Talan İstanbul!

Serdar ESEN 25 Aralık 2019 Çarşamba, 21:12

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın, Başbakan olduğu 2011 seçimleri öncesinde "çılgın proje" diyerek açıkladığı "Kanal İstanbul Projesi" (KİP) yine gündemde. Muhalefet partileri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, akademik odalar, bilim insanları, çevreciler başta olmak üzere pek çok kesimden itirazlar yükselirken, Erdoğan "ne derlerse desinler biz bunu yapacağız" diyerek ısrarını ve muhalif seslere kulak vermeme tavrını sürdürüyor.

Bu projenin ülkeyi uçuracağı, kanaldan geçecek gemilerden büyük kazanç sağlanacağı öne sürülüyor. Projeye karşı çıkanların ise ekonomik, ekolojik ve toplumsal yönlerden çok sayıda itiraz gerekçeleri var. Bunların başlıcalarını özetleyelim;

-Proje Terkos Gölü ve Küçükçekmece Gölü gibi İstanbulun içme suyunu sağlayan göllere tuzlu su karışmasına yol açarak suyu kullanılmaz hale getirecek, Sazlıdere Barajı ise devre dışı kalacak.

-Istranca Dağlarından gelen yer altı suları proje sonucu zarar görecek, kaybedilecek.

-KİP sonucu bölgedeki tarım arazileri yok olacak. Proje alanının yüzde 52'sinin tarım arazisi olduğu biliniyor. Kanal çevresindeki yapılaşmalar ile bu kayıp daha da artacak.

-Bölgede ekosistem bozulacak, doğal yaşam zarar görecek. Trakya bölgesinin endemik bitkileri ile ormanlar yok olma tehdidi yaşayacak. Denizlerin kimyası, tuzluluk oranları değişecek ve deniz canlılarının yaşamı tehlikeye girecek.

-Karadeniz'den gelecek  tuzu az olan su sonucu Marmara Denizi'nin alt sularında oksijen tükenecek, bu tabakadaki hidrojen sülfür yoğunluğu uçacak, İstanbul'u çürük yumurta kokusu saracak.

-Projenin deprem bölgesinde olması, 11 kilometre yakınından Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın geçmesi nedeniyle var olan deprem riski artacak, zemin heyelana açık hale gelecek.

-Kazı aşamasında ortaya çıkan hafriyat sorun yaratacak.

-16 milyonluk İstanbul nüfusuna 2 milyon dolayında nüfus ilave olacak. İstanbul'un ulaşım, sağlık, eğitim, iş gibi sorunları daha da büyüyecek, yeni konutlar yapılarak doğa tahrip edilecek.

-Proje bölgesinde yer alan 17 milyon metrekare SİT alanı kanaldan zarar görecek. Bazı ilçelerde mezarlıklar bile yok edilecek.

-Proje ile yeni rant alanları açılacak, emlak zenginleri yaratılacak. Şimdiden, bölgede büyük bölümü Katarlılar tarafından satın alınan arazilerden söz ediliyor. 

-Projenin maliyeti(75 milyar olacağı söylense de 100 milyarı geçecektir) halkın sırtına yüklenecek. Yap-işlet-Devret modeli uygulanacak olsa da, aynı yöntemin uygulandığı 3. Köprü ile Osmangazi Köprüsünün bedellerinin hazineden, yani halktan karşılandığını hepimiz biliyoruz.

Kuşkusuz ki bunların dışında pek çok gerekçeden söz etmek mümkün. Projeyi savunanlar kanaldan geçecek gemilerden yılda 8 milyon dolar gelir sağlanacağını ifade ediyorlar. Ancak Montrö Sözleşmesi ve Uluslararası Hukuk, gemilerin Kanal İstanbul'u kullanmaya zorlanamayacağını söylüyor. Ayrıca Montrö Sözleşmesini by-pass etme girişiminin ülkeye ne gibi zararlar vereceğini de düşünmek gerek.

Bana göre projeye karşı çıkılmasını gerektiren en önemli konulardan biri, projenin İstanbul halkının ve İstanbul Belediyelerinin görüşü ve onayı alınmadan yapılmak istenmesi. Demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığını, yerelin iradesinin mutlaka dikkate alınmasını vurgulamak gerekiyor.

İktidar bir yandan işsizlik, yoksulluk, durgunluk gibi ekonomik sorunlar ile karşı karşıya, diğer yandan Suriye operasyonundan umduğunu bulamamış ve yeni maceralar peşinde koşarken, bir de Davutoğlu ve Babacan tarafından kurulan partiler ile kuşatılıyor. Bu sıkışıklıktan çıkmak, yandaşlarına yeni rant yaratmak ve heyecan oluşturmak için şimdi de Kanal İstanbul Projesine sarılmış durumda. Ancak bana göre bir "cinayet ve talan" projesi olan 'Kanal İstanbul'un mutlaka durdurulması  gerekiyor.

Bizim "Kanal İstanbul" gibi "çılgın proje"lere değil, işsizliği, yoksulluğu önleyecek ve doğanın daha fazla tahrip edilmesinin önüne geçecek "yeşil" projelere, insani projelere ihtiyacımız var.

Depremi tetikleyecek değil, kenti  depreme hazırlayacak projelere ihtiyacımız var.