İklim için acil durum çağrısı!

Serdar ESEN 11 Eylül 2019 Çarşamba, 08:15

Bir süredir "İklim krizi" konuşuluyor. Dünyamız şu anda sanayi öncesi döneme göre ortalama 1 derece ısınmış durumda. Küresel iklim değişikliğinin etkilerini artan olağandışı hava olaylarında aşırı sıcaklık, şiddetli yağışlar, buzulların erimesi ve deniz seviyesinde yükselme, kuraklık, büyük yangınlar vb iklim olaylarında açıkça görüyoruz. Ayrıca tarım ve hayvancılık iklim değişikliğinden önemli ölçüde etkilenirken, milyonlarca insan göç etmek zorunda kalıyor.

Öncelikle küresel iklim değişikliği ya da küresel ısınmayı kısaca tanımlayalım. Atmosfere salınan karbondioksit gibi sera etkisi yaratan gazların, yer kabuğu ve denizlerin ortalama sıcaklıklarında artışa neden olmasına küresel ısınma denir. Sera etkisi doğal bir olaydır fakat çeşitli zararlı gazların insan tarafından atmosfere salınması sonucu denge bozularak küresel ısınmada artışa neden olur.

Ekim 2018'de Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli(IPCC) tarafından yapılan değerlendirmeye göre, geçmiş ve devam eden emisyonlar nedeniyle insan kökenli küresel ısınmanın on yılda 0,2 derecelik artışa neden olacağı ve küresel ısınma bu şekilde yükselmeyi sürdürürse 2030-2052 yılları arasında 1,5 dereceye ulaşacağı öne sürülüyor. Oysa Paris İklim Anlaşması'nın hedefi küresel ısınmayı bu yüzyılın sonunda 2 derecede, mümkünse 1,5 derecede tutmaktı. Üstelik daha önceki genel kabule karşın küresel ısınmayı 2 derecede tutma hedefi de yeterli olmayabilir.

1,5 derece sınırı, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğu önleme için kritik öneme sahip. Küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlandırmak, ekolojik sistemler ve yaşam alanları üzerindeki birçok kalıcı etkinin önlenmesi anlamına geliyor. Bu sınırı geçmemek için küresel emisyonları 2030 yılında 2010 yılına göre yüzde 45 azaltmak ve 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşmak gerekiyor. Bunun için tarım, enerji, sanayi, bina, ulaşım ve şehirlerde "hızlı ve geniş kapsamlı" dönüşümlere ihtiyaç var. Bu dönüşüm için de şirketlere ve hükümetlere baskı yapacak kollektif bir mücade gereği var. Şu anda Paris Anlaşması kapsamında verilen taahhütler,ısınmayı 1,5 derecede sınırlandırmaya yetmiyor. Acilen taahhütlerin yenilenmesi gerekiyor.

Kötü haber ranta ve kara dayalı bir sistemde küresel iklim değişikliği karşısında şimdiye kadar yapılanların küresel ısınmayı 1,5 derecede tutmanın yakınından bile geçmediği, İyi haberse mevcut teknoloji düzeyiyle bile bunun hala mümkün olması. Bunun için enerji kullanımımızı azaltmalı ve enerji ihtiyacımızın tamamına yakınını CO2 (Karbondioksit) emisyonu gerçekleştirmeyen yenilenebilir enerjiden sağlamalıyız.

Türkiye'ye gelecek olursak, Türkiye karbondioksit salınımı açısından dünyayı en çok kirleten ülkeler arasında 15. sırada. Öte yandan AB Komisyonu Türkiye'nin AB 2030 İklim ve Enerji politikaları ile uyumlu ulusal bir stratejiye halen sahip olmadığını belirtmekte.

Dünya Meteoroloji Örgütü verileri 2018'in bu yıla kadar ölçülen en sıcak yıl olduğunu gösteriyor. Rapor, Türkiye'deki sıcaklıkların normalden 2 ila 3 derece daha fazla olduğunu ortaya koydu. Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise yükselen deniz seviyesi oldu. Dünya genelindeki seviye 2017'ye göre ortalama 2-3 santimetre yükseldi.

Kuşkusuz ki yapmamız gereken "İklimi Değil Sistemi Değiştir"mek. Yani sınırsız büyüme, kalkınmacı politikalar yerine kaynakların adaletli dağıtılması, israf, rekabet, kirliliğe dayalı tüketim ve inşaat modellerinden vazgeçmek, kamusal ulaşıma ağırlık vermek, fosil yakıt kullanımını sonlandırmak gerekiyor. Gıda üretim ve dağıtımında da yerel gıdayı savunmak, endüstriyel tarım yerine küçük çiftçiliği, toprak verimliliğini ikame etmeye ihtiyacımız var.

Tehlike çok yakınımızda ve geleceğimiz tehdit altında! Zamanımız yok, artık bir şeyler yapma vakti!

Tüm Dünyada 20-27 Eylül arası "Küresel İklim Grevi" için eylem çağrısı var. Gelin hep birlikte iklim için harekete geçelim, acil durum çağrısını karşılıksız bırakmayalım!