Ergenekon; Bir varmış, bir yokmuş!

Serdar ESEN 06 Temmuz 2019 Cumartesi, 16:58

Ülke genelinde başlatılan "Ergenekon" adıyla anılan operasyonlarda asker, polis, iş insanı, siyasetçi, yazar, akademisyen ve farklı mesleklerden yüzlerce kişi gözaltına alınmıştı. Ergenekon ile bağlantılı ilk dava 25 Temmuz 2008'de, 2. Ergenekon iddianamesi ise 25 Temmuz 2009 tarihinde kabul edilmişti.

Ergenekon davasından yargılananlar arasında kamuoyunca yakından tanınan çok sayıda isim bulunmaktaydı. İlker Başbuğ, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Doğu Perinçek, Veli Küçük, Yalçın Küçük, Tuncay Özkan, Levent Ersöz bu isimlerden bazıları idi.

Ergenekon davası başladığında toplumun büyük bölümünde, özellikle sol, demokrat çevrelerde büyük bir umut ve destek vardı. Geçmişteki pek çok karanlık olayın ve ülkemiz açısından utanç verici cinayet, katliam, faili meçhullerin bu dava ile aydınlatılabileceği ve sorumluların cezalandırılabileceği düşünülüyordu. Ancak dava ilerledikçe konu ile ilgisiz kimi kişilerin, salt muhalif oldukları için, davaya katılması beklentileri azalttı, tepkileri arttırdı. Derin devletin tasfiyesi iddiası ile başlayan davanın, muhaliflerin yargılandığı bir dava görünümüne dönüşmesi, ayrıca yargılamada yapılan hukuksal hatalar da bu tepkilere haklılık kazandırdı. Örneğin  Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan'ın Ergenekon kapsamında göz altına alınması Ergenekon davasını savunanları bile isyan ettirdi.

Siyaset dünyası ise bu konuda ikiye ayrıldı. İktidar davayı sonuna kadar savunurken Erdoğan "ben bu davanın savcısıyım" diyordu. CHP ise davaya önceleri ihtiyatlı yaklaşırken, özellikle TSK komutanlarının gözaltına alınmalarından sonra davayı eleştirmeye başladı. Hatta Deniz Baykal "ben bu davanın avukatıyım" dedi. Toplumun bir bölümü davayı körü körüne destekler ve yapılanları tartışmasız onaylarken, diğer kesim ise davaya tümüyle karşı çıktı, Ergenekon diye bir örgütün olmadığını söyledi. Davaya kutupların değil de gerçeğin gözüyle bakmaya çalışan küçük bir kesim ise davaya destek verip, sonuna kadar gidilmesi gerektiğini savunurken yapılan yanlışlara da karşı çıkıyorlardı. Ancak iki önemli siyasetçiden birinin savcı diğerinin de avukat olduğu bir davadan sağlıklı bir sonuç çıkması çok zordu, öyle de oldu.

17-25 Aralık sürecinde cemaat ile arası açılan iktidar kendisine yeni bir ittifak arayışına girdi. İktidarını sürdürebilmek için MHP, VP, "derin devlet güçleri" ile ittifak kuruldu. Ergenekon sanıkları yavaş yavaş tahliye edilmeye başlandı. Geçtiğimiz günlerde ise açıklanan mahkeme kararı ile tüm Ergenekon sanıkları örgüt üyeliğinden beraat ettiler. Sanıklar aklandı, "Ergenekon" örgütü aklandı. Ancak geçen süre içerisinde yüzlerce sanık yıllarca özgürlüklerinden oldular, bazıları yaşamını yitirdi, intihar edenler oldu.

17-25 Aralık sürecinde yaşananlar ve ortaya çıkarılanlara ilişkin "Fetö bizi aldattı", "aldatıldık" diyen iktidar şimdi yine suçu cemaate atıyor ve davanın "Fetöcü" savcılar tarafından açıldığını, yanıltıldıklarını ileri sürüyorlar. Eğer herşey cemaat tarafından gerçekleştirildi ise amaç ordunun üst kademelerini gözaltına alarak cemaat üyelerini buralara yerleştirmek ve darbe için ortam yaratmak mıydı? Yoksa doğru başlayan bir operasyonu, ilgisiz kişileri, muhalifleri de torbaya atarak sulandırmak, bunun sonucunda gerçek darbecilerin ve katliamcıların da beraat ederek masum sayılmalarını sağlamak mıydı?

Amaç hangisi olursa olsun ülke çıkarına olmadığı, demokratik ve özgür bir ülke talebimize aykırı olduğu çok açık. Hangi amaçla yapılmış olursa olsun pek çok masum kişi büyük zararlar gördü ve bu ülke geçmişinde pek çok yasadışı faaliyetin içinde yer alan, katliamlar yapan, darbe girişimleri içinde yer alan çok sayıda kişi de beraat ettirilerek "masum" gösterilmiş oldu.

Ülkemiz darbe geleneği olan bir ülke. 1960, 1971, 1980 yıllarında açık darbeler yaşadık. 28 Şubat 1997'de "post modern darbe" ve 27 Nisan 2007'de "e-muhtıra" ile siyasete müdahale edildi. Bunların tümü demokratik siyasetin gerilemesine yol açtı, sol önemli yaralar aldı. Ülkemizde 2000'li yıllarda başka darbe girişimleri, planları yapılmış olması da şaşırtıcı olmaz. Gözaltına alınanlar arasında gerçekten böyle planlar içinde yer alanlar olabilir ama tümü için böyle bir suçlama yöneltmenin doğru olacağını sanmıyorum. Aynı şekilde ülkemizde yargısız infazlar, katliamlar, adam kaçırmalar, köy yakmalar gibi olayları organize eden adına "derin devlet", "kontrgerilla" vb denilen bir örgütün olduğu da bir gerçektir. Ergenekon operasyonu ile gözaltına alınanlar arasında bu tür suçlara bulaşmış oldukları bilinen isimler de vardır. Ancak bu suçlara karışanların çoğuna dokunulamamakta, elleri kana bulaşmış bu kişiler ellerini kollarını sallayarak dolaşmaktadırlar.

Ülkemiz demokrasinin tam olarak uygulandığı, hukuk devletinin var olduğu, şeffaf, adil bir yönetime sahip değildir. Bu ülkede adı "Ergenekon" veya her neyse, devlet içinde  bir örgüt vardır. Geçmişle hesaplaşmadan, geçmişteki karanlık ve yasadışı uygulamalar ortaya çıkarılmadan, suçlular cezalandırılmadan ülkede demokratik, eşit, özgür, adil, barış içinde bir gelecek inşa etmek mümkün değildir. Bunu yaparken de "savcı" ya da "avukat" olmadan hukuk içinde, adil davranmak zorunluluğu bulunmaktadır.