Neden 4 Adalet !

Serdar ESEN 01 Aralık 2017 Cuma, 09:38

Türkiye'de adalet en çok konuşulan, ama eksikliği en fazla hissedilen bir kavram. Ülkemiz, çoğunlukla adında adalet kelimesi yer alan iktidarlarca yönetilmesine karşın, adaletin sağlanamadığı bir yer. Karşı karşıya olduğumuz, her gün yakındığımız sorunların pek çoğu adaletsizlikten ve eşitsizlikten kaynaklanıyor.

25 Kasım'da 5.kuruluş yılını kutlayan Yeşil Sol Parti, kuruluşundan hemen sonra bir kampanya başlatmıştı. "Yaşam için 4 Adalet, 4 Adalet için Yeşiller ve Sol Gelecek" sloganıyla başlatılan kampanya dört ay sürmüş ve "4 Adalet/4A" konusunda çeşitli etkinlikler düzenlenmişti. Ancak partinin yeni kurulması, örgütsel yapının yeterli olmayışı nedeniyle sesi duyulmadı, kampanya yaygınlaştırılamadı.

Yeşil Sol Parti'nin "Su, Ekmek, Söz, Kimlik : 4 Adalet Gelecek" başlıklı kitapçığında 4A şöyle açıklanıyor;

Bir ülkede

- Kapitalist ve endüstriyel sömürü, yoksulluk, gelir eşitsizliği, işsizlik ve bölgesel eşitsizlik varsa iktisadi adalet(ekmek) yoktur.

- Herhangi bir etnik, dinsel ve cinsel farklı kimlik dışlanıyorsa, aşağılanıyorsa, yok sayılıyorsa tanınma adaleti(kimlik) yoktur.

- Kapitalist ve endüstriyel kalkınma ve büyüme anlayışı, enerji oburluğu, tüketimcilik, doğa ve canlı yaşamının tahribatı, küresel iklim değişikliği ve ekosistemde yıkımlar varsa çevre ve iklim adaleti(su)yoktur.

- Siyasal alanın çoğulculuğunun önünde yasal, fiili ve kültürel engeller varsa, demokratik işleyiş gerçekleşmiyorsa, siyasal katılım eşitsizliği yaşanıyorsa katılım adaleti(söz) yoktur.

İktisadi adalet, tanınma adaleti, çevre ve iklim adaleti, katılım adaleti sağlandığında ise toplumsal adalet de gerçekleşir. Toplumsal adalet, özgürlükçü, eşitlikçi, ekolojist ve demokrat bir siyasetin yön verici ve düzenleyici ilkesidir. Ancak 4 adaletin sağlandığı bir ülkede, herkes özgür ve eşit olarak, kendisi ve doğa ile barışık bir biçimde yaşayabilir.

Ülkemize baktığımızda bir yanda işsizlik, yoksulluk, çalışma yaşamında taşeronlaşma, gelir dağılımdaki uçurum; diğer yanda kömür, petrol ve doğalgaza bağımlı enerji ile iklimin hızla değişmesi ve nükleere, HES'lere, maden ve taş ocaklarına karşı yaşamı savunan halklar; etnik kimliğini, inancını, cinsel kimliğini ve tercihini özgürce yaşayamayan Kürtler, Aleviler, Müslüman olmayanlar, kadınlar, LGBTİ bireyler; öte yandan seçimlerde %10 barajı ile siyasal katılımın önlendiği ve kadınların, gençlerin, emekçilerin, engellilerin ve diğerlerinin yaşamın her alanında katılımını engelleyen adaletsizlikler. Kısaca adaletsizlikler her gün, her yerde bizimle.

Gezi direnişi adaletsizliğe isyan olarak ortaya çıktı. Gezi parkındaki ağaçların kesilmesine karşı yani "çevre ve iklim adaleti" için başlayan direniş, yaşam tarzlarına iktidar tarafından müdahale edilmesine karşı bir mücadeleye dönüştü. Toplum kendilerine ilişkin kararlarda söz hakkı yani "katılım adaleti" istiyordu. Direniş tanınma adaleti ve iktisadi adalet taleplerini de içinde taşıyordu.

2015 Haziran seçimlerinde halkın yükselen adalet talebi AKP'nin mecliste çoğunluğu yitirmesi ve bu talebi en yoğun olarak dile getiren HDP'nin 80 milletvekili ile meclise girmesine yol açtı. Ancak iktidar seçim sonuçlarını yok sayarak ülkeyi yeniden bir ateş çemberine soktu.

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumda YSK'nın tartışmalı kararı ile başkanlık sistemi onaylandı, otoriter yönetim anlayışı pekişti. Akademisyenler, gazeteciler, siyasetçiler ve giderek tüm muhalifler düşman ilan edildi. Bir kısmı tutuklandı, bir kısmı işinden atıldı. İktidarın otoriterleşmesi arttıkça toplumda adalet arayışı da arttı. Ve toplumun artan talebine, tabanın baskısına dayanamayan CHP yönetimi 15 Haziran 2017'de "Adalet yürüyüşü" başlattı. Ankara'dan binlerle başlayan yürüyüş, 9 Temmuz 2017'de İstanbul'da milyonlarla son buldu.

Adalet yürüyüşüne toplumun tüm kesimlerinin verdiği yoğun destek ülkede adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini, halkın adalet talebi için sokağa çıkmaya hazır olduğunu gösterdi. 25 Temmuz 2017 tarihinde ise HDP "vicdan ve adalet nöbeti" eylemini başlattı. Diyarbakır'da başlayan eylem daha sonraki haftalarda İstanbul, Van ve İzmir'de ağır baskılara rağmen sürdü.

4 Adalet olarak tanımladığımız iktisadi adalet, çevre ve iklim adaleti, tanınma adaleti ve katılım adaletinin her birinin yokluğu ülkemizde giderek daha çok hissediliyor ve bunlar birbiri ile bağlantılı, iç içe geçmiş durumda.

Bursa'da termik santral yapılmasına karşı mücadele verirken "çevre ve iklim adaleti" için çaba gösteriyoruz. Ama bu mücadelede kesin başarı için "katılım adaleti" de sağlanmalı. Bursa'da ne yapılıp ne yapılmayacağına Ankara değil Bursa halkı karar verdiğinde termik santral belasından tümüyle kurtulmuş olacağız. İktisadi adaletin sağlanması salt kar uğruna canlı yaşamının yok edilmesinin önüne geçecek. Tanınma adaleti ise ülkemizin en önemli sorununun çözülmesi ve kutuplaşmaların yok edilmesinin temelini oluşturuyor.

Emeğin sömürülmediği, kadın ve çocukların taciz edilmediği, öldürülmediği bir ülke için 4 Adalet istiyoruz. Doğanın talan edilmediği, insanların kimlik, inanç, cinsiyet/cinsel yönelim nedeniyle ayrıma uğramadığı bir ülke için 4 Adalet istiyoruz.