Yaşam tarzı!

Serdar ESEN 11 Ocak 2019 Cuma, 05:16

Yaşam tarzı, insanların, yiyecek, giyecek, barınak, dinlenme, eğlenme, sağlık vb gereksinimlerini karşılamaya ilişkin koşullarının gösterdiği belirli biçim olarak tanımlanabilir. İnsanların toplumsal değerleri, davranışları ve tüketim alışkanlıkları bu kavram içinde değerlendiriliyor. Ülkemizin kültürel zenginliğinin fazla oluşu, yaşam tarzlarının da çeşitlenmesi sonucunu doğuruyor. Yapılan araştırmalar Türkiye'de otuz dolayında farklı yaşam tarzı olduğunu ortaya koyuyor.

Yaşam tarzı deyimi son yıllarda siyaset alanında çok kullanılır oldu. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada, "Yatıyorlar kalkıyorlar yaşam tarzı. Bizim böyle bir derdimiz yok. Kimseye bundan dolayı musallat olmadık. Acaba nerede kim giyiminden, kuşamından, fikirlerinden dolayı böyle bir sıkıntı yaşamış" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisi için "Tayyip Erdoğan bir tane bira içmiş olsaydı bugün çok daha iyi bir Türkiye olurdu" diyen gazeteci Yılmaz Özdil ve "Cumhurbaşkanı bir Mozart, bir Beethoven dinlesin, belki iyi gelir" ifadesini kullanan sanatçı Rutkay Aziz'i de eleştirerek "Bu ülkenin meşrebi ve duruşu belli olan Cumhurbaşkanı'nı bira içmeye, Mozart dinlemeye zorlamak faşistliğin dik alasıdır" diye konuştu.

Erdoğan, sanatçı Deniz Çakır'ın gittiği bir mekanda başörtülü kadınları "Suudi Arabistana gidin" diyerek taciz ettiği iddialarına karşı da "Adı da sanatçıymış, peh. Bu faşistliğin dik alasıdır, CHP zihniyetidir" dedi. Cuhurbaşkanı Erdoğan ayrıca "Bu milleti bidon kafalı, makarnacı, kömürcü diyerek aşağılayanların faşistliği lime lime üzerlerinden dökülmektedir. Yaşam tarzı dayatması sadece bu faşist CHP zihniyetine aittir" ifadelerini kullandı.

Öte yandan, geçtiğimiz günlerde Cumhubaşkanı danışmanı olarak atanan Mariam Kavakçı'ya yönelik olarak da, muhalif kesimden ilgili kişinin sosyal medya paylaşımları üzerinden "yaşam tarzı" eleştirileri yükseldi. Hatta bu eleştiriler zaman zaman "sosyal lince" kadar gitti.

Siyasette "yaşam tarzı" tartışmalarının çokça gündem olması, elbette ki bu konunun siyasette işe yaraması, karşılığının olmasından kaynaklanıyor. Özellikle AKP iktidarı konuyu neredeyse tüm iktidarı boyunca kullandı, bunun üzerinden oylarını arttırdı, kitlesini konsolide etti. 28 Şubat sonrası gündeme gelen üniversitelerde türban yasakları ve "ikna odaları" AKP'nin her dönem tepe tepe kullandığı ve üzerinden oy devşirdiği bir konuydu. Gezi eylemleri döneminde de "camilere ayakkabı ile girdiler, bira içtiler" söylemleri ile Gezi direnişini karalamaya çalıştıkları, kendi taraftarlarının Gezi'ye cephe almasına yönelik çabalarını biliyoruz.

Siyasal İletişim Uzmanı Gülfem Saydam Sanver "Erdoğan muhafazakar toplum kesimlerinin tehdit altında olduğu algısı yaratacak açıklamalar yaparak, bir yandan kendi seçmenini konsolide etmeyi diğer yandan da muhalefetin topluma yönelik mesajlarının önünü kesmeyi amaçladığını" ifade ediyor. Bu dönemde ekonomik krizin etkilerinin üstünü örtme çabası da söz konusu kuşkusuz.

Ülke nüfusunun çok büyük kısmı müslüman ve dindar olan, geleneklerin önemli olduğu bir ülkede yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmak kuşkusuz ki AKP'ye yarıyor. Sanver'in de söylediği gibi, kutuplaştırma üzerinden kendi kitlesini konsolide ediyor, CHP ve sol, laik kesimleri düşmanlaştırıyor.

Bu durumda muhalif kesimlerin yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmaktan, bu konu üzerinden iktidara eleştiri getirmekten sakınması gerekir diye düşünüyorum. Ülkede eleştiri yapacak demokrasi, özgürlükler, adalet, eşitlik, ekonomi, ekoloji gibi onlarca somut konu varken başörtüsü, namaz, alkol ve yaşam tarzına ilişkin diğer konuları gündeme getirmek sadece AKP ve Erdoğan'a hizmet etmektedir.

Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan, Bekir Coşkun gibi yazarlar yıllardır bu yöndeki yazıları, AKP'ye oy verenleri ötekileştiren "bidon kafalılar", "makarnacılar" vb benzetmeleri ile AKP'nin değirmenine su taşıdılar. Bugün de benzer eleştiri ve söylemler Erdoğan'a verilen gollük paslar olarak, muhatabı tarafından anında kullanılıyor ve AKP'ye oy verenler ile sol, laik kesimler arasındaki duvarların yükselmesi dışında başka bir işe yaramıyor.

Unutmayalım ki bizim derdimiz siyasi iktidarladır, ona oy verenler ile değil. Muhafazakar kesimleri inciterek, onları ötekileştirerek değil, onları anlayarak, iktidarın yanlışlarını anlatıp kendi politikalarımıza onları ikna ederek sonuca ulaşabiliriz. Tabi, böyle bir derdimiz varsa!