Kaz Dağları'ndan Fırat'ın doğusuna!

Serdar ESEN 08 Ağustos 2019 Perşembe, 00:53

Ülkemizin doğal kaynakları kâr ve rant uğruna talan edilirken, diğer yanda gençler ölüme gönderiliyor, ülkenin kaynakları tüketiliyor. Bir yandan Kaz Dağlarında, Munzur'da ve daha pek çok yerde yaşanan doğa talanı konuşulurken, diğer yandan da TSK'nın Suriye topraklarına girerek Fırat'ın doğusunda bir güvenlik koridoru ya da "güvenli bölge" oluşturacağına ilişkin haberler duyuyoruz.

Doğa talanı, bir başka deyişle doğanın sömürüsü giderek artan bir hızla sürüyor. Termik santral, HES, JES, taş ve maden ocakları (özellikle de altın madenleri) ile. Kuşkusuz ki son yıllarda gündeme gelen nükleer santralleri ve AVM, TOKİ, Sanayi Bölgesi yapımı nedeniyle doğaya verilen zararları da belirtmek gerek.

Artvin Cerrattepe, Muğla, Uludağ, Munzur, Aydın, Madra dağları/Bergama, Çanakkale Kaz Dağlarında ve daha pek çok yerde havamız, suyumuz, toprağımız yok ediliyor, kirletiliyor, zehirleniyor ve ağaçlarımız kesiliyor. Hasankeyf'de ise tarihimiz yok edilmek üzere. Son olarak Çanakkale'nin su kaynağının bulunduğu Kaz Dağlarının Kirazlı bölgesinde altın madeni çalışması başlatıldı.

Altın madeni, belki de en kirli talan yöntemlerinden biri (nükleer santral ve termik santrali de unutmuyoruz). Daha önce Bergama, Fatsa gibi yörelerde yapıldı ve oluşan zarar çok büyük boyutlarda.

Önce alanda ağaçlar kesilecek, şimdilik 195 bin adet ama miktar artabilir. Sonra altının ayrıştırma aşamasında siyanür kullanılacak. Sular zehirlenecek, toprak ve hava kirlenecek, uçan kuşlar bile ölecek. İşlemi yapan firmanın Kanadalı olması ve kazancın büyük çoğunluğunun oraya gideceği de bir başka ayrıntı. Gerçi "yerli ve milli" bir firma olsa da ülkeye vereceği zarar değişmeyecek.

Son günlerde "Fırat'ın Doğusu"na operasyon yapılarak "güvenli bölge" oluşturulacağına ilişkin haberler giderek yoğunlaşıyor. Bu bölgeden Türkiye'ye saldırı olmadığı halde iktidarın buraya operasyon yapmakta ısrarını anlamak zor. Olsa olsa Kürt fobisi ya da Rojova'da oluşturulan özerk demokratik yönetimin başka yerlere örnek olmasından korkuluyor olabilir.

Kürt sorunu çözülmeden ne PKK ne de çatışma ve ölümlerin tamamen bitmesinin mümkün olmadığını kırk yıldır yaşanan sürecin bize gösterdiğini düşünüyorum. Kırk yılda elli bin dolayında gencimizi yitirdik ama hala aynı şeyleri yaparak farklı sonuç almayı umuyoruz. Şimdi de Suriye topraklarında sonu belirsiz bir maceraya sürüklenmek üzereyiz. Halbuki Kürtler ile barış içinde yaşamanın ülkemize kazandıracağı o kadar çok şey var ki!

Kapitalizmin kâr hırsı sınır tanımıyor. En acımasız yöntemlerle doğal zenginlikleri sömürülüp, yok ediliyor. İklim krizinin dünyayı tehdit ettiği bir dönemde bu tehdidi daha da derinleştirecek adımlar atılıyor. Yapılan ekonomik sömürüyü ve doğa talanını gizlemek, üzerini örtmek için de milliyetçi, hamaset dolu söylemlerle savaş kışkırtıcılığı yapılıyor, ülkemiz sonu belirsiz yeni bir savaşa sokulmak, ateşe atılmak isteniyor.

Geleceğimizi tehdit eden savaşlara, doğanın talanına karşı sevgiyi, barışı ve doğanın haklarına savunmak bizlere, yaşamdan yana olanlara kalıyor!