Coronavirüs ve "Başka Bir Dünya"

Serdar ESEN 25 Mart 2020 Çarşamba, 12:39

Bir süredir Türkiye dahil, dünyanın büyük bölümü Coronavirüs salgınıyla mücadele içinde. Çoğu ülkede kısmi veya tam sokağa çıkma yasağı ve karantina uygulanmakta, zorunlu faaliyetler dışında herşey, adeta yaşam durmuş vaziyette.

Peki bu noktaya neden ve nasıl geldik? Geriye dönüp baktığımızda ülkemizde ve dünyada durum nasıl?

- Savaşlar yaşanıyor. Petrol savaşları, emperyalist amaçlarla sürdürülen savaşlar, farklı kimlik ve inançlara karşı yürütülen "milliyetçi" savaşlar artarak devam ediyor.

- Savaş için bir yandan silah sanayileri üretimini arttırırken diğer yandan savaşların kaynak ihtiyacı eğitim, sağlık, sosyal devlet uygulamalarından tasarruf edilerek gerçekleştiriliyor.

- Savaşların doğal sonucu halkların topraklarından sürülmesi, göç etmesi olarak ortaya çıkıyor.

- Daha fazla kazanç için bir yandan insanlar, emekçiler acımasızca sömürülürken diğer yandan da doğa sömürülüyor, yok ediliyor. Ormanların, akarsular ve diğer su kaynaklarının, tarım alanlarının talanı sürüyor. Havamız, suyumuz, toprağımız kirletiliyor.

- Neo liberal politikaların yaygınlaşması sağlık alanında da özelleştirmeyi artırıyor. Çok sayıda özel sağlık kurumu "önce kazanç" ilkesi ile piyasaya giriyor. Kent merkezlerindeki devlet hastaneleri kapatılarak, kent dışında kurulan "şehir hastaneleri" ile yeni rant alanları yaratılıyor.

- Artan nüfusa daha fazla gıdayı, daha ucuza sunup daha fazla kar etmek için GDO'lu ürünler ortaya çıkıyor. Atalık tohumlar yasaklanıp uluslararası şirketlerin kısır tohumlarının kullanılması zorunlu hale getiriliyor, zehirli tarım ilaçları ve ticari gübre kullanılarak hem gıdamız hem de toprak zehirleniyor.

- Daha fazla tüketim, daha fazla üretim, sınırsız büyüme baskısı ile enerji üretimi pompalanıyor, fosil yakıt tüketimine dayalı enerji kaynakları ile iklim değişikliği krize dönüşüyor. Özel araç kullanımının teşvik edilmesine yönelik politikalar da bunu destekliyor.

- İklim krizi, tarımda kullanılan zirai ilaçlar, GDO'lu tohumlar canlı yaşamını etkiliyor. Böcekler, arılar ve diğer canlılar gibi bakteri ve virüsler de başkalaşım geçiriyor, daha zararlı hale geliyorlar.

- İklim krizi sonucu kutuplardaki buzullar eriyor. Eriyen buzullar altından milyonlarca yıl öncesinden kalan yeni virüsler, bakteriler, hastalıklar ortaya çıkıyor.    

Bugün dünyayı tehdit eden "Coronavirüs" bilim insanlarının uzun süredir söylediği gibi neo-liberal kapitalist sistemin sağlıkta, gıdada, doğada ve diğer pek çok alanda yarattığı tahribatın bir sonucudur. "Beka" diyerek üretilen silahlar ve petrol için, kazanç için, milliyetçilik adına çıkarılan savaşlar bu salgının en önemli nedenidir. Altın için, termik santral, nükleer santral, maden için havamızı, suyumuzu, toprağımızı kirleten ve ağaçlarımızı kesenler, gıdamızı zehirleyenler bu salgının nedenidir.

Savaşa, inşaata, enerjiye yatırım için sağlık yatırımlarını kısanlar, sağlık sistemini özelleştirerek sosyal devleti yok edenler bu salgının sorumlularıdır. İnsana, sağlığa yatırım yerine biyolojik silah üretimine, insansız hava aracı üretimine yatırım yapanlar bu salgına neden olanlardır. Şimdi de salgınla mücadele için konut kredilerine, havayolu şirketlerine teşvik veriliyor. Halka "evinizden çıkmayın" deniyor ama yaşamak için çalışmak zorunda olanlara çözüm üretilmiyor, dünyada 100 milyondan fazla evsiz olduğu konuşulmuyor. "Elinizi yıkayın" deniliyor ama dünyada 3 milyar insanın ellerini yıkayabileceği imkanı olmadığından söz edilmiyor.

Bu salgınların daha tehlikeli ve daha yaygın olarak yaşanması istenmiyorsa bugüne kadar yapılanlardan ders çıkarmamız gerekir. Artık savaşlardan vazgeçmeli, komşular ve diğer ülkeler ile barış içinde yaşamalı, uluslar arası işbirliği ve enternasyonalizm geliştirilmelidir. Kaynaklar silah üretimine, daha fazla enerjiye ve betona değil sağlığa, eğitime, bilime, sosyal devlet uygulamalarına ayrılmalıdır. Sınırsız büyüme anlayışı ile tüketimi teşvik etmeyi bırakmalı, fosil yakıt kullanımını terkederek, enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerjiye önem verilmelidir. Tarımda GDO'lu tohum, zirai ilaç ve kimyasal gübre kullanımı yerine atalık tohumlarla, doğal ve organik tarım yapılmalı, endüstriyel tarım yerine küçük çiftçilik desteklenmelidir.

İnsanın doğanın hakimi değil, onun parçası olduğu anlayışı ile doğayı bir kaynak olarak görmekten vazgeçmeli, su kaynaklarımızı, havamızı, topraklarımızı korumalıyız. Her türlü ırkçılık, cinsiyetçilik, türcülük yerine eşitliği, çoğulculuğu ve doğrudan demokrasiyi savunmalı, yerinden yönetim uygulamalarını desteklemeliyiz.

Çare insanın, emeğin, doğanın sömürülmediği bir dünyada!

Evet, başka bir dünya, başka bir yaşam mümkün!