'Terzi Fikri'yi anarken! - Serdar ESEN - Bursaport.com

'Terzi Fikri'yi anarken!

Serdar ESEN 04 Mayıs 2018 Cuma, 23:45

"Terzi Fikri" namıyla bilinen Fikri Sönmez sadece yedi ay yapabildiği belediye başkanlığı deneyimi ile ülkemiz siyasi tarihinde çok önemli bir iz bırakmış ve 4 Mayıs 1985 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Fikri Sönmez'in Fatsa'da uygulamaya çalıştığı "yerinden yönetim" deneyimi çok kısa sürede önemli kazanımlar ortaya koymuştu. Daha sonraki yıllarda BDP ve HDP'li belediyeler tarafından gündeme getirilen "yerinden yönetim" veya "yerel özerklik", "demokratik özerlik" çabaları ise "bölücülük" olarak nitelenmişti.

"Yerinden yönetim" veya "demokratik özerklik/yerel özerklik" olarak adlandırılan yönetim biçimi bugün dünyanın  pek çok gelişmiş ülkesinde uygulanan bir yönetim tarzı olup, bölünme değil daha çok bütünleşmeden yanadır. AB ülkelerinin hemen hepsinde bu yönetim tarzı uygulanmakta olup, Türkiye de "Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı" nı imzalamış ancak çekince koyarak uygulamaya sokmamıştır.

Yerinden yönetim, bir kentteki, beldedeki kamu hizmetlerinin önemli bölümünün merkezi idareden bağımsız olarak, o yerel yönetim bünyesinde gerçekleştirilmesidir. Merkezi idarenin sisteminden ve hiyerarşisinden bağımsızdır. Bütçe ağırlıkla o belde gelirlerinden oluşurken, merkezden de bazı kaynaklar sağlanır. Yapılan işler demokratik usullerle halkın katılımına ve denetimine açıktır. Örneğin Bursa'da yapılacak bir işe Ankara değil, Bursa halkı karar verir ve ardından da yapılanları Bursa halkı denetler.

Yerinden yönetim uygulamasında halk doğrudan veya dolaylı olarak karar alma süreçlerine katılır. Mahalle meclislerinden başlayarak, ilçe ve il meclislerinde halkın söz, karar ve yetki sahibi olduğu uygulama ile doğrudan demokrasi hayata geçirilir.

Türkiye'de "yerinden yönetim" denildiğinde akla ilk gelen Fatsa'nın "efsanevi belediye başkanı Terzi Fikri", yani Fikri Sönmez'dir. Sosyalist olmasına karşın, 1979 yılında yapılan seçimlerde, CHP, AP ve MSP'ye oy veren yurttaşların da desteğini alarak büyük bir oy farkıyla belediye başkanı seçilmiştir. Öncelikle "halk komiteleri"ni oluşturan Sönmez, faşistler ve tefeciler dışında toplumun tüm kesimlerinin yer aldığı komiteler aracılığı ile ilçeyi yönetmeye başlar. Ayrıca iki ayda bir tüm halkın katıldığı toplantılarla doğrudan katılım sağlamak gayretinde olmuştur.

Fikri Sönmez yönetiminde Fatsa kısa sürede çamurdan kurtuldu, tefecilerle mücadele edildi, kadına yönelik şiddet, kumar gibi sorunların üzerine gidildi. "Halk kendi kendini yönetemez, mutlaka tepesinde bir otoriteye ihtiyaç vardır" savı iflas ederek, Fatsa'da yeni bir yaşam filizlenmeye başlamıştı. Egemenler kendileri için büyük bir tehlikenin doğmakta olduğunu görerek müdahale ettiler. AP, CHP, MSP ilçe başkanlarının "ilçede sorun yok" açıklamasına karşın devlet 11 Temmuz 1980 tarihinde büyük bir askeri operasyon ile Fatsa'yı "kurtardı", Fikri Sönmez ve arkadaşları gözaltına alındı. Devlet, halkın kendi kendini yönetmesine ancak 7 ay dayanabilmişti!

"Terzi Fikri" 4 Mayıs 1985 günü Amasya Cezaevi'nde yaşamını kaybetti. Bugünlerde  ölümünün 33. yılını anıyoruz. Onun başlattığı "yerinden yönetim" anlayışı, Kürt sorununun çözümü konusundaki anahtarlardan biri olması yanında, ülkemizin tüm bölgelerinde uygulanmasına ihtiyaç duyduğumuz bir yönetim biçimi.

Kendimizi karşılaştırdığımız ülkeler arasında, Türkiye boyutlarında olup da bu denli merkezi bir yönetim anlayışı ile yönetilen başka bir ülke yok. Ülkemizdeki merkezi idari yapı bölgesel eşitsizliklerin, etnik çatışmaların, doğanın talanının, yolsuzlukların ve ülkenin yönetilemez hale gelmesinin en önemli nedenidir. Türkiye'de "yerinden yönetim" ya da "yerel özerklik" gibi kavramlara "bölünme" paranoyasıyla karşı çıkılıyor olmakla birlikte, asıl amacın siyasi iktidarın bütçenin kontrolünü tek elde toplamak ve otoriterlik olduğuna kuşku yoktur. Yoksa vali ve kaymakamların halk tarafından seçilmesinin, Bursa'ya yapılacak bir enerji santraline Bursa halkının karar vermesinin ülkeyi böleceğini söylemek akıl dışıdır.

Çağdaş demokrasi tüm dünyada "temsil" aşamasından "katılım" aşamasına geçmiştir. Türkiye'de öncelikle "Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı" üzerindeki çekinceleri kaldırmalı, ardından da tüm toplum kesimlerinin katılımı ile konu ayrıntılı olarak konuşularak ülkemize uygun bir yerinden yönetim tarzı oluşturulmalıdır. Böylece hem sorunlarımızın önemli bir bölümünün çözülmesi sağlanacak, hem de "Terzi Fikri"nin kırk yıl önceki çabaları bir sonuç vermiş olacaktır.