazının sonunda anlatacam ama şimdi filmin beni rahatsız eden noktalarına değinmek istiyorum.

Yiğit Güralp'in senaryolaştırdığı bu gerçek öykünün filmini izlerken kaç kişi sorguladı bilmem ama ben şu soruyu yönelttim kendime: Bizim Kore'de ne işimiz vardı? Oraya yollanan askerimiz ne için öldü, kimin için sakat kaldı? Öykünün (ne kadar gerçek bilemiyorum) komünist karakteri Mesut Teğmen biraz sorgular gibi olsa da, bu yarayı pek kaşımak istememişler anlaşılan.

Bu film Oscar'dan iyi bir sonuç alacaksa (en azından adaylık için) kurgusunun yeniden gözden geçirilmesi ve özellikle belgeselcilerin Güney Kore'ye gidiş gelişlerdeki gereksiz uzun ve sıkıcı sahneler kısaltılıp filmin ritmi artırılmalı. 

Japonya nire Kore nire?

Bir bakıyoruz ki, küçük Ayla'yı da alıp Süleyman Astsubay, Ali Astsubay ve Mesut Teğmen hop Tokyo'ya, yani Japonya'ya uçmuşlar. Sanırsınız ki, Tokyo-Seul git-gel 6 saat(!) Hem o kızı nasıl götürebilirsiniz ki ülke dışına, hemi de savaş ortamında? Filmin en gereksiz ve öyküye hizmet etmeyen sahnelerden biriydi Tokyo gezisi, filmin ruhuna da aykırı!

"OYUNCULARIN PERFORMANSLARI"

Gerçek Süleyman Astsubay'a benzemese de İsmail Hocaoğlu iyi iş çıkarmış. Yaşlılığını canlandıran Çetin Tekindor ise filmdeki en yanlış tercih olmuş. Ne Hocaoğlu'na benziyor, ne de gerçek Süleyman Dilbirliği'ne.... Üstelik Babam ve Oğlum'u akıllara getiriyordu ki, filmden çıkan birkaç kişiden, sırf bu tercih yüzünden (alakası olmamakla birlikte) "Sanki Babam ve Oğlum gibiydi" şeklinde konuşmalara kulak misafiri oldum. Ki, Çetin Tekindor'un kalitesine diyecek lafımız yok, fakat Babam ve Oğlum'ın babası Hüseyin'i Ayla'da da hissettmek pek hoşumuza gitmedi.

Hele ki Tekindor'un ensesinin arkasına toplanmaya çalışılmış saçının kuyruğu ise o kadar sakil duruyordu ki, "keşke saçını at kuyruğu bırakıp oynasaymış" diye aklımdan geçirdim.

Eğer yönetmen Can Ulkay'ın tercihi değilse, Leyla ile Mecnun dizisinde ki Mecnun tiplemesinden kurtulamamış Ali Atay ne yazık ki.

Genel olarak oyuncu performansları gayet başarılı. Murat Yıldırım, ki ben ondan böylesine bir performans beklemiyordum açıkçası, Teğmen Mesut'ta çizdiği komünist karakterle alkışı hak ediyor. Taner Birsel, Damla Sönmez Büşra Develi ve elbette ki, küçük Ayla'yı canlandıran Kim Saol... Koreli küçük yıldız muhteşemdi, filmin gerçek yıldızıydı!

Dediğim gibi, bu bir filmdi, sinema filmi; gerçeğin yeniden kurgulanıp 125 dakikada beyaz perdeye aktarılmasıyla ortaya çıkan sinemasal bir illüzyon.

Filmin sonunda, jenerik sağ tarafta akarken, perdenin sol tarafında da gerçek Süleyman ile gerçek Ayla'nın yıllar sonra gerçek buluşmaları yansımaya başladı beyaz perdeye.

Peki ne oldu dersiniz?

İzleyicilerin birçoğu ayaklandı ve bu gerçek sahneyi izleme zahmetinde bile bulunmadılar ki, beni en çok duygulandıran sahne, Seul'un Ankara adlı parkında, 2010'da yaşanmış olan bu gerçek sahneydi.  Filmin kurgulu anlatımında ağlayan ağladı, film bitti ve her şey koltukların altına atılan salya-sümüklü kâğıt mendillerde kaldı.

Keşke filmin sonuna, jenerikten önce, "Film bitmedi, biraz da gerçekleri izleyin" diye bir uyarı (yazılsaydı) yapılsaydı, çünkü ayaklanan aceleci izleyicilerin önümüzü kapatması yüzünden, gerçekleri tam olarak izleyemedik.

Üstte de ifade ettiğim gibi, Ayla her türlü ödülü hak ediyor. Oscar'ı aldı aldı, eğer Ayla alamazsa "Ben James Değilim" alacak demedi demeyin(!)

Tabi çekebilirsem... :)