Bir insanın yüreğine dokunmak...

Suat Oktay ŞENOCAK 11 Ocak 2020 Cumartesi, 14:24

Yılın son gününde, 31 Aralık'ta Fomara Meydanı'ndan inmiş Fevzi Çakmak Caddesi'nde İnSanat Sinema Derneği'ne yürüyerek gidiyordum ki, Süluki Camii'nin karşısına çömelmiş kağıt mendil satan yeşil beyaz şapkalı bir adamdan, bir çiftin mendil satın aldığını göz ucuyla fark ettim. Önce önemsemedim. 40-50 metre ilerlemiştim ki, birden durdum. O göz ucuyla baktığım ama içime işleyen bir detayı da yakaladığımı ayrımsadım. Kağıt mendil satan adam, müşterisine, uyduruk bir kartona dizdiği kağıt mendilleri kibar bir hareketle servis eder gibi kaldırmış, satışını yapmıştı. Ayrıca, müşteri parayı uzatırken de yeşil beyaz şapkalı adamın gözlerinin içi parlıyor, mutluluktan gülümsüyordu.

Dünya yeni yıla girmenin heyecanını yaşarken, insanlar tatlı hayaller, yeni umutlar taşırken, kağıt mendil satan adamın tek derdi vardı, o da mendil satarak ekmek parasını çıkarmaktı. Oysa o istikametten geçerken o adamı sürekli görmüş, ama hiç dikkatle bakmamıştım. Durduğum yerden ani bir hareketle döndüm ve hızla mendil satan adamın yanına doğru ilerledim, 5 TL uzatım "mendil alabilir miyim?" dedim. Adam aynı kibarlık ve nezaketle, karton kutuya dizdiği mendilleri servis eder gibi bana da uzattı, ben de iki tane mendil aldım, masmavi gözlerine baktığımda, o samimi gülümsemeyi bu sefer daha yakından yakaladım.

Buydu işte, tam da buydu... İnsanlık, nezaket, haysiyet, onur, şeref ve küçük, abartısız, sade, minik bir hareketi minimal bir hayat...

Minimal miydi gerçekten yeşil beyaz şapkalı adamın hayatı?

Daha yakından tanımak istedim ve bir koşuda derneğe gidip kamerayla mikronu aldım, kâğıt mendil satan adamın yanına gelip mikrofon uzattım.

Adı İsmail Altın...

Aydınlı...

9 yıl önce eşi öldükten sonra, Aksaray'da yaşayan evli iki kızına yük olmamak için Bursa'ya gelmiş. Yıllarca otobüslerde muavinlik yapmış, Bursa'yı da o yıllardan biliyormuş. Kâğıt mendil satmak için o nedenle Bursa'yı tercih etmiş. Bursa'da kimsesi olmadığı içim geceleri bir otelde konaklıyor, gündüzleri de mendil satıyor..

O röportajı buradan izleyebilirsiniz...

İlk röportajımı izleyen gazeteci arkadaşım Bilal Kayaaltı, altın kalpli İsmail abiyi köşesinde yazdı.  

Yazıyı gören Bursa Valiliği devreye girerek İsmail abiye barınma evinde konaklayabileceği bir yer ayarlamış.

Daha sonra tekrar yanına gittim İsmail abinin. Zaten sürekli görüyordum ve yine aynı yere açmış kartondan tezgahını, mendil satmaya devam ediyordu. Bu sefer sakallarını kesmişti. Yine gülüyor, yine mutlu ve aynı nezaketle, gözlerinin içi parlıyordu. Bir röportaj daha yaptım. Onu da buradan izleyebilirsiniz.

Ben de mutluydum, bir insanın yüreğine dokunmuştum. Yaptığım çok büyük bir şey değil elbet; ama aklıma şu takıldı: Her gün gelip geçtiğimiz yollarda, üzerinde yürüdüğümüz kaldırımlarda, nice insanlarla yolumuz kesişiyor, yan yana yürüyor, ya aynı otobüs durağında bekliyoruz yine yan yana, ya da metroda sırt sırta seyahat ediyoruz. Her birimizin öyküsü başka. Her birimizin hayalleri, umutları farklı...

Esas mesele; şöyle ya da böyle birilerinin hayatını dokunabilmekte...

Eğer bir insanın gözlerini mutluluktan parlatabiliyorsanız, ne mutlu size, ne mutlu bana...