Barış

Serdar ESEN 31 Ağustos 2020 Pazartesi, 23:00

Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Almanya'nın 1939 yılında Polonya'yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı'nı başlattığı tarih olan 1 Eylül'ü "Dünya Barış Günü" olarak ilan etmişti.

Daha sonra Birleşmiş Milletler, dünya çapında çatışmaların önlenmesi ve barışın tesisi yolunda bilinçlenmeyi arttırma amacıyla 21 Eylül'ü "Barış Günü" olarak kabul etti. Ancak Türkiye ve dünyanın bir bölümünde "Barış Günü" daha çok 1 Eylül olarak kabul ediliyor ve kutlanıyor.

Kuşkusuz ki önemli olan barıştır, "Dünya Barış Günü"nün 1 Eylül veya 21 Eylül olması çok da önemli değildir. Çünkü "barış" demek düşmanlığın olmaması demektir. Kötülükten, kavgalardan, savaşlardan, ölümden uzak biçimde yaşamaktır.

Mustafa Kemal Atatürk, "Yurtta Barış, Dünyada Barış" derken, Benjamin Franklin, "Savaşın İyisi Barışın Kötüsü Olmaz" demiştir. A. Puşkin, "Kötü bir Barış İyi Bir Savaştan Daha İyidir" derken Yunan Şairi Yannis Ritsos'un "Barış" şiirinden kısa bir bölüm şöyledir;

"Çocuğun gördüğü düştür barış

Ananın gördüğü düştür barış

Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış"

Barış, yaşadığımız bu günlerde çok daha fazla önem taşır duruma geldi. Aslında çok uzun yıllardır barış dediğimizde daha çok "Kürt sorunu"nda barış öne çıkmaktaydı. Hala da öyle sayılır. Kürt halkının insan olmaktan kaynaklı haklarının inkarı nedeniyle son kırk yılda, belki elli, belki altmış bin yurttaşımız(Türk ve Kürt) yaşamını yitirdi. 2013 yılında başlatılan "Barış süreci" ile sorunun çözümü umudu yaratıldı ise de, iktidara oy getirmediği anlaşılınca 2015 Seçimleri ardından sona erdirildi.

Bugünlere geldiğimizde "Barış" sözcüğü "Kürt sorunu" dışında pek çok anlamı da anımsatıyor. AKP ve iktidar ortakları yaşadıkları sıkışmışlığı aşmak için pek çok alanda savaş, çatışma yaratma peşinde. Bir süredir Irak ve Suriye'de çatışma ortamının içinde olan Türkiye, bir süre önce Libya'daki iktidar mücadelesinin içine girdi, Libya'ya asker gönderdi. Yakın zamanda Doğu Akdeniz'de petrol arama amacıyla gemilerini göndererek Yunanistan ile gerilimi arttırdı. AB ülkelerinin Yunanistan'ın yanında yer almasıyla yalnız kalan Türkiye, iktidarı için gerekli olan gerilimi sürdürmeye devam ediyor. Ne yazık ki CHP ve İYİ Parti "milli mesele" diyerek iktidarın yanında yer alıyorlar.

Barış ihtiyacı bunlarla da sınırlı değil. Ülkemizin doğası, dağları, akarsuları ve şehirleri sürekli yıkım ve talan tehdidi altında. Her an bir yerlerde altın madeni, taş ocağı, HES, JES veya başka bir ekolojik yıkım projesi gündeme geliyor. Şu anda 68 kentte 766 yeni maden projesi için ihale süreci başlatılmış durumda. Bu projeler gerçekleşir ise bizler için yaşam umudu kalmayacak. O halde doğa ile de barış da kaçınılmaz görünüyor.

Son günlerde gündemde olan bir konu da "av ihaleleri". Ülkemizin dağlarındaki çeşit çeşit hayvanlarımız avcıların "sözde spor" eğlencesi olmak üzere. Hemen her gün yeni bir ihale açılıyor, ülkenin döviz ihtiyacının da etkisi ile hayvanlarımızın, canlarımızın katledilmesi için ihaleler açılıyor. Can dostlarımızla da barış gerekiyor.

Barış ihtiyacı bunlarla da sınırlı değil. Son dönemde önce Ayasofya sonra da Kariye müzeleri cami olarak ibadete açıldı. Hristiyan dinine inanan milyonlarca insan bu kararlar sonucu kendilerini kötü hissettiler. İbadet yerlerinin ellerinden alındığını, geçmişten kalan değerlerin yok edileceğini düşündüler, üzüldüler. Farklı inançlar ile barış içinde yaşamak zorundayız.  

Bu ülkede, belki hukuk ve adalet ihtiyacından sonra, en önemli ihtiyaç ve talep "barış". Ekmek ve su gibi bir ihtiyaç. Ya barışa sahip çıkacak, barış için mücadele edeceğiz, ya da esir, köle olarak yaşamaya devam edeceğiz!