Korku siyasetinin demokrasiye yararı yok

Serdar ESEN 13 Nisan 2014 Pazar, 11:39

Halk seçimlerde umutlarına ulaşmak için değil de, daha çok "korkularından" kurtulmak için oy veriyor. Pozitif değil, negatif siyaset yapılıyor. Bu nedenle olsa gerek, hala demokrasiye hasretiz.

Cumhuriyet dönemi boyunca bu ülkede çeşitli korkular yaşadık. "Komünizm korkusu" Türkiye halklarına en uzun süre ve en yoğun biçimde yaşatılan korku oldu. "Bölünme korkusu" ve "şeriat korkusu" da yine devletin halkı baskı altına almak için bol bol kullandığı korkular arasında yer aldılar. Halk da bu korkuların etkisi ile, demokrasinin rafa kaldırılmasına razı oldu, katlandı.

AKP iktidarı döneminde toplumun "laik" kesiminde "şeriat korkusu" etkili oldu. AKP iktidarına muhalefet etmek için onlarca neden varken, toplumun bir kesimi salt "laiklik" üzerinden muhalefet yaptı. Kuşkusuz ki bu durum, AKP'nin daha da güçlenmesinden başka bir işe yaramadı.

AKP'de "laik" kesimin bu korku siyaseti karşısında boş durmadı. Özellikle Gezi direnişi sonrası, kendi kitlesini yanında tutabilmek için başka bir korkunun ardına sığındı.

"Ayakkabılarıyla camiye girdiler", "camide içki içtiler", "benim türbanlı bacıma saldırdılar" söylemleriyle Gezi direnişini "İslam karşıtı, din düşmanı" bir cephenin "tezgahı" olarak niteledi. Yandaşlarını, "biz gidersek bunlar gelir, yine eski günlere döneriz" mesajı vererek korkuttu.

Korkular, kutuplaşma yaratıyor. CHP şeriat korkusunun yanına AKP'nin giderek otoriterleşmesi ve ortaya çıkan yolsuzlukları da ekleyerek "AKP karşıtı" bir kutup oluşturmaya çalıştı. Bu kutba MHP ve diğer muhalefet partilerini de ekleme çabasına girdi. AKP ise bu kutbun karşısında kendi kutbunu güçlendirerek, taraftarlarını kemikleştirme gayretinde oldu. BDP ve HDP'ye karşı ise AKP'si, CHP'si, MHP'si ortak bir kutupta buluşmaktan geri durmadılar.

AKP'ye oy verenlerin bir bölümü bu toplumun bu güne kadar yok sayılan, horlanan bir kesimi. Orta ve düşük gelirli, eğitim düzeyi çok yüksek olmayan, çoğunlukla dindar/muhafazakar bu kesim AKP iktidarında ilk kez "adam yerine koyulduğunu", kendisine değer verildiğini düşünüyor. İktidarda olanların da kendisi gibi insanlar olduğuna inanıyor. Bu kesim, CHP'yi "tepeden bakan, elitist, din düşmanı" bir parti olarak görüyor. CHP'yi, yıllardır devlete egemen olan baskıcı, "Kemalist" anlayış ile özdeşleştiriyor.

AKP bu durumu çok iyi bildiği için, iktidarın kimi uygulamalarından, yolsuzluklardan rahatsız olanları CHP, yani "Kemalizm" ile korkutuyor. Bu korkunun sonucunda, AKP'yi eleştirmeye başlayan insanların büyük bölümü, seçimde "CHP gelmesin" diyerek yine AKP'ye oy veriyorlar.

Korkular etrafında şekillenen kutuplaşma ile girilen son seçimler AKP'ye yaradı, seçimden yüzde 45 oy ile kazançlı çıktı. CHP her zaman olduğu gibi AKP'nin oyununa geldi, kutuplaşma siyasetine alet oldu. Aslında CHP'de kutuplaşmadan yarar umuyor, AKP korkusu ile tüm muhaliflerin CHP'ye oy vermesini bekliyordu. Bu beklenti bir ölçüde gerçekleşmiş olsa da, CHP oylarını arttıramadı. MHP'nin oyu CHP'den daha çok arttı. HDP de bu kutuplaşmaya ve baskılara karşın küçümsenmeyecek bir oy aldı.

Seçim sonuçları bir kez daha gösterdi ki korkular üzerinden yapılan siyaset ve kutuplaştırma hiçbir zaman demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe, barışa yarar sağlamaz. Kutuplaştırma siyaseti ve siyasetin korkular üzerinden yönlendirilmesi sadece egemenlerin, otoriter yönetimi savunanların işine yarar. Bu seçimde olduğu gibi.

Daha demokratik bir Türkiye istiyorsak; eşitliği, özgürlüğü, barışı, emekten ve ekolojiden yana bir Türkiye'yi savunuyorsak korkular üzerinden değil umudun üzerinden siyaset yapmalıyız. Topluma ne istemediğimizi değil, ne istediğimizi anlatmalıyız. AKP'ye karşı eski Türkiye'yi savunmak yerine, "başka bir Türkiye mümkün" demeliyiz.