Yerel seçimler ve muhalefet

Serdar ESEN 08 Kasım 2018 Perşembe, 12:38

31 Mart 2019'da yapılacak olan Yerel Seçimlere beş aydan daha az bir süre kaldı.

Öncelikle bu seçimlerin salt bir yerel seçim olmadığı, sonuçlarının genel siyaseti de önemli ölçüde etkileyeceğini bilmemiz gerekiyor. 24 Haziran 2018 seçimlerinden yaklaşık dokuz ay sonra, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın halktan aldıkları desteğin artması ya da azalmasına bağlı olarak  ülke siyasetinde farklı gelişmelere tanık olabileceğiz. Nitekim şimdiden, 31 Mart sonrasında ortaya çıkabilecek yeni iktidar ittifaklarından söz edilmeye başlanmıştır.

31 Mart Seçimlerinin öneminin farkında olan AKP ve MHP, seçimden iktidarlarını güçlendirecek bir sonuçla çıkabilmek için yoğun bir çalışma içine girmişlerdir. Bir yandan aralarındaki ittifakı yerel seçimler için askıya aldıklarını söylerlerken, öte yandan farklı kesimlerden oy alabilecek hamleler yapmaktadırlar. "Andımız" konusunun yeniden gündeme getirilmesi buna yöneliktir. Özellikle üç büyük il Ankara, İstanbul ve İzmir'in muhalefet tarafından alınmasının yaratacağı sarsıntıya karşı yeni aday arayışına girilirken, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde HDP'nin kazanmasını önlemeye yönelik özel çalışmalar yapılmaktadır.

HDP ve DBP'li belediye başkanlarının neredeyse tamamı görevden alınarak yerlerine kayyım atanmış, sıra muhtarların görevden alınmasına gelmiştir. Şimdiden yapılan açıklamalarla belediye başkanlıklarına seçilecek HDP ve DBP lilerin yine görevden alınacakları, hatta belki de seçimden önce adaylıklarının iptal edilerek seçime girmelerinin önleneceği dile getirilmektedir. Öte yandan, bir süre önce yapılan değişiklikle belediyelerin gelirleri merkezi yönetime aktarılmış ve böylece belediyeler iktidara çok daha bağımlı hale getirilmiştir.

Böylesi bir ortamda gidilecek seçimler muhalefet açısından da büyük önem taşımaktadır. Güneydoğu illerinde HDP/DBP'nin yeniden seçimi kazanması Kürt halkının iradelerine sahip çıkması anlamını taşıyacak ve iktidarı zor durumda bırakacaktır. Batıda ise, özellikle büyük illerin AKP'den alınması hem muhalefete moral verecek hem de iktidarın ve Erdoğan'ın güç kaybetmesi olarak yorumlanacak, belki de bir erken seçimin yolunu açacaktır.  

Peki muhalefet partileri acaba durumun farkındalar mı, buna yönelik özel çalışmalar yapıyorlar mı? Ne yazık ki muhalefet partilerinin büyük bölümü durumun farkında olduklarını gösteren bir çalışma içinde değiller. Ana muhalefet partisi, gördüğümüz kadarıyla sadece isim tartışmaları ve kendi iç çekişmeleri ile meşgul. Hiçbir parti ile ittifak arayışında olmadıklarını söylüyorlar. İYİ Parti de benzer durumda. Özellikle HDP ile kesinlikle bir arada olamayacaklarını ifade ediyorlar. 

HDP'den yapılan açıklamalarda ise AKP'yi geriletecek her türlü ittifaka açık oldukları, tüm muhalif partiler ile ittifak yapabilecekleri dile getiriliyor. Güneydoğu ve Doğu illerinde Kürt partileri ile ittifak çalışması yapan HDP, batıda ise belirli ilkeler çerçevesinde diğer muhalefet partileri ile ortak çalışabileceklerini, onlara destek verebileceklerini ifade ediyor. Bu amaçla batıdaki illerde "demokrasiye çağrı grubu" adıyla platformlar oluşturuluyor.

Muhalefet partilerinin hiç birinin tek başına seçimi kazanması mümkün görünmüyor. Ancak CHP, HDP, İYİ Parti, SP gibi muhalefet partileri ile parlemento dışındaki sol, sosyalist, demokrat partiler ve oda, sendika, sivil toplum örgütleri gibi demokratik kurumlar birlikte hareket ettiklerinde ise yerelde iktidarı önemli ölçüde geriletmeleri hiç de zor olmayacak. Örneğin İstanbul'da CHP-HDP işbirliği, Ankara'da ise CHP-İYİ Parti işbirliği belediye başkanlığını büyük olasılıkla kazandıracak. İzmir, Aydın, Antalya, Mersin, Adana, Hatay gibi illerde de CHP ile HDP'nin birlikte hareket etmesi belediye başkanlığının CHP tarafından kazanılmasına yol açacaktır. Burada önemli olan CHP'nin aday ve program ilkeleri belirlerken HDP ve diğer muhalif güçlerle konuşması, onlarla tartışarak, onların da onayını alarak hareket etmesidir. Aksi halde tek başına hareket eden bir CHP, İzmir'de bile belediye başkanlığını kazanmakta zorlanabilecektir.

Bursa özelinde sadece Nilüfer ve Mudanya belediyeleri CHP tarafından yönetilmekte, diğer belediyeler ise iktidar yönetimindedir. Nilüfer ve Mudanya'da CHP yine iddialıdır. Ancak aylardır iç sorunlarla uğraşan ve aday isimleri tartışma yaratan CHP, örgüt ve halk tarafından benimsenmeyen adaylar gösterecek olursa, bu ilçelerde de zorlanabilir. Diğer muhalefet partileri ve kentin demokrasi güçleri tarafından da onay görecek, onların da desteğini alacak adaylar gösterilmesi durumunda ise bu iki ilçeyi rahatlıkla kazanabileceği gibi, büyükşehir ve diğer ilçelerde de oylarını önemli ölçüde arttırarak, belki birkaç yer daha kazanılabilir.

31 Mart seçimleri ülke geleceğini önemli ölçüde etkileyecek. Tek adam rejimi durdurulmak isteniyorsa güçlerimizi birleştirmek dışında başka bir yol yok. Hiçbir muhalefet partisinin de "ben kendi bildiğimi yaparım, diğerleri de tıpış tıpış gelip bana oy verirler" deme hakkı yok!