Milliyetçi olmanın dayanılmaz konforu!

Serdar ESEN 27 Ekim 2019 Pazar, 23:39

Milliyetçilik, ulusçuluk ya da nasyonalizm "kendilerini birleştiren dil, tarih veya kültür bağlarından bir üstyapı oluşturabilmiş sosyal birikimlerin adı olan millet veya ulus olarak tanımlanan bir topluluğun yaşama ve ilerleme ülküsünün toplumların ve insanlığın gelişmesini sağladığına inanan görüştür" biçiminde tanımlanıyor. İnsanlara kimlik sağlaması, birlik duygusu aşılaması, onlara bu dünyada ait olabilecekleri bir yer vermesi gibi işlevleri üzerinden övülürken; savaşlara, çatışmalara ve gerginliklere neden olduğu iddiasıyla da yoğun bir biçimde eleştirilmektedir.

"Yerli ve milli" olduğu düşünülen milliyetçilik kavramı aslında 1789 Fransız Devrimi'nin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Milliyetçilik, geçen iki yüzyılın en temel kavramlarından biri olup, modern ulus devletlerin inşasının vazgeçilmez yapı taşlarından biridir. Ve de yirminci yüzyılda iki dünya savaşında insanlığın yaşadığı büyük felaketlerin müsebbiplerinden biridir.

Çağımız ise her ulusun kendi borusunu öttürdüğü, çıkarlarını diğerine kabul ettirmeye çalıştığı göçmen karşıtı, militarist, kimlikçi, kabileci, hoşgörüsüz bir milliyetçilik çağı haline gelmiştir. Bu çağda milliyetçilik kendi ülkesinin ya da biriminin diğerinden üstün olduğuna körü körüne inanış ve zehirli bir tutum olmuş, milliyetçilik de doğası gereği savaş ve emperyalizm nedeni haline gelmiştir. Milliyetçilikte hakim düşünce tarzı "biz bir ulusuz ve karşımızda düşmanlarımız ya da ötekiler var" şeklindedir.

Milliyetçilik ülke içinde de parçalanmalara ve istikrarsızlığa neden olur. Ülkede kimin gerçekten o milletin parçası olduğuna karar vermeye kalkanlar, dışlayıcı, önyargılı, ayrımcı politikalara yol açar. Göçmenler, etnik ve dini azınlıklar, dezavantajlı gruplar milliyetçilerin hedefindedir ve baskı altında yaşar. Hakim ulus milliyetçiliği yükseldiğinde buna tepki olarak diğer ulus milliyetçiliği de artar. Ülkemizde de bunun örneklerini acı bir biçimde yaşıyoruz.

İngiliz yazar George Orwell 2. Dünya Savaşı'nın ardından yazdığı 'Millliyetçilik Üzerine Notlar' makalesinde milliyetçilik ve yurtseverliğin farklı kavramlar olduğunu vurgular. Ona göre milliyetçilik (Nationalism) birinin kendisini tek bir milletle ya da bir birimle özdeşleştirmesi, bu birimi iyi ve kötünün ötesine yerleştirerek çıkarlarını ilerletmeyi görev kabul etmesidir. Yurtseverlik ise dünyada en iyisi olduğuna inandığı belli bir yere ya da belli bir yaşam tarzına bağlı olmak ancak bunu başka insanlara dayatmamak demektir. Yurtseverlik doğası gereği hem askeri, hem de kültürel anlamda savunmada olmak anlamına gelirken, milliyetçilik ise iktidar arzusuyla ayakta kalabilmektedir.

Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ise "Yurtseverlik kendi insanına sevginin, milliyetçilik ise başka insanlara nefretin her şeyden önce gelmesi demektir" sözleriyle milliyetçilik ile yurtseverlik arasındaki farkı tanımlamaktadır.

Sıradan vatandaşların çoğu milliyetçilik denildiğinde bunun ülkesini, vatanını sevmek olduğunu düşünür ve sorulduğunda hiç tereddüt etmeden "milliyetçi" olduğunu söyler. Milliyetçiler "vatansever" olarak kabul edilirken, millliyetçiliğe karşı çıkanlar da "vatan haini", "bölücü" olarak nitelenmekte ve toplumdan dışlanmaktadır. Milliyetçi partiler, halkın duygularını sömürerek oy almakta ve iktidara geldiklerinde de farklı kimlikte olanları ötekileştirerek bir anlamda "bölücü" tavırlar sergilemektedirler. Aslında bölücü olanın kim olduğu bu uygulamalarla ortaya çıkmaktadır.

"Milliyetçilik" kavramı ardına saklanarak işlenen suçlar da toplum tarafından toleransla hatta memnuniyetle karşılanmaktadır. Adam öldüren, hırsızlık yapan bir kişi bunu "milliyetçilik" adına yaptığını söylediğinde hoşgörü ile karşılanmakta, hatta bazı kesimler nezdinde kahraman haline gelebilmektedir. Hrant Dink'in katili Ogün Samast'ın cinayet sonrası karakolda polisler ile birlikte, ellerinde Türk bayrağı ile verdiği poz hafızalardadır. 1980 öncesinde de hergün ülkücüler tarafından solculara yönelik katliamlar yapılırken, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in "bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz" sözü hala kulaklarımızdadır.

Cumhuriyet Gazetesi davasında yargılan Ahmet Şık savunmasında "Benim bayrağın arkasına gizleyecek bir suçum, dinin arkasına gizleyecek bir günahım yok" demişti. Ama ne yazık ki bunların arkasına gizlenenler bugün "makbul yurttaş" olarak kabul edilirken, barışı, eşitliği, adaleti savunanlar mahkemelere, cezaevlerine mahkum durumdalar!

.

.