'Utanç Müzesi' ve 'utanmaz' darbeciler

Serdar ESEN 14 Aralık 2013 Cumartesi, 12:41

"Devrimci 78'liler Federasyonu" tarafından düzenlenen sergiyi gezerken Dersim katliamından 12 Eylül darbesine ve Roboski'den Gezi'ye katledilenler, işkenceler yeniden anımsandı, hüzünlenildi, gözler yaşardı.

"Utanç Müzesi" insana darbeleri düşündürüyor. Ülkemizin yakın tarihi, neredeyse darbeler tarihi gibidir. 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 darbesi ve 12 Eylül 1980 darbesi klasik darbeler arasında sayılırken; 28 Şubat 1997 "post modern darbe" olarak adlandırıldı. 27 Nisan 2007'de TSK'nın yayınladığı "e-muhtıra" ise darbe kavramına farklı bir boyut kattı.

2010 yılından itibaren ise "askeri vesayet" büyük ölçüde kırılmış, ancak bu kez de "sivil vesayet" tartışmalarına neden olan otoriterleşme yaygınlaşmaya başlamıştır.

Kuşkusuz ki tüm darbeler kötüdür ve asla kabul edilemez, ancak 12 Eylül darbesinin ülkemiz için önemi farklıdır. Yazmakla, anlatmakla bitmez ama gelin 12 Eylül faşist darbesine ilişkin birkaç rakama göz atalım. 12 Eylül darbesinden sonra;

- 1 milyon 683 bin kişi fişlendi
- Açılan 210.000 davada 230.000 kişi yargılandı
- 517 kişiye idam cezası verildi, bunlardan 50'si asıldı
- 30.000 kişi sakıncalı sayılarak işten atıldı
- 14.000 kişi yurttaşlıktan çıkarıldı
- 30.000 kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti
- 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi
- 300 kişi kuşkulu biçimde öldü

Günümüzde, antidemokratik uygulamaların toplumda yarattığı mağduriyetler, Kürt sorununun derinleşmesi, bunun sonucu 30 yıl süren adı konmamış savaşta ölen 50.000 e yakın insanımız, hak ihlalleri, işçi haklarının gaspı ve örgütlenmenin önündeki tüm engeller, düşünce ve ifade özgürlüklerinin daraltılması 12 Eylül düzeninin pratik sonuçlarıdır.

12 Eylül darbesi'nin üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen darbenin yargılanıp, faillerinin cezalandırılmamış olması, getirdiği anayasanın halen yürürlükte kalması utanç vericidir. Yeni bir anayasa yapma vaadiyle iktidara gelen AKP'nin, CHP'nin statükocu tavrını da bahane ederek anayasa çalışmalarını durdurması ise kabul edilemez.

12 Eylül düzeninden kurtulmadan demokrasiden söz edilemez. Bunun ilk adımı Türkiye halklarının vicdanında çoktan mahkûm olan darbenin ve darbecilerin hukuken de mahkûm edilmesidir. 12 Eylül 2010 halkoylamasından sonra darbecilerin yargılanmasına engel kalmamıştır. Darbeyi gerçekleştiren generallerden hayatta kalan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan davada sona yaklaşıldı. Bu davanın karar günü Türkiye'nin hukuki ve siyasi tarihinin dönüm noktasını oluşturabilir.

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan davanın duruşması 27 Aralık 2013 tarihinde Ankara'da yapılacak ve büyük olasılıkla apoletleri sökülerek müebbet hapse mahkum olacaklar. Kuşkusuz ki "iki ihtiyarın" hapse girmesi çok önemli değil, ama darbe zihniyetinin mahkum olması ve bunların ardından alt kademelerin davalarının açılması ve darbelerle yüzleşmek çok ama çok önemli.

Ne yazık ki 30 yıl sonra açılan bu dava ve soruşturmalar hak ettiği şekilde sahiplenilmiyor. Solcu, demokrat olduğunu söyleyen pek çok parti, grup ve kişi bu davayı küçümsüyor, yok sayıyor. Hatta bazıları "solculuk" adına, utanmazca, yeni bir askeri darbeye çağrı çıkarabiliyorlar.

Darbe suçunu işleyen, binlerce genci işkence tezgâhlarından geçiren ve onlarca masum gencin işkencede idam sehpalarında ölümünü masa başlarından izleyen darbecilerin hak ettikleri cezaya çarptırılmaları için yargılanmaları önemlidir. Bu davalar sonunda, 12 Eylül döneminin haksız, hukuksuz yargılamalarının yenilenmesi gibi '12 Eylül Suçu'nun doğurduğu mağduriyetlerin bir kısmının giderilmesi olanağı ortaya çıkacak, 12 Eylül düzeninden kurtulmanın hukuki yolları açılacaktır.

27 Aralık günü Ankara'da yapılacak duruşmada darbelere karşı olan, demokrasiyi savunan, darbecilerden, Erdal Eren'in katillerinden hesap sorulmasını isteyen; Berfo Ana'nın vasiyetine sahip çıkan herkesin yer alması önemlidir.

Bu Daha Başlangıç, Sıra Size de Gelecek Netekim.