Devlet projesi mi, halkın projesi mi!

Serdar ESEN 19 Kasım 2020 Perşembe, 23:57

Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı'nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, Kanal İstanbul projesine karşı çıktığı için, soruşturma başlattığı açıklandı. Kanal İstanbul'a herkesin karşı çıkma hakkı olduğu konuşulurken, İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada Ekrem İmamoğlu'nun belediye imkanlarını kullanarak Kanal İstanbul aleyhine kampanya yaptığı, Kanal İstanbul'un bir "devlet  projesi" olması nedeniyle suç işlendiği belirtildi.

Bu soruşturma kararının ve ileri sürülen gerekçenin üzerine söylenecek çok şey var. Bir belediye başkanı o kentte yaşayanların oylarıyla seçilmiştir ve onları temsil eder. Kuşkusuz ki o kentte yapılacak işler konusunda olumlu/olumsuz görüşünü bildirmesi gerekir. Yapılacak iş doğrudan o kentte yaşayanları ilgilendirmektedir. Bunu yaparken de görüşünü şahıs olarak değil, belediye başkanı olarak bildirecektir doğal olarak. Görüş bildirmemesi görevini ihmal anlamına gelecektir.

Soruşturma gerekçesi olarak belediye, yani kamu kaynaklarının bu projeye itiraz için kullanılmasının suç oluşturduğu belirtilmiş. Herkes biliyor ki bu ülkede pek çok belediye kaynaklarını bir siyasi partinin reklamı için defalarca kullanmıştır. O siyasi partinin yöneticileri belediye ve bağlı şirketlerden nemalanmıştır. Belediye kaynakları ile kimi dernek, vakıf ve kurumlara kaynaklar aktarılmıştır. Bunlar karşısında ses çıkarmayanların, şimdi bir belediye başkanının, o kentte yaşayanları doğrudan ilgilendiren bir olaya ilişkin görüş bildirmesini "suç" olarak nitelemelerinin ciddiye alınacak bir yanı yoktur.

Kanal İstanbul projesinin İçişleri Bakanlığı tarafından "devlet projesi" olarak adlandırılması ve bir belediyenin kaynaklarının "devlet projesi"ni eleştirmek için kullanılamayacağının ifade edilmesi de kabul edilebilir bir gerekçe değildir. Türkiye'de "devlet projesi" diye bir kavram yoktur, bugüne kadar kullanılmamıştır. Kanal İstanbul bir kamu yatırımı olarak adlandırılabilir, "devlet projesi" olarak değil.

Bence  üzerinde durulması gereken nokta, devlet mi yoksa halk mı önce gelir konusudur. Genelde sağ siyaset devleti yüceltir, eleştirilemez olarak kabul eder, "halk devlet için vardır" der. Sol ise halk'a daha çok değer verir. "Devlet, halk için vardır" ilkesini temel alır. Halkın istemediği, halkın yararına olmayan işlerin yapılmasına karşı çıkar. Kanal İstanbul projesinde halkın çıkarına olabilecek hiçbir gerekçe yoktur, ama İstanbul halkının ve doğanın zararına pek çok sonuç ortaya çıkacağı bilim insanlarınca ileri sürülmektedir.

Kanal İstanbul projesi merkezi yönetim, hatta tek adam tarafından önerilen, halka danışılmamış, onun onayı alınmamış bir projedir. Bugün dünyanın pek çok ülkesi doğrudan demokrasi/yerinden yönetim ile yönetilirken, Türkiye en katı merkezi yönetim uygulamasının olduğu ülkelerin başında yer almaktadır. Başkanlık sistemi ile bu durum daha da pekişmiştir. Bu sistemde tüm kararlar merkezden verilmekte, yereldeki halkın ve belediyelerin görüşü alınmamaktadır.

Yerinden yönetim ilkesinin uygulandığı yerlerde ise halk doğrudan veya dolaylı olarak karar alma süreçlerine katılmaktadır. Mahalle meclisleri, ilçe ve il meclislerinde kararlar yerelde oluşturulur. Yerinden yönetim halkın kendi kendini yönetmesi, doğrudan demokrasi demektir. Yerinden yönetim uygulamasında, bir yerelde, orada yaşayan halkın istemediği bir iş yapılamaz. Ülkemizde yerinden yönetim uygulaması olsaydı İstanbul halkının onayı olmadan Kanal İstanbul yapılamaz, yöre halkı izin vermeden Kazdağlarında altın aranamazdı.

"Bir başkadır" benim ülkem. Temsili demokrasinin bile uygulanamadığı ülkemizde doğrudan demokrasi hayal gibi görünebilir. Ancak başarmak hayalden etmekten geçer diyerek, "benim kentim, benim kararım" ilkesi ile doğrudan demokrasiyi talep etmeliyiz. Aksi halde merkezi yönetimlerin, "tek adam"ların daha pek çok "çılgın proje"si ile karşı karşıya kalacağız!