Yetmez ama anayasaya aykırı!

Serdar ESEN 29 Ocak 2020 Çarşamba, 00:02

3 Kasım 2002 tarihinde yapılan Genel Seçimlerde AKP yüzde 35 oy oranı ile tek başına iktidara geldi. Bu seçimin ardından yapılan beş seçimi de kazanan AKP onyedi yılı aşkın süredir iktidarını sürdürüyor. 7 Haziran 2015 Seçimlerinde oyları yüzde 40,83'e düşünce AKP iktidarı kaybetmişti ama 1 Kasım 2015 tarihinde yenilenen seçimlerde oyunu beş ayda yüzde 49,5 ye çıkararak yeniden iktidarı kazandı.

Türkiye'de yıllardır AKP'nin neden ve nasıl bu kadar oy aldığı, nasıl bu kadar yıldır iktidarda kalmayı başardığı konuşuluyor. Kimi 2010 yılında yapılan Anayasa Referandumunda "Yetmez Ama Evet" ya da "AKP'ye Hayır Anayasaya Evet" diyen "Liberaller" ve "Özgürlükçü Solcu"ları suçluyor, kimi de "Cumhuriyet Mitingleri" yoluyla muhafazakar seçmenin AKP etrafında kümelenmesini ya da 2016 yılında dokunulmazlıklar oylamasında "Anayasaya Aykırı Ama Evet" diyen CHP'nin suçlu olduğunu ileri sürüyor.

O yılları hatırlamaya çalışalım. 2007 yılı başlarında laik kesim AKP'nin şeriat getireceği  korkusu ile bazı eylemler başlattı. Bunların en önemlisi "Cumhuriyet Mitingleri" idi. Nisan ve Mayıs aylarında yapılan bu mitinglere yüzbinler hatta milyonlar katıldı. AKP'ye karşı yapılan bu mitinglere ise bazı Üniversite Rektörlerinin öncü olduğu "Ordu Göreve" çağrıları damga vurdu. Kuşkusuz ki darbe çağrısı içeren bu talep tüm muhazafakar kesimi, hatta muhafazakar kesim dışındaki darbe karşıtlarının bir bölümünü AKP etrafında kenetledi. Sonucunda, 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan seçimlerde AKP oyunu büyük bir artış ile 46,58'e çıkardı.

12 Eylül 2010 tarihinde ise AKP bir Anayasa değişikliği önerisini referanduma  sundu. 12 Eylül dönemi suçlarına yargılama olanağı getiren, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru olanağı veren, HSYK seçim sistemini değiştiren çeşitli maddeler içeren bu öneri toplumda farklı tepkilerere yol açtı. CHP öneriye karşı çıkarken BDP boykot, bazı liberal ve özgürlükçü solcular ise "kerhen" evet dediler. DSİP ve liberal çevreler "Yetmez Ama Evet" derken, ÖDP'den ayrılan EDP çevresi ise "AKP'ye Hayır Anayasa Değişikliğine Evet" dediler. Evet demelerinin gerekçesi ise, mevcut yargı sisteminin zaten antidemokratik olması, yasada ise kağıt üzerinde daha demokratik bir sistemden söz edilmesi idi.

Anayasa değişikliği yüzde 58 Evet oyu ile kabul edildi. Evet diyen özgürlükçü sol ve liberal kesimin desteği en çok yüzde 1 olmasına karşın, daha sonraki yıllarda yaşanan olumsuzluklar bu kesime fatura edildi. Aslında yargıda ortaya çıkan yeni durumun en önemli nedeni AKP ile cemaat arasında yaşanan çekişme oldu. Ama fatura "Yetmez Ama Evet" diye nitelenen kesime çıktı. Bu referandumun bir yıl ardından yapılan 2011 seçimlerinde ise AKP'ye destek yüzde 49,8'e ulaştı. Yani halkın AKP'ye desteği artıyordu.

AKP'nin yükselişini durduran seçim ise 7 Haziran 2015 seçimleri oldu. AKP oyları yüzde 40,87'ye düşerken tek başına iktidar olanağını da yitirdi. Bu sonuçta "Seni Başkan Yaptırmayacağız" sloganı ile giren HDP lideri Selahattin Demirtaş'ın çok büyük rolü vardı. HDP yüzde 13'ü aşan oy oranı ile hem barajı aştı hem de AKP'yi durdurdu. Ancak seçim sonrası muhalefet hükümet kurma çalışmalarında doğru politika uygulayamadı ve ardından erken seçim kararı alındı.

1 Kasım 2015 tarihinde yapılan yeni seçimlere kadar ülke tam bir kaos ortamı yaşadı. Suruç, Ankara, Diyarbakır katliamları ve PKK tarafından gerçekleştirilen kimi eylemler sonucu AKP halkı korkutarak oyunu arttırdı ve yeniden iktidarı aldı.

En önemli kırılma anlarından biri, belki de birincisi 20 Mayıs 2016 tarihinde TBMM'de oylanan dokunulmazlık tezkeresi ile Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının dokunulmazlıklarının kaldırılması oldu. Bu oylama öncesi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Anayasaya aykırı ama evet" sözü sanırım sürece damgasını vuran en önemli sözdü ve yıllarca konuşulacak bir söz oldu, olacak.

AKP için çok tehlikeli bir rakip olan Demirtaş'ın cezaevinde girdiği 2018 yılında yapılan seçimlerde ise AKP  yüzde 42,56 oy alabildi. 2019 yılında yapılan yapılan yerel seçimlerde de AKP'nin gerilemesi sürdü. Özellikle, HDP'nin girmeyerek CHP'ye destek verdiği İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya gibi büyük illerde AKP'nin CHP karşısında yaşadığı yenilgi siyasete damgasını vurdu. Bu sonuçlarda, Selahattin Demirtaş'ın cezaevinden verdiği destek de çok konuşuldu.

Bugün geldiğimiz noktada AKP'nin tüm kazanımlarını "Yetmez Ama Evet"çilere yüklemek ne kadar insafsızsa, tüm suçu Kemal Kılıçdaroğlu'na ya da "Cumhuriyet Mitingleri" düzenleyicilerine yüklemek de doğru olmaz. Mutlaka bunların tümünün belli oranlarda katkısı olmuştur. Bugün yapmamız gereken ise, hangisi daha suçlu idi tartışmasına girmektense, bir araya gelerek demokratik parlamenter sistemi  acilen oluşturacak adımları atmak olmalıdır.