Bir umut yeter!

Serdar ESEN 27 Şubat 2018 Salı, 00:10

Bir ülke düşünün; tarımı yok olmuş, hayvancılığı bitmiş, inşaat hırsıyla dağı-tepesi taş/mermer ocaklarıyla katledilmiş, eğitimi her yıl farklı bir modelle gericileştirilmiş, yargısı tümüyle siyasallaşmış, politikacıları, gazetecileri tutuklanmış, meclisi etkisiz hale getirilip tek adam tarafından yönetilir olmuş, dış politikada yön değiştirmekten başı dönmüş, satılabilecek her şeyi satarak tüketmiş, zaten bozuk olan gelir dağılımı adeta uçuruma dönüşmüş, işsizlik ve yoksulluk tavan yapmış, yolsuzluk ve rüşvet söylentileri ayyuka çıkmış ve askerini sınır ötesine göndermiş. Söylenecek başka şeyler de var ama sanırım bu kadarı yeter! Böyle bir ülkede ne beklersiniz? Muhalefetin bu kadar olumsuzluk içinde iktidarı hallaç pamuğu gibi atmasını, oylarını arttırıp bir iktidar seçeneği haline gelmesini bekleriz değil mi?

2002 yılında demokrasi, değişim, refah ve özgürlük vaatleriyle iktidara gelen AKP, sonraki seçimlerde de oylarını sürekli arttırarak bugünlere geldi. İktidarının ilk yıllarında bu vaatlerinin bir bölümünü gerçekleştiren ya da gerçekleştirir gibi görünen AKP, sonraki yıllarda rotasını tümüyle otokrat, baskıcı bir yönetime doğru çevirdi.

2015 Kasım seçimlerinde, halkın kendisine dayatılan "kaos" ihtimaline karşı "düzeni" seçmesiyle yüzde 50 dolayında oyla yeniden tek başına iktidar olan AKP, 2017 yılında bu desteği yitirmeye başladı. MHP ile yaptığı ittifaka rağmen oyların yüzde 50'nin altına düşmesinin ardından AKP çareyi askeri harekatta gördü. PYD/YPG/PKK gerekçesiyle Afrin'e harekat başlatan AKP'nin oyları yeniden yükselişe geçti.

Peki ne olacak? 7 Haziran seçimlerinden bu yana süren siyasi krize toplumsal ve ekonomik krizin de eklenmesi, ekolojik krizin de derinleşmesi ardından başlayan Afrin harekatı sürdürülebilir bir durum olarak görülmüyor. Bu ortamda yapılacak bir seçimin anlamı olmayacak. Bir an önce OHAL'in kalkması, siyasetçi ve gazetecilerin serbest bırakılması, ülkenin normalleşme zeminine dönmesi gerekiyor. Bunlar yapılmadan ekonomide iyileşme olması da pek mümkün değil. Normalleşmeye dönüşün ise mevcut iktidar tarafından gerçekleştirilmesi olanaklı görünmüyor. Yapılması gereken, yaşanan sorunlara alternatif politikalar üretilmesi ve halkın güvenebileceği güçlü bir seçenek yaratılmasıdır. Bu gerçekleştirilemez ise, ilk seçimde(muhtemelen erken seçim) seçeneksiz olan halk, kaos ihtimaline karşı düzene, yani AKP'ye oy verecektir.

Topluma güven verecek, güçlü bir seçenek yaratılmasının nasıl mümkün olacağı temel tartışma konumuzdur. Şu anda mevcut hiçbir siyasi partinin bu seçeneği yaratabilmesi mümkün değildir. Ayrıca, mevcut siyasi partilerin/yapıların ikili, üçlü ittifakları ile de bu seçenek yaratılamaz. Yapılan araştırmalar bunu işaret etmektedir. Peki bu seçenek nasıl yaratılacaktır? Öncelikle "bir adam çıksa da bizi kurtarsa" beklentisinden bir an önce vazgeçmeliyiz. İsimlerin değil, sözlerin, fikirlerin önemine odaklanmalıyız. Bugün toplumun büyük çoğunluğu olan bitenin farkındadır ve hemen herkes, farklı nedenlerle de olsa, adalet istemektedir. Bu kesimleri bir araya getirecek yeni bir "ütopya"ya, yeni bir ortak yaşam projesine ihtiyaç vardır. Kendini mağdur hisseden tüm toplum kesimlerinin belirli ilkeler etrafında bir araya gelmesi, yerelden, mahalleden başlayarak yeni bir toplumsal dinamiği harekete geçirmesine ihtiyacımız var.

"Kuvvetler ayrılığının temel olduğu demokratik parlamenter sistem", "siyasetin etkisinden arındırılmış bir yargı" gibi birkaç ilke temel alınarak ve yerelin sorunlarını da gündemine alarak bu oluşum için zaman geçirmeden çalışmalara başlanması gerekiyor. Bence burada dikkat etmemiz gereken nokta, çalışmaların hiçbir siyasi partinin hiyerarşisi altında yürütülmemesi ve ilkeleri benimseyen hiçbir toplum kesimi ve bireyi dışlamamasıdır. Çalışmalarda toplumsal uzlaşma ihtiyacı gözden kaçırılmamalıdır. Yapılacak çalışmalarda ise en önemli görev, toplumun en özgürlükçü kesimleri olan kadınlara ve gençlere düşmektedir.

Kuşkusuz ki bunu gerçekleştirmek kolay değil. "Bir kişi çıksın ülkeyi kurtarsın" veya "herkes A partisi etrafında toplansın" kolaycılığına karşı oldukça zor bir iş. Hem emek hem de zaman istiyor. Ancak başka da çıkış yolu yok gibi görünüyor. En büyük sorunlardan biri ise topluma yerleşmiş olan "umutsuzluk". Önce ülkenin geleceğine ve kendimize güvenmeli, umutsuzluk çemberinden bir an önce kurtulmalıyız. Unutmayalım ki her mücadele sonunda mutlaka kazanamayabiliriz, ama mücadele etmeden de kazanmak mümkün değildir!

Yerellerde atılacak küçük bir adım, yakılacak bir kıvılcım toplumun yeniden umutlanmasını ve bu umudun kartopu gibi büyümesini sağlayabilir.

Ya korkuya teslim olacağız, ya da umudu büyütecek, demokrasiyi yeşerteceğiz!