Kurtuluş yok tek başına!

Serdar ESEN 31 Aralık 2020 Perşembe, 01:54

16 Nisan 2017 tarihinde OHAL koşullarında gerçekleştirilen Anayasa Referandumunu az farkla da olsa kazanan AKP ve Erdoğan, bu tarihten sonra rejimi otoiterleştirme çabalarını hızlandırarak ülkede tek adam yönetimini hayata geçirdi. Bu tarihten sonra muhalif kesimler üzerindeki  baskılar yoğunlaşırken, muhalefet hala bir araya gelebilmiş değil.

Son yapılan kamuoyu yoklamalarında "Cumhur İttifakı" yüzde 45 dolayında görünürken, "Millet İttifakı" ise yüzde 38-39 oranlarında. İttifaklar dışında kalan HDP, DEVA ve Gelecek Partilerinin oy oranları ise toplamı ise yüzde onbeşlerde. Tek adam rejimine karşı olduğunu söyleyen muhalefet partileri toplam oy oranında "Cumhur İttifakı" oylarını geçse de, bir araya gelerek bir "demokrasi ittifakı" kurmaları mümkün olmadığı için AKP-MHP iktidarı ülkeyi yönetmeyi sürdürüyor.

Ne yazık ki milliyetçi ve inanç kökenli önyargılar çoğu zaman aklın ve gerçeklerin önüne geçiyor. Özellikle İYİ Parti, milliyetçi/ülkücü siyasal çizgisi ile HDP ile hiçbir şekilde yan yana görünmek istemiyor. CHP de hem tabanındaki ulusalcı kesimi hem de müttefiki İYİ Parti'yi ürkütmemek için HDP'den olabildiğince uzak durmaya çalışıyor. Yalnız kalan HDP'ye ise iktidarın saldırıları giderek artıyor.

HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dört yıldan uzun süredir tutuklu, yani rehin. Seçilmiş 65 belediye başkanlıklarından geriye sadece 6 belediye kaldı, diğerlerine kayyım atandı. HDP'ye yönelik saldırılar karşısında sadece CHP'den cılız itirazlar yükseldi, İYİ Parti ise ses çıkarmadı. HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında AİHM tarafından geçtiğimiz günlerde verilen "tahliye edilmeli" kararı karşısında da CHP'den kimi destekler gelse de İYİ Parti yine sessizliğini korudu.

Mağdur "Kürt" ise veya "HDP"li ise muhalif de olsa, sağ kesimden destek gelmiyor. Ulusalcı kimliği ile bilinen bir kişi, örneğin Müjdat Gezen'e yönelik bir hak ihlali söz konusu olduğunda da sosyalist ve Kürt siyasetinden önemli bir tepki alınmıyor. Her ne kadar ulusalcıların bir bölümü son dönemde AKP ile işbirliği yapsa da, bu işbirliğinin dışında kalan kesimlere de iktidar tarafından zaman zaman yaptırım girişimleri ortaya çıkıyor.

İktidarın saldırısına uğrayan bazı kişiler "aşırı solcu", "sosyalist" vb nitelemeler ile desteklenmez iken, bazılarına da "dindar" veya "Alevi" nitelemeleri nedeniyle mesafeli duruluyor. Özellikle "FETÖ" soruşturması kapsamında, darbe girişimi ile hiçbir ilişkisi olmayan, sadece çocuğunu "cemaat okulu"na göndermiş veya "Bank Asya"ya para yatırmış bazı kişilerin "terörist" diye etiketlenerek işinden atılması, cezaevine girmesi karşısında özellikle laik kesimler mesafeli duruyor. Hiçbir örgütsel bağı olmayan kişilerle dayanışmak yerine bunların "terörist" damgası yemelerine sessiz kalınıyor.

Benzer biçimde, 12 Eylül 2010 Referandumunda "Evet" oyu kullanmış, veya "Yetmez Ama Evet" demiş kişilerin bugün tek adam rejimine karşı verdikleri mücadele yok sayılıyor. Oya Baydar, Aydın Engin, Murat Belge gibi kişilere "siz önce özeleştiri verin" denilerek bugünkü muhalif duruşları dikkate alınmıyor. Aynı şekilde Ahmet Altan, Osman Kavala, Can Dündar gibi kişiler de "geçmişte iktidara verdikleri destek" gerekçe gösterilerek dışlanıyor, mağdurlukları savunulmuyor.

Bugün geldiğimiz noktada tek adam rejimine, açık faşizme doğru giden otoriter yönetime dur demek için tüm muhalif kesimlerin birlilkte hareket etmesi, bir demokrasi ittifakında birleşmeleri gerekiyor. Aksi halde bu günleri bile arayacağımız bir dönem bizi beklemektedir. Bu koşullarda bile, "Kürt", "Türk", "HDP'li", "ulusalcı", "dindar", "Alevi", "yetmez ama evetçi", "sosyalist" vb nitelemelerle  bazı kesimlerin mağduriyetlerine ses çıkarmayanlar, "demokratik parlamenter rejim" ortak paydasında bir araya gelmeyi reddedenler aslında iktidarın giderek artan baskılarına destek vermiş oluyorlar.

Gün, herkesin kendi küçük dükkanında oturarak, kendi siyasetini savunma günü değil, "Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz" deme günüdür.

Gün, tek adam rejimine karşı olan tüm kesimlerin "demokrasi ittifakı"nda buluşma günüdür.