Kimin bekası!

Serdar ESEN 26 Ocak 2019 Cumartesi, 01:10

"Beka"nın sözlük anlamı ölümsüzlük, kalıcılık. En çok kullanılan alan dikkate alındığında "bir devletin toprak bütünlüğünü, ahdi hukukunu ve anayasal düzenini iç ve dış tehditlere karşı koruması suretiyle hayatiyetini devam ettirmesi" tanımı sanırım daha açıklayıcı olacaktır.

"Beka" sözcüğü son günlerde siyaset alanında çokça kullanılır oldu. Özellikle AKP ve MHP yöneticileri neredeyse her cümlede "beka" sözcüğünü kullanmaya başladılar. İktidar ortakları bu sözcüğü bir tür yapıştırıcı niyetine kullanıyorlar. Hem AKP hem de MHP liderleri, kendi tabanlarının en duyarlı bileşeninin "ülkenin bekası" olduğunu belirleyerek, yaklaşan seçimlerde üyelerinin kendi istekleri doğrultusunda oy vermesi için sürekli olarak bu "sihirli" sözcüğe sarılıyorlar. AKP'lilerin MHP adaylarına ya da MHP'lilerin AKP adaylarına oy vermesi için "beka" sorunu yeterli görülüyor. Ne de olsa "mevzubahis olan vatansa, gerisi teferruattır!".

MHP lideri Bahçeli "bana belediye mi beka mı derseniz, beka derim" sözü ile partililerinin kendi talimatlarına sorgulamadan uymalarını isterken, Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını belediyelerin Cumhur İttifakı tarafından kazanılmasına bağlıyor.

İktidar bloğunun "beka"dan kastı aslında iktidarlarının bekası. Onlar, bu düzen değişmesin istiyorlar. Ülke yönetimi tümüyle kendi ellerinde olsun, rant dağıtımını istedikleri gibi yapsınlar, itiraz edenleri de "bağımsız yargı" eliyle gerektiği gibi cezalandırsınlar ve bu durum böylece sürsün istiyorlar. Yani onların beka derken kastettikleri kendi bekaları.

"Beka" sorunu diyerek başka ülkelere gencecik Mehmetleri gönderirler, nasılsa cenazeler hep sıvasız gariban evlerine gelir, kimse sesini çıkaramaz. Beka sorunu diyerek işçi direnişlerini, grevlerini yasaklarlar, karşı çıkana "ülkenin bekası" derler. Beka sorunu diyerek doğayı talan eder, halkın çoğunun geçmediği köprüler, kullanmadığı havaalanları yaparlar, maliyetini de tüm Türkiye halklarına yıkarlar. Beka sorunu diyerek olan bitene itiraz eden herkesi "hain", "bölücü" diyerek  gözaltına alır, içeri tıkarlar. Söz konusu olan "ülkenin bekası", haddinize mi itiraz etmek!

İktidar bloğu beka sorunu var diyerek korku ve baskı ortamı oluşturuyor. Yapılacak olan yerel seçim, bunun ülkenin bekası ile bir ilgisi olamaz. Ama madem ki onlar konuyu "beka sorunu" na getirdiler, o zaman bizim için de bu seçimler "beka sorunu" olsun.

Evet, 31 Mart yerel seçimleri bizler için de "beka sorunu"! Ya baskının, zorun giderek artacağı otoriter tek adam yönetimi tam olarak meşrulaşıp, kalıcı hale gelecek  ya da çoğulcu, eşit, özgür, adil, yerinden yönetilen demokratik bir Türkiye için umut ışığı yanacak!

31 Mart seçimlerini iktidar bloğu kazanırsa Türkiye çok daha karanlık, çok daha baskıcı bir 1 Nisan sabahına uyanacak. Kimse bunun bir "1 Nisan şakası" olduğunu düşünmesin, bırakın şakayı, baharın gelişini bile algılayamaz hale geleceğiz. Ama 31 Mart'ta iktidar bloğu kaybederse, özellikle kayyum atadığı belediyeleri ve İstanbul, Ankara, Bursa gibi büyük şehirleri kaybederse 1 Nisan'da başka bir sabaha uyanabileceğiz. Evet, devrim olmayacak, ama baharın başlangıcı olan 1 Nisan, belki de bir umudun habercisi olacak!

Bakalım "devletin bekası" mı yoksa "halkın bekası" mı kazanacak!