ODTÜ'den Boğaziçi'ne üniversite özerkliği

Serdar ESEN 08 Şubat 2021 Pazartesi, 20:09

Son bir aydır Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşananları konuşuyoruz. Üniversite teamülleri dışında, üniversite dışından, daha önce AKP'den milletvekili adayı olmuş bir kişi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından rektör olarak atanınca üniversite karıştı. Rektör olarak atanan Melih Bulu'nun doktora tezinde intihal, yani başka yerlerden alıntılar olduğu da ortaya çıkınca tepkiler daha da arttı.

Öğrenciler barışçıl protesto gösterilerine başladılar. Ardından üniversite öğretim üyelerinin protestoları geldi. İktidar protestoların büyümesi üzerine tedirgin oldu ve terpkileri provoke etmek için müdahale etti. Polisin orantısız müdahaleleri sonucu çok sayıda gözaltı ve bazı tutuklamalar yaşandı. Son olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan Boğaziçi Üniversitesi'nde iki ayrı fakülte açılmasına ilişkin bir kararname yayınladı.

Bu olaylar, özellikle de Erdoğan'ın son hamlesi bana 44 yıl öncesini anımsattı. Devrimci mücadelenin en güçlü olduğu Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne 13 Şubat 1977 tarihinde Hasan Tan rektör olarak atandı. O dönemde ülkenin her yeri sağ-sol çatışması adı altında bölünmüş, hergün bir yerlerden cenazelerin geldiği bir ortam vardı. ODTÜ'de ise tümüyle sol gruplar egemendi. Belli ki bu rektör ataması mevcut durumu değiştirmeye yönelikti.

ODTÜ özel bir kanuna tabiydi ve mütevelli heyet ile yönetiliyordu. Bakanlar Kurulu tarafından seçilen mütevelli heyet, MHP'ye yakın olan Hasan Tan'ı rektör olarak atadı. Hasan Tan, ODTÜ'de profesörlüğü sadece Türkiye'de geçerli olan tek profesördü. Hasan Tan göreve başladığında ODTÜ öğrencileri de süresiz boykota başladılar. Rektör yardımcıları ve çeşitli yöneticiler istifa etti, sözcülüğünü Prof. Dr. Cahit Arf'ın yaptığı Akademik Konsey Üyeleri basın açıklaması yaparak Hasan Tan ile işbirliği yapmayacaklarını açıkladılar.

24 Şubat 1977 tarihinde 636 öğretim üyesi Hasan Tan yönetimine karşı olduklarını açıkladılar, dekan ve bölüm başkanları istifa etti. TMMOB, Boğaziçi Üniversitesi ve daha pek çok kuruluş ODTÜ direnişine destek verdi. Hasan Tan kendisine üniversite içinden destek bulamayınca yüzlerce faşisti üniversiteye "işçi" olarak aldı. Bu militanlar üniversite içinde öğrenci, akademisyen ve işçilere saldırılar düzenlediler. Kafetarya işçisi Feramuz Demir bu militanların silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. 8 Haziran 1977 tarihinde ise ODTÜ öğrenci temsilcisi ve ÖTK sözcüsü Ertuğrul Karakaya arkadaşımız üniversite girişinde jandarma tarafından vurularak öldürüldü.     

Bu ölümün ardından Hasan Tan rektörlükten istifa etti. Ancak onun üniversiteye aldığı faşist militanlar halen görev başındaydı ve saldırılarını sürdürüyorlardı. Kasım ayında ODTÜ, 9 aylık aranın ardından yeniden öğretime açıldı. Ancak 2 Aralık 1977 tarihinde rektörlük önünde toplanan binlerce öğrencinin üzerine, rektörlükte yuvalanan faşist militanlar bomba ve silahlarla saldırdılar. 52 öğrenci yaralanırken, İbrahim Baloğlu isimli arkadaşımız yaşamını kaybetti. Bu saldırı sonrası faşist militanlar üniversiteyi terk ederken, ODTÜ öğrencisi, akademisyeni ve işçisiyle hep birlikte verdiği bir mücadeleyi kazanmış ama ikisi öğrenci biri işçi üç kişiyi yitirmişti.

Bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalanan, Boğaziçi Üniversitesi'ne iki yeni fakülte açılması yönündeki kararnameyi duyunca eski günler geldi aklıma. Üniversiteyi içeriden "feth" edemeyince, dışarıdan taşımayla üniversite içinde ağırlık kazanma çabası diye okudum. Öğrencinin, akademisyenin istemediği Melih Bulu da Boğaziçi Üniversitesi'nde rektörlük yapamayacak, er ya da geç ayrılmak zorunda kalacak. Ama umarım kimsenin canı yanmadan, ODTÜ'de olduğu gibi ölümler yaşanmadan olur!

Aslında bu ülkede 1950'lerde bile üniversiteler bir ölçüde özerkti. 1946 yılında çıkarılan Üniversiteler Kanunu'na göre rektör, profesörler kurulu tarafından seçiliyordu. 1961 Anayasasında "Üniversiteler bilimsel ve idari özerkliğe sahip kamu tüzel kişilikleridir" ifadesi yer alıyordu. 12 Mart 1971 darbesi ile üniversitelere güvenlik güçlerinin girmesinin önü açıldı. 12 Eylül 1980 darbesi ise üniversite özerkliğini tamamen yok etti, YÖK adlı kurum oluşturuldu. 1992 yılında öğretim üyelerinin seçeceği altı aday içinden önce YÖK üç kişiyi seçecek, ardından Cumhurbaşkanı rektörü belirleyecek hükmü getirildi. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL sürecinde ise seçim tümüyle kaldırıldı.

Bugün üniversiteler ne yazık ki 1946 yılından bile daha geri, daha antidemokratik biçimde yönetiliyor. Üniversite özerkliği tümüyle yok edildi.

Bu utanç aslında hepimizin!