Güvenli bölge mi, güvenli ülke mi?

Serdar ESEN 07 Ekim 2019 Pazartesi, 09:10

Güvenli bölge, Türkiye hükümeti  tarafından Suriye'nin kuzeyinde Afrin kantonu ile Kobani kantonu arasında oluşturulması planlanan IŞİD, YPG ve Suriye rejim güçlerinin tamamının çıkarılmasının öngörüldüğü bölgedir. Türkiye, Fırat'ın doğusunda, yani Kürtler'in özerk yönetim biçimleri oluşturduğu bölgede 30-40 km derinliğinde bir güvenli bölge oluşturulmasını istiyor. Yani bu bölgeden Kürtler ve Suriye rejim güçlerinin çekilmesini, buraya Suriye'den göç etmiş olan göçmenleri yerleştirerek bir tampon bölge oluşturmayı  hedefliyor. Bu bölgeye TOKİ aracılığı ile konutlar yapılması da planlar dahilinde.

ABD ise bu güvenli  bölgenin 5 kilometre olmasını makul buluyor. Hatta bu kapsamda sınırdaki Kürt güçleri 5 kilometre geriye çekilmiş durumda ve ABD ile Türkiye askerleri bu bölgede devriye nöbetlerine başladılar. Ancak Türkiye bu bölgenin 30-40 kilometre derinliğinde olmasında ısrarlı. Aksi halde sınır ötesi harekata geçerek bu bölgelere gireceğini  belirtmekte.

Türkiye'nin 30-40 kilometre derinlikte bir güvenli bölgede neden bu kadar ısrarlı olduğunu ben anlamakta zorlanıyorum. Bu bölgeden ülkemize bu güne kadar ciddi bir terör saldırısı olduğunu ben hatırlamıyorum. Türkiye'nin ısrarı o bölgede oluşan özerk yönetimleri dağıtmak ve Türkiye'de sayıları giderek artan Suriyeli mültecileri oraya yerleştirmek amaçlı gibi görünüyor. Böylece birden çok amaç birlikte gerçekleşmiş olacak diye düşünülüyor.

Acaba Türkiye bu amaçlarını gerçekleştirebilir mi? Ya da bu amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir harekat ne gibi sonuçlar doğurur? Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, ABD ve Rusya gibi ülkelerin desteği olmadan yapılacak bir harekatta çok ciddi kayıplar verilmesi söz konusu olabilir. Öte yandan bir başka ülkenin egemenlik alanına girmek, orada yaşayanları o topraklardan sürmek ve yerlerine başkalarını yerleştirmek etik olarak, hatta yasal olarak doğru mudur ve dünya bu durumu nasıl karşılayacaktır konusu üzerinde düşünmek gerekmektedir.

Gelelim "Güvenli Bölge" kavramına. Türkiye kendisine yönelik tehditlere dayalı olarak burada bir güvenli bölge oluşturmak istemektedir. Ancak bu bölgeden kaynaklı IŞİD haricinde bilinen bir terör eylemi  yoktur, varsa da ben bilmiyorum. Ama ülke sınırları içinde çok ciddi terör eylemleri, can kayıpları olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Türkiye sınırları içinde 2018 yılında 440 kadın öldürüldü. Çoğu eşleri, eski eşleri veya erkek arkadaşları tarafından. 2019 yılının ilk sekiz ayında ise 251 kadın yaşamını yitirdi. Öte yandan çocuklar, gençler gerek çatışmalı süreç, gerekse de yetersiz beslenme ve sağlık hizmetlerinin azlığı nedeniyle ölmeye devam ediyorlar. Son on yılda 16'sı çocuk, 6'sı kadın olmak üzere 36 kişi zırhlı araç çarpması sonucu yaşamını yitirdi. 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamında yaşamını yitiren 102 kişiyi, 21 Temmuz 2015 Suruç katliamında yitirdiğimiz 31 kişiyi, ayrıca İstanbul, Ankara, Gaziantep ve diğer bazı illerde yaşanan terör eylemlerinde ölen yüzlerce kişiyi de düşündüğümüzde ihtiyacımız güvenli bölge mi yoksa başka bir şey mi sorusu anlam kazanmaktadır.

Bana göre Türkiye'nin güvenli bölgeden çok, kendi içindeki sorunları çözme ihtiyacı vardır. Kadına yönelik şiddet, çocuklara yönelik taciz ve şiddet, hayvanlara yönelik şiddet, doğaya yönelik talan ve şiddet, ırkçılık kaynaklı farklı etnik kimlik ve inanç sahiplerine yönelik şiddet öncelikle çözüme kavuşturulması gereken sorunlardır.  

Sorun bizdedir, içimizdedir. Kuşkusuz ki sınırlarımızı koruyacağız, sınırlarımızdan bir tehlike gelme ihtimaline karşı tetikte olacağız. Ama sorunların çözümünü başka ülke topraklarında aramak yerine, bugüne kadar yapmadığımızı yapıp, kendimizle, geçmişimizle hesaplaşıp hatalarımızı düzeltip sorunların çözümüne odaklanmalıyız.

Türk-Kürt ve diğer kimliklerin, Sünni-Alevi ve diğer inançların/inançsızların eşitliğini kabul edersek önemli bir eşiği atlamış olacağız. Kadın-erkek eşitliği, hayvanların ve doğanın hakları öncelikle el almamız gereken konulardır. Kuşkusuz ki bunların hepsinden önce de kavga değil barış dilini, nefreti değil sevgiyi, hoşgörüyü, müzakereyi en temel önceliğimiz olarak kabul etmeye ihtiyacımız var.

Güvenli bölge değil, güvenli bir ülke istiyoruz!